top-image

Boşnak şarkıları hep içli, hep derin olur. O toprakların derdi kederi, o insanların acıları gün yüzüne çıkmaz, o insanlar oturup sızlanamaz, güçlüdürler. Ama acıyı ve derinliği şarkılarında yakalamak mümkündür, onların kendileri gibi şarkıları da güçlüdür.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

(Zehra ablaya teşekkürler)

En sonunda, odanın öbür ucundaki saksı da devrilmişti, adam hırıltıyla nefes alıp verirken pencere de hızla kapanmış, camları dökülmüştü gürültüyle. Uzak doğu yapımı pembe bir filmin içine zorla çekip sürülmüştü. Asma bir köprünün üstünde, bir elinde armut bir elinde samuray kılıcı ve mavi pijamalarıyla kalakalmıştı. Altında akan balık nehrinin serin balıklarında yerliler su arıyorlardı, yakaladıkları balıkların karnını deşerek. Karada ise köstebekler tanışmak için insan arıyordu toprağı eşeleyerek. Set ekibi fotografik olsun diye gökten kızıl yapraklar yağdırıyordu.. kızıl yapraklar, güller, yay bacaklı çekirgeler.

Adam yeniden nefes almayı denediğinde devrilen saksıların altındaki sehpa da etrafa çarparak uçup hızla adamın burnuna kaçtı, tıpkı saksılar gibi.. komodin, cranberries posteri, sürahi gibi…

Asma köprünün sonuna vardığında küçük kızının “baba artık uyan” sesini duydu. Biranda kendine geldi, hafifçe gözlerini araladı. Adamın küçük bir kızı falan yoktu, inanmadı o yüzden uyandığına, bunlar kandırmacaydı. Önceki gece, tüm her yer sessizleştiğinde yan odadaki hastayla buluşup mum ışığında serum tokuşturdukları da kandırmacaydı, enjektörlerin içine nevresim parçacıklarını tıkıp sigara niyetine tüttürmeleri de…

Henüz dizimde çamurlar hem üzgünüm biraz

Üzgünüm dedim bu benim tesellim

Olsun diyorum boğulmadım henüz

Ben işte böyleyim defansları severim

 

O vakitte ben yoktum bilmiyorum nerdeydim

Üstümüz başımız da bizim değildi modayla gökten indi

Amentünün bile şarkısı vardı

Sormayın zembil henüz moda değildi

 

Gamzem çalındı yanağımdan gülmeye utandım

Hasretle aradım yabancı gibi kendimi

Harflerim köpekleşmenin kurbanı oldu

Bir gamze bile üretemedi koca sanayi devrimi

 

Oyun kuramadım sözcüklerim kayıptı

Sarhoş fikirler yuttum hepsi piç düzenbaz

Güneş ardımızda kalmıştı yönümüz ufkumuz batı

Bilemedik saksıda define aranmaz

 

Büyümek istedim büyüsün diye yumruğum

Aradan uzun yıllar geçti şerit şerit yollar

Kemara yükselirken Beyrut ağlıyordu

Fonda eski günlerden kalma içli bir şarkı var

 

Kale arkası bir seyirdeyim her şey yarım yamalak…

böyle olmayacak

ağır geliyor ağırdan alıp meseleler

bu ev senin bu ev senin bu ev…

dolmuş bir kalp ne eder?

 

nokta nokta nokta’lardan olma

zikir kovasının açtığı kadar bir yer

oturup huzur bulmalık

kendim için ayırdığım bir mesken

kendi içime kaçtığım

sokaklarda

mutlu olmak neyse de

huzur…

unutulan bir olasılık.

 

dünyalık ne varsa yunmadan gelmiş yanıma

içime kara bulutlar çökelir

o benim huzurum bayramlık ayakkabım

tertemiz gelir

ya giderse?

evini bulamamak diyorum ben buna

başka ne denir.

(ne ölünür ne ağlanır, ortada kalınır)

 

zuhuratlarım yok oysa

tesellim ele avuca gelmez sızılarım

-ve sen şiirlerimi sensiz bırakma-

bu ev senin bu ev senin bu ev…

henüz yaşken kırıldım.

vur patlasın
dudaklarım
çal oynasın
aklım yerinden.

buralar bizim değil
söz lazım değil bu aralar
tut elimden.

dünya denen gölgelikte
misket takası
ayaküstü biraz sevinç
ve biraz hüzün
ekmek arası…

(Bu şiir senin)

Sayfa: 12« 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 »Last »
bottom-img
Alemin Renkleri | Abdullah Kibritçi