Esenler’in insanları pisliktir. Bağcılar’da oturanlar terbiyesizdir. Güngören’in çocukları veremlidir, lanetlidir. Küçükçekmece’de oturanlar leş gibi kokar. Gaziosmanpaşa, Habipler, Sultanbeyli, Suntangazi pislik yerlerdir, buralarda oturulmaz. Evet, kesinlikle oturulmaz. Eğer oturulabilseydi, bu gibi yerlerin Belediye başkanları kendi ilçelerinde otururdu. Kendi yönettiği ilçede oturmayı aşağılık bir durum olarak gören Belediye başkanlarının çoğunluk teşkil ettiği bir şehirdir İstanbul. Bunu wikipedi’ye girin bence. Bu bal gibi “efradına cami ağyarına mani” bir tanımdır.
Hasta mısın lan sen? Manyak mısın olum? Nasıl bir mantık lan bu? Kafam basmıyor! Nasıl oluyor da kendi ilçenizde değil de korunaklı allı süslü pudralı sidikli yerlerde yaşayabiliyorsunuz? İnsan utanır bir kere. Cidden utanır. Şimdi, düşündüm açıkçası, bu adamların isimlerini versem mi diye. Dava falan açabilirler. Dava açsalar ne olur ki? Bilmiyorum, hiçbir fikrim yok. Geçen bir yazım için ihtar gibi bir metin gelmiş. Falanca yazıyı şu tarihe kadar kaldırmazsanız, hakkınızda falan filan yapılacaktır diye. Resmiyet durumuna bakmaksızın: “İyi olur. Biraz yatıp çıkmak fena olmaz. Canım sıkılıyor zaten.” diye yanıtladım. Eski full yatıcı belediye başkanlarının kendi ilçelerinde değil de Florya’da özel havuzlu sitelerde yaşadığını biliyordum. Ama şimdiki hizmet ettiğine inandığım adamların da aynı hastalıktan muzdarip olduğunu öğrenince üzüldüm. Görevini tamamlayıp lüks sitelere taşınan adamlar da var. Onları anlayışla karşılayabiliriz elbette. Her neyse. Vaz geçtim isim vermekten, hayır, başka sebeplerden dolayı. Adımın geçtiği yerler zorluk yaşamasınlar diye… …yazının devamını okumak için tıklayın.
Bülent Akyürek abi, artık katıldığı programlardan düşük de olsa, standart bir ücret alacağını ilan etmiş. İlginç olan Bülent abinin bunu söylemesi değil, şimdiye kadar ücretsiz olarak katıldığı programlarda ev sahipliği yapanların bunu söyletmeleri… Biraz böyle bir şey var. Konuk gelip birkaç gününü ayırıp döndüğünde, yeterince kurnaz biri değilse, eve eli boş dönüyor, hatta belki cepten de yemek zorunda kalıyor. Ki, Bülent abinin cepten yiyecek kadar büyük cepli biri olmadığı belli.
Başörtü tartışmaları bir parlayıp bir sönse de son zamanlarda gündemimizi en çok işgal eden konulardan biri. Bir yandan başörtülülerin hak ve özgürlükleri, kılık kıyafetleriyle okulda okuma ve çalışma serbestlikleri tartışılırken diğer yandan İslami camia kendi içinde tesettürün bir yozlaşmaya maruz kaldığını konuşuyor.