top-image

Şiirler kategorisindeki tüm yazılar listelendi...

böyle olmayacak

ağır geliyor ağırdan alıp meseleler

bu ev senin bu ev senin bu ev…

dolmuş bir kalp ne eder?

 

nokta nokta nokta’lardan olma

zikir kovasının açtığı kadar bir yer

oturup huzur bulmalık

kendim için ayırdığım bir mesken

kendi içime kaçtığım

sokaklarda

mutlu olmak neyse de

huzur…

unutulan bir olasılık.

 

dünyalık ne varsa yunmadan gelmiş yanıma

içime kara bulutlar çökelir

o benim huzurum bayramlık ayakkabım

tertemiz gelir

ya giderse?

evini bulamamak diyorum ben buna

başka ne denir.

(ne ölünür ne ağlanır, ortada kalınır)

 

zuhuratlarım yok oysa

tesellim ele avuca gelmez sızılarım

-ve sen şiirlerimi sensiz bırakma-

bu ev senin bu ev senin bu ev…

henüz yaşken kırıldım.

vur patlasın
dudaklarım
çal oynasın
aklım yerinden.

buralar bizim değil
söz lazım değil bu aralar
tut elimden.

dünya denen gölgelikte
misket takası
ayaküstü biraz sevinç
ve biraz hüzün
ekmek arası…

(Bu şiir senin)

Lat, Menat, Uzza ve Coca Cola ve Dolce Gabbana
Hızlı yaşa, hızlı öl, hızlı tüket, hızlı tapın
Helvadan tanrılarınızı getirin yerine asitlisini verelim
Garantisi var, kaskosu var, sigortası var abla bunların.
 
Lat, Menat, Uzza ve Converse ve Dunlop
Hangi reyonda hangi ürüne tapalım mesaj gönderin siz belirleyin
Çift hatlılar, çift kameralılar, çifte hayatlar, dokunmatik kuşlar
Dokunsak halimize ağlayacaklar pillerinin yettiği kadar.
 
Lat, Menat, Uzza ve Ray Ban ve Hotel Marina
Sabah şekerleri ve akşam haberleri
Açık büfe kahvaltı, çocuklara ve ölülere yüzde yirmi indirim
Sayenizde koca siyah gözlükler satılsın, ölseniz de tüketin.
 
Lat, Menat, Uzza ve Fenerbahçe ve borsa
İyi oynayan kazansın birde parası çok olan
Moda diyelim Avrupa’dan yeni tanrılar getirelim
Yüzümüzü batıya dönelim götümüz açıkta kalsın
Paris’ten düşünelim utanacaksa İstanbul utansın…

hayat bu mudur
pırlayan kuşlar, güzel akşamlar
bir seherin tadı içimizde
bir bebeğin paytak yürüyüşü
ne kalacak geriye
şehrin ışıklarından
bir gülümseme belki
albümlerden arta kalan.

avuçlarım acıyor sevgilim
dünya kayıyor ellerimden
bu damarlarımda akan
bu yaşlansa da taptaze duran
hayat akıyor
ve hüzün ne de yakışıyor
kıymetini bilene.

akşamlarımız vardı
muhabbet dolu şen şakrak
şu akvaryum şu şişko balık
şu resim de çok komik
bak bu en sevdiğim kazağım
bunlar da okuldan arkadaşlar
şimdi her şeye ne kadar uzağım.

sabahlarımız vardı
kuş sesleri, ah o menekşeler
severdim gün doğarken gezmeyi
ve taze ekmek kokusu
yaşadım işte bir ninni gibi

II

ben hayatı ninemin ellerinde gördüm
bayat ekmek gibi ufalanan
tadı yoktu hiç bir şeyin
bir teheccüd vakti kadar
alnı öpülesiydi secdenin
bir öğle vakti uykuya dalmak
anladın değil mi sevdiğim.

bahadır balkondan bakıyor
o hasta adam sigara içiyor
şu kadın çok titiz
yağmura bile yüz vermiyor
gülesi geliyor insanın
gülesi geliyor bebek görünce
zaten bebekler de gülüyor
dünyalık ne varsa işte
her şeye…

pamuk şeker yemeliyiz
elma şekeri de
vapura da binmeliyiz
son kere
son kere İstanbul sefası
bu Allahın belası sigaradan son fırt
bu hayatta son nefes
son bir işrak
gitmeliyiz
hayatı tadında bırakarak…

Okudum, aldım selamını
Başım gözüm üstüne

İçimden bir şey geldi

Saçlarına düşen akları görünce:
Dedim öpsem elini…

Kıvırdım kenarlarını bazı sayfaların
Ninemden öğrenmiştim bunu ben

O da yapardı

Kalkınca seccadeden.

Seccade kokusu, tespih sesi
Gibi iyi geldi nefesin
Demiştin değil mi:
“gelmeyin, burası derin”

İbrahimTenekeci’ye…

Sayfa: 2« 1 2 3 4 5 6 7 »
bottom-img
Alemin Renkleri | Abdullah Kibritçi