top-image

Yassı Ada’da kamp yapma fikri girmişken akıllarımıza, bizim gibi tutkulu ve macera arayan insanlar için yapacak pek bir şey yoktur. Yassı Ada’da kamp yapılacaktır. Yedi kişilik kamp ekibinin son gün yarısı dökülse de, arkadaşların çoğu gelmese de (gelemese dememi yeğlerlerdi) yedi kişi iken ancak üç kişi gidebilsek de, gitmeyi kafamıza koymuştuk bir kere. Ve çıktık yola. Issız bir adada kalacaktık, kimsenin yaşamadığı, pek uğrayanı olmayan bir adada.

Akşamüzeri Eyüp’ten bizi bekleyen tekneye üç kişi olarak binip yola koyulmuştuk. Henüz yeni açılmışken unuttuğumuz şeyler olup olmadığını kontrol etmek bakımından unutulması muhtemel olan çay kaşığı ve benzeri şeylerin alınıp alınmadığını sorgularken en önemli şey olan ekmek ve suyu unuttuğumuzu fark ettik. En yakın limana yanaşarak bu eksikleri de tamamladıktan sonra yolumuza devam etmeye başladık. Ama ekmek ve suyu unutmuş olmamıza biz bile inanamamıştık. Bizi getiren tekne geri dönecek biz ise kimsenin olmadığı bir adada üç gün kalacaktık. Bir şeyler unutmak bizim için çok kötü olabilirdi.

İlk defa tekne yolculuğu yapacak olan ben gayet heyecanlıydım tabi ki. İlk bir saatlik yolculuğumuz İstanbul siluetini temaşa ederek geçti. Ekibimizin tarihçisi, hukukçusu ve geleceğin siyasetçisi Cem bizlere Süleymaniye minarelerinden, Yavuz Selim Camiinden, kilise ve tarihi yapılar hakkında anekdotlar aktarırken gökyüzündeki aydınlık yerini karanlığa bırakmak üzereydi ve yol tükenmekteydi. Kaptanın arkasına bakıp bizim tedirgin halimizden dolayı gülümsemesini yine tedirginlikle karşılıyor, “acaba devrileceğiz de kaptan bize gülerek çaktırmamaya mı çalışıyor” diyerek espri yapmakta, boğaz çıkışındaki dalgalarda sallanan teknede güneşin batışını seyrederek ferahlamaya çalışmaktaydım. Sertifikalı kaptanımız ve ekibimizin demir başı Yusuf bizi yol hakkında bilgilendiriyor, ara sıra tekne kaptanı ile sıkı bir muhabbete dalıyor, denize ve tekneye alışık olduğunu ispatlarcasına rahat hareketlerle teknenin uç kısmına gidip Captain Black sigarasından sıkı bir duman asılıyor…

Hava iyice kararıyor. Yassı ada uzaktan görünmeye başlıyor. Deniz gayet dalgalı. Zar zor iskeleye yanaşıyoruz. Bu arada adada birkaç kişinin olduğunu görüyoruz. Birkaç balıkçı, ağ atmışlar ve çok dalgadan dolayı açılamayınca adada konaklamak zorunda kalmışlar. Eşyaları alıp kamp kuracağımız mekana doğru gitmeden, evden getirmeyi unuttuğumuz ama tekne kaptanından ödünç aldığımız çaydanlığı da unutmuyoruz tabi ki.

…yazının devamını okumak için tıklayın.


Bir gece vakti gökyüzüne bakacak ellerin. Yıldızlar bile avuçlarındaki boşluğu görecek. Sessiz ve saklı bir dua dökülecek dudaklarından. Bir yıldız kayacak, bir gözyaşı akacak, bir pişmanlık gelip kurulacak, hatıralar gelip öylece karşında duracak. Duracak gidişatı her şeyin, perdenin arkasından baktığın sokaklar daralacak. Kimseler olmayacak yanında. Elini tutacak kimse kalmayınca, anlatmaya çalıştığın ama anlatamadığın şeyler birikince anlayacaksın neden geceleri gezdiğimi, neden en çok geceleri sevdiğimi.

Derin cümlelerin olduğunda ve bir söz için dudaklarını aralandığında uyanacaksın hayata. Daha yeni merhaba diyeceksin güneşe, yıldızlara. İlk adımın gibi, ilk hüzünlerin olacak yeni. Bir cümleye başlayıp sonra tamamlamadan bırakıp her şeyi gideceksin. Çünkü bileceksin sonunu getiremeyeceğini, artık hiçbir cümlenin sonunun gelmeyeceğini. Cümlelerin hep yarım kalacak, kimseler anlamayacak seni. Sonunun geldiğini sanacaksın belki, çıkıp gezeceksin bir gece vakti.

Bir gece vakti gökyüzüne bakacak ellerin. Boşluğa kayacak gözlerin, ıssız ve derin yokluğa. Kalabalıklar içinde yalnız kalacak, hep saklı hıçkırıklar tutacaksın. Kendi haline bırakıp gidebildiğin zaman her şeyi ardına bakmadan, pervazsız sözlere ve oyunlara aldırmadan, anlayacaksın beni. Aynı kitaplar yeni şeyler anlatmaya başladığında anlayacaksın beni, titreten şey neydi sesimi. Duvarlar arasında sıkışıp kalınca fikirlerin, kitaplara sığmayınca sözcüklerin, sokaklar meskenin olunca bileceksin. Bileceksin neden boşluğa bakardı gözlerim, nedeni nedir garip sandığın sözlerimin.

Bir gece vakti gökyüzüne bakacak ellerin ve ben bunları göremeyecek kadar önceden gitmiş olacağım. Anlatmaya çalıştığımda bu!

(Bu yazım Körpe Kalemler’de yayınlanmıştır.)

Kaidelerin, kuralların, teorilerin, duygusuzluğu kara kule gibi dikildiğinde hayatımıza, bir şeyler söylemenin, bir şeyler yapmak gerektiğinin acısı ve sızısı yorarken bizi, bize lazım olan bir şeyin ihtiyacını hissederiz.
Yorulmuşluktan, çaresizlikten, umutsuzluğumuza yol veren çıkmazların içinden sıyrılıp, yeniden başlamak, silkelenip dağıtmak isteriz kara bulutları.

Sonuca varan yollar ufukta olsa da, bir sis kaplayıp kuşatsa da düşüncelerini, deli eden anlamsızlıkların kırgınlığı olsa da, bu karanlığı delecek ışık, bu kuşatmayı yaracak irade, bu komployu çürütecek fikir, içinde bir yerlerde, sende…
Karanlığın hükmüne inanma. Modern hayatın, ruhunu söndüren kurallarına diren, kaidelerin sertliği incitse bile yıldırmasın seni.

Yoluna çıkan engellerden, otoriter mantığın hissiz/duygusuz tavrından, hayatını saran ablukadan sana iletilmek istenen bir mesaj var. Arayışlarını kendine yönelt. Sorunların, çıkmazların anlamını deşelemeden önce kendine dön, gidişatı sorgulamadan önce kendini sorgula ve içinde, derinlerde toz tutmuş coşkuyu bul. Coşkularını diri tut, umutlarını sakla, tutkularından güç al.

Çilelerin sana ışık olacak, yolunu aydınlatacak. Yorgunlukların, yoldaki tabelalar gibi seni aydınlığa götürecek. Tutkuların sana enerji verecek, şimdiki zamanda sessizce aklında dursalar bile, onları hiçbir zaman kaybetme. Duygularını haykıramasan bile, silinip gitmesine izin verme, güzel günler için dursun ceplerinde.
Duaların, destekçin ve koruyucun olacak, usanmadan, bıkmadan, umutsuzluğa kapılmadan iste…

İhanetler sarsa da seni, yoldaşların bıraksa da elini, ruhuna tırmanan hissiz/duygusuz süvarilere izin verme, mevzini terk etme… Korkma, ceplerinde duaların var, unutma!

(Çok eskiden yazmış idim, şincik buldum)

Zaman zaman dinleyip mutlu oluyorum, bir tuhaf oluyorum, hafif gülümsüyor biraz hüzünleniyorum. Ne garip!

Hababam Sınıfı Filminden — Son Verdim – Adile Naşit

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Hababam Sınıfı Filminden — Sen Gidince – Adile Naşit

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Gülen Gözler Filminden — Veriyor musun – Şener Şen

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Ne haber – Kemal Sunal

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

(Merve Büşra* yazdı)

Rüyalarıma giriyorsun artık
Evcilik oynuyoruz birlikte

Sen bana öğretiyorsun kuralları
Şiir yazıyoruz beraberce

Geleceğe…

Ben sana çay yapıyorum şakacıktan
Sonra olmamış diyorsun, tekrar yapıyorum

Gülüyoruz, defterlere resimler çiziyoruz

Annen gelir diye korkuyoruz ama

Oyuna da hiç ara vermiyoruz…

Telefon ediyoruz sonra bilmediğimiz numaralara,
Komşunun ziline basıp kaçıyoruz,

Sonra sen benim saçımla oynuyorsun
Tokalar takıyorsun, okşuyorsun…

Ne de güzel saçların varmış diyorsun… …yazının devamını okumak için tıklayın.

bottom-img
Alemin Renkleri | Abdullah Kibritçi