top-image

İşte bu gördüğünüz köprü ve üzerinde akan arabalar, bir damar ve damarda akan kan kadar sıradan akıyor, çalan kornaların kırılan bir kemik gibi ses verdiği akşamlarda martılar yüzünü kıbleye dönüp kanatlarını açarak dua ediyor, âminlerle birlikte bir küçük kuş kanatlarını yüzüne sürüyor ve göz kapaklarım kapanınca hasretle yanıp tutuşan kirpiklerim birbirleri ile musafaha ediyor.

Geceler boyu ceset topluyoruz, sabah olunca hiçbir şey olmamış gibi bizde bilet kuyruğuna giriyoruz. Geceler boyu âşık oluyor, pamuk şeker tadında cümleler kuruyor, çayın içinde kaybolan şekerin erimesine eşlik edip eriyor, acıyan yanlarımızı saklayarak damaklarda bir tat oluyoruz. Geceler boyu ceset topluyor, enkazın altında kutu kutu pense oynuyor, cesetlerden labirentler kurup yolu bulabilmesini umarak gülücüklerimizi bu labirentin içine salıyoruz. Hastalıklı gülücükler var suratımızda, gözyaşlarımızı damıtarak sunuyoruz konu komşuya, ağladığımız bilinmesin topladığımız cesetler görünmesin diye.

Sanki kırık bir misket yırtınarak dolaşıyor damarlarımda, sanki bir diken saplanmış damağıma, ben sustukça kırık misket hırçınlaşıyor, damağımdaki diken konuştukça batıyor. Saçını çekip durdurmak, silahımı çekip sıkmak istiyorum topuklarının bir karış yukarısına, ciğerlerime çekip boğulmaktansa izmarit gibi bileğime basıp söndürmek istiyorum acıların fiyakasını. Her seferinde sobeliyor hüzün, önünü arkasını ve saklanmayanı…

Kurduğum cümlelerin susamı eksik, gecelerimin uykusu ve gözlerinin buğusu eksik, hayatımın “sen”i, adıma yazılan şiirlerin “ben”i eksik. Dikenlerin gülleri, gülenlerin hüzünleri, ölenlerin öcüleri, selam verenlerin geceleri eksik. Konuşanların sözleri, susanların sessizliği, dostların gücü eksik. Gündüzler geceye kalb oluyor, bulutlar delik deşik.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Bu şarkı eşliğinde kaç saat yürünür? Dört mü? Beş mi?
Bilemediniz.

Yazacağım, çalacağım, gezeceğim hepsi bu. Başka bir şey istemeyin.


Çok teknolojiksiniz yavrum
Romantik olun biraz ampulü söndürün mumu yakın
Ayıptır göbeğinizi kaşımayın
Bizim gibi yapın sekreter tutun mankenlere kaşıtın
Fındık kırın fincan taşırın
Başınızı açın kıçınızı açın ufkunuzu açın
Kapatın çenenizi gülücükler saçın.

Çok mızıkçısınız yavrum
İnin kürsüden mahallede ip atlayın
Geberin, muhtar bile olamayın
Misket oynarken Allah demeyin büyü yapmayın
Döverim bak bize gol atmayın
Vermiyorum topunuzu hadi uzayın.

Çok hayalcisiniz yavrum
Evcilik oynayın devlete el atmayın
Kurumlar bizim ihalelere sarkmayın
Çoban olun çiftçi olun kahvede okey oynayın
İstikrardan bahsedip artistik yapmayın
Yuh artık birazda iktidar olmayın.

Atatürkçülük, çağdaşlık, laiklik mırın kırın
Hala anlamıyorsun değil mi
Hay ben senin bidon kafanın…

(Abdullah Kibritçi)

Gemi su alıyor kaptan
Kaptan nefes alıyor gemi
Toprağa batıyoruz yavaşça
Giyin ölüm yeleklerinizi.

Filikalar iniyor çukura
Üstüne fatiha ve biraz toprak
Hanımlar çarşıda vitrinlere tapıyor
Degaje kefen beğeniyor sırıtarak.

Ekranın karşısında otobüs beklenir
Bu Zincirlikuyu bu Karacaahmet
Sıraya geçip bilet alıyoruz:
Bu mezar gişe rekoru kırmış Nedamet!

Öncelikle ölenlere yol verin
Utangaç çocuklar gibi sessiz
Smokinsiz bir törendir ölüm
Ceset kadar kimsesiz.


(Bu şiirim Ölçü Dergisinde yayınlanmış. Henüz görmedik ama Sami öyle dedi.)


Karabasana rüşvet verdim kapkara basacağız ayağımız yalın
Gayet karlı bir iş kardan adam yapıp satacağız karın hepsi kardan adamın
Eldivenlerine işeyeceğiz uykularını ıslattığımız sidikli çocukların
Şeytanların sokağında ıslık çalacağız gelsin yanımıza korkmasın
Bölüşeceğiz kemiklerini sırayla açacağız mezarını medeniyetlerin toplumların
Asiti kaçan gazoz gibi aklını kaçıracağız ve dinini köşedeki cahil bakkalın
Yanaklarına kül sürüp süsleyeceğiz bugün düğünü var uhu ile tutkalın
Bugünün yarını kardan adamın göbeği var sesi ve ensesi kalın
Karebe oynuyoruz gecenin bir köründe sessiz olun güneşi söndürün ayı yakın
Caddenin ışıklarını çalın ince ince doğrayın başınıza taç yapın
Çalacağız özgürlüğünü heykelini meydanını domuzların arkamızı kollayın
Bağırıyoruz profiterol gibi değil lanet bir tadı var merminin çuvaldızın
Mermi bomba tank tüfek kot pantolon converse ayakkabı dışın dışın
Jöleli kalpler taralı saçlar bizim arkadaşlar peşinde tatlı sarışının
Direnirken vurulduk popüler sancılar içinde ölürken damağımda tadı Avrupa’nın
Alacaklar bizi öpersek pipisini vaftizli bebeklerin mübarek sakalını papazın
Kredi alacağız kira öder gibi döneceğiz hesabına Matta’nın Markos’un Luka’nın
Kafasına mancınık dayamışlar sormuşlar hesabını medeniyet laflarının
Kurtarmışlar akıllarını ağabeylerin jiplere bindirmişler amanın da amanın
Kına gecesine Elvis Presley gelmiş Suzan’ın mutlu olun artık kına yakın
Kritere uyacağız ya vidanjör bedava çekin ciğerlerinize şifa niyetine laiklik alın
Kimseyi asmayın mandallayın donuna zaferan sürün sahile donla uzananın
Rakip boksörün dudağına yapışacağız ringde diyalog hakkı var Raki Balboa’nın
Hesabını soracaklar atar damarlarımızın fraktal yapısının cinsel hayatını solucanın
Elinizde pena kulağınızda küpe Kentucky’den yiyin kampanya var kokoreç almayın
Medeni olmak için tuvalet kâğıdı kullanın adınızı soyadınızı dininizi yazıp yollayın
Çantanızı başınıza alın aklınızı toplamayı unutmayın Müslüman kalın
Haydi zil çaldı çocuklar arkası yarın.

Bu şiirim Körpe Kalemler’de yayınlanmıştır…

bottom-img
Alemin Renkleri | Abdullah Kibritçi