top-image

Ortaya Karışık kategorisindeki tüm yazılar listelendi...

Geçen gün anneannemlerde yemek yedik. Yemekten sonra başladım okumaya:

“Allah’ım kaderimde anarşi ve protesto
antidepresanlar ve içi boş bir gardırop”

Anneannem açtı ellerini ve “amin” demeye başladı, ben de devam ettim:

“ne de çok yer kaplıyor mesela Al Pacino
yardımın gerekiyor Kadıköy’deyim stop”

- Amin

Ben okudukça anneannem “amin” dedi.

“Allah’ım kaderimden şikayetçi değilim
aksine bahtiyarım evrende bana da rol
verdiğin için şahsen; Allah’ım biz senin
falsolu kullarınız n’olur bizden razı ol.”

- İnşallllllllaaaaaah. Amin amin, ah yavrum…

Murat Menteş’in Deplasmanda Plasebo adlı şiirini okuduğumu söylemedim tabi ki, gereği de yoktu zaten. Ailece güldük biraz.


Duyduğum zaman çok güldüğüm, anneannemin zaman zaman yaptığı dualar var. Bakın nelermiş:

* Bismillahi birsin, ve billahi nursun, on iki bin ayet-el kürsün, etrafında dursun.

* Var Allah’ım bir Allah’ım, hasbihalimi sor Allah’ım, arzuhalimi sana havale ettim, mahkememi gör Allah’ım.

* La ilahe ilidola, Muhammed’e kilit ola, Muhammed bir baş, Mevla’m bana yoldaş. Bana deyip dolaşanın ağzı mühür dili taş. Evvela başıdır, bu duanın eşi dur, bu duayı okuyan cennetin kuşudur.

Ayrıca anneannemin başından geçmiş hayli ilginç olaylar vardır. Bunlardan bir tanesi şöyle:

(Anneannem anlatıyor) “Genç kızdım. Köyde sabah güneş doğmadan çeşmeye gider su çekerdik. Ben o gün biraz erken gittim, henüz kimseler yoktu. Çeşme hemen köyün camisinin yakınındaydı. Vakit sabah namazı vaktiydi. Bir ara minarenin yere doğru eğildiğini gördüm. Minare rükuya gider gibi yavaşça eğiliyordu. Ben cahil bir genç kızım, minare ha düştü ha düşecek diye bekliyorum. Üstelik seviniyorum, şimdi minare yıkılacak ve bunu ilk gören ben olacağım, sonra herkese anlatacağım. Minare iyice eğildi, eğildi ve geri kalkıp dümdüz oldu. “Tüh” dedim, yıkılmadı. O zamanlar bir şey anlamamıştım, şimdi anlıyorum ki bizim cami namaz kılanlarla birlikte ruküya gidiyordu.

Dedemin ve anneannemin anlattığı birçok olay var. Kimi ilginç, kimi komik, kimi atmasyon (dedemin anlattıklarının birçoğu) Örneğin: “Bir baktım cumhuru reis gelmiş (sıradan bir memurdan bahsediyor aslında). Tutturmuşlar bu duvarları yıkacağız. Elime aldım keseri, bunların peşine bir verdim, nasıl kaçışıyorlar.”

Ama dedemin gerçek hikayeleri de vardır, içine uydurmanın karışmadığı. Dedemin okuması yazması yoktur, ama gariptir, bazen konuşurken öyle kafiyeler yapar, öyle espriler yapar ki şaşırır kalır insan. Bir anımı anlatabilirim: Umre ziyareti için Mekke’deyiz. Senabel Hotel’in restoranında dedem, ben ve iki arkadaşım kahvaltı yapıyoruz. Arkadaşlar dedemin matrak biri olduğuna güvenerek ortaya laf atıyorlar. Hatırladığım kadarı ile en son konuşulan kahvaltıdaki balın tadıydı. O sırada dedem bir espri yapar ve ortalık yıkılır. (ne dediğini söylemeyeceğim) Arkadaşlar ağızlarındakileri masaya boca edip kahkahalarla restorandan kaçarak (diğer masalardakileri rahatsız etmemek için) asansöre koştular. Peşlerinden koştuğumda ikisinin de asansörün içinde yere yatıp kahkaha atarak debelendiklerini gördüm. Hatırladıkça gülüyorum…

Dedemin oda arkadaşı Türkiye’ye dönünce küçük çocuklarına (7-8 yaşlarında) dedemden bahseder. Dedemin her daim kullandığı o klişeleşmiş cümlelerinden bahseder (“Allah sen bilin ya Rabbi” gibi), hikâyelerini anlatır. O kişi daha sonra çocukları ile beraber dedemi ziyarete gelmiştir, çocuklar “dede bizi güldürsene” deyip dururken dedemin her kullandığı sıradan kelimeye katıla katıla gülmüşlerdir.

Dedem ve anneannem hakkında anlatabileceğim bir sürü şey var: Dedemin ıslık öttürünce koşup gelen başka kimseyi üstüne almayan eşeği; bodrumda beslediği horozun (canavar) kedileri yaşatmayıp köpeklere saldırdığı, insanları kovaladığı (civcivken benimdi) ve tavuk derisi yiyerek beslendiği; anneannemin kendisine büyü yapmak için hazırlanmış, içine muska karıştırılmış pilavı çaktırmadan köpeğe yedirdiği ve peşinden gelişen garip olaylar; daha öncesinde dedemin babasının camide vaaz ederken zehirlenerek şehit edilmesi, teyzemin rüyalarına giren dedemin dedesinin hazinesi…

Daha çok şey var, hepsi bir yazıya sığmaz ve bu arada garip de olsa anlattıklarım gerçektir. Annemin yayınlamaya gönlü yok, ama annemin yazdığı roman yayınlanırsa (hüzünlü ve çileli bir hayatı anlatır) bizim aile hakkında bir şeyler daha okumak mümkün olur. Ben işin daha çok komik tarafıyla ilgileniyorum ve benden şimdilik bu kadar. Umarım annem, teyzelerim ve dayılarım hazineden bahsettiğim için kızmamışlardır :)


Bir mektup heyecanlandırır beni. Bir kitap heyecanlandırır beni, çoğu zaman bir şarkı. Neredeyse her gün yeni bir şeyler dinliyorum. Müsait olduğum zamanlarda araştırmalarım sonucu yeni isimler duyuyor, albümler indiriyor, şarkıları genelde gece vakitleri tek tek dinliyor, aralarında kaliteli bir şeyler bulmayı umarak ilerliyorum. Zaman zaman karşıma gayet hoş şeyler çıkıyor, pek bilinmeyen, az tadılmış, kıymeti bilinmemiş, belki fark edilmemiş kaliteli tınıları seçerek saklıyorum. Birçokları şarkıları nasıl temin ettiğimizi, nasıl keşfettiğimizi soruyor, merak ediyor. Bana maille (yorum yazarak değil) ulaşanlara istedikleri şarkıları göndermeye gayret ediyorum. Merak edenler için şöyle açıklayabilirim: İlk önce araştırmak lazım, böylelikle hem aslında piyasada olduğu halde duymadığınız, hem de başka kültürlerin, başka ülkelerin sınırları içinden çıkamamış şarkıları bulmanız mümkün. İyi bir müzik dinleyicisi iseniz, bir albümün kıyısında kalmış, uzak ülkelerin uzak dağlarının ardından sesini duyuramamış birçok şarkı keşfetmeniz bile mümkün. Şarkı keşfetmek derken, bu biraz yetenek işi olabilir tabi ki, ancak öncelerden dinleyip elediğim bazı şarkıları şimdilerde yeniden gözden geçirdiğimde kaçırdığım şeylerin olabildiğini görüyorum. Şunu demek istiyorum: Dinledikçe, özellikle farklı şeyler dinledikçe, farklı sesler duyup farklı tatlar aldıkça, açılan ve gelişen bir yetenek olmalı bu. Bu arada sözlerimin “çok yetenekliyim” bağlamında algılanmasını istemem, hele İbrahim Paşalı varken böyle bir iddiadan tırsarım ve Allah’a sığınırım. (:

Salt araştırmalar bu işin kaynağını oluşturmuyor elbette. Yani uzak doğulu ismi duyulmamış bir sanatçının rastgele bir albümünü indirip, “bakalım kaliteli bir şarkıya rastlayacak mıyız” düşüncesi ile hareket etmek işe yarasa dahi yeterli olmaz. Şarkı seçmek, iyi şeyler dinlemek gibi bir zevk oluştuğu zaman sizde, buna bağlı olarak da benzer şeyler düşünenlerin oluşturduğu bir çevreniz oluyor. Yeni duyduğum şeyleri nasıl bu sıkı müzik dinleyen arkadaşlarımla paylaşıyorsam (sitede yayınlananlar buz dağının görünen kısmı) aynı şekilde bu ortam sayesinde sevdiği, bulduğu şeylerden bizi haberdar eden ehil kimseler var. Bu kaynak biraz da bu şekilde oluşuyor. Örneğin dostum Kemal bol bol şarkı yollar ve istemiş olduğum albümleri o devasa arşivden (bunun hakkında bilgi verecek değilim) sömürerek bana gönderir. Ara sıra maille ulaşıp “aha bunu da dinleyin” diyenler de oluyor tabi ki. Bu arada Taksim’deki kitap ve müzik marketleri gezmek bir şekilde yeni sesler duymanıza sebep olsa da elbette biraz masraflıdır ve klasik seyrin dışına çıkmaya pek elverişli değildir.

Kaliteli şarkılar, tınılar uğruyor olsa da kulağıma, heyecanlandıran yeni şarkılar bulmak ve duymak bu anlattıklarıma rağmen hiçte kolay değil. Heyecanlandıran şarkı, koca bir kitabı okuyup bitirdikten sonra, aklınıza takılmış olan bir cümle gibidir. Yüzlerce sayfa okuduktan sonra karşınıza çıkan sıra dışı kullanılmış bir kelime gibidir. Heyecan veren bir şarkıya rastlamak, bir kitabı sadece o mükemmel kurulmuş cümleyi bulmak için okuyup bitirmek gibidir. Heyecanlandıran bir şarkı, uzun arayışlar sonrasında toprağın içinde bulunan bir elmas parçasının gözünüze yansıyan sevinç dolu parıltısı gibidir. Ne yazık ki şarkılar çabucak eskirler. Özellikle benim gibi, sıkı bir parça bulduğu zaman işi abartıp günlerce, haftalarca, yüzlerce kere dinleyen biri şarkıları çarçabuk eskitir. (Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra yeniden o şarkıya dönerim mutlaka)

Uyanıkken, uyurken, yemek yerken, anlatırken, dinlerken, yazarken, seyahat ederken, çalışırken ve yürürken her daim dinleyen biri olarak müziği ve şarkıları kutsuyor değilim. Müziğin zararları olabilir, aşırı romantizme itebilir, enerji verebileceği gibi depresyona bile sokabilir. Ne dinlediğinize dikkat etmezseniz maneviyatınızı yaralayabilir. Dikkat dağınıklığına sebep olabilir.

Dostum Sami bir link verdi, gezip kurcalarken heyecan veren bir şarkı buldum, oturup bu yazıyı yazdım.

Kardeşim evde benim bilgisayarımdan msn’ine bağlanmış, bilgisayarda kayıtlı bir şarkıyı aramaktadır. Ben ise başka bir yerde olduğum halde aramızda msn’de küçük bir konuşma geçer:

Abdurrahim:
abi
Abdurrahim:
bitane şarkı vardı ya
Abdurrahim:

dı dı dı dıı dıddı
Abdurrahim:
dj

Abdurrahim:

o müziklerde nerde

Ben:
Hani bir klasör var ya

Ben:

Bıdı bıdı bıdı, işte orada

(konuşma metni birebir kopyalanmıştır ve Abdurrahim 11 yaşındadır.)

Sayfa: 4« 1 2 3 4 5 »
bottom-img
Alemin Renkleri | Abdullah Kibritçi