
Duyduğum zaman çok güldüğüm, anneannemin zaman zaman yaptığı dualar var. Bakın nelermiş:
* Bismillahi birsin, ve billahi nursun, on iki bin ayet-el kürsün, etrafında dursun.
* Var Allah’ım bir Allah’ım, hasbihalimi sor Allah’ım, arzuhalimi sana havale ettim, mahkememi gör Allah’ım.
* La ilahe ilidola, Muhammed’e kilit ola, Muhammed bir baş, Mevla’m bana yoldaş. Bana deyip dolaşanın ağzı mühür dili taş. Evvela başıdır, bu duanın eşi dur, bu duayı okuyan cennetin kuşudur.
Ayrıca anneannemin başından geçmiş hayli ilginç olaylar vardır. Bunlardan bir tanesi şöyle:
(Anneannem anlatıyor) “Genç kızdım. Köyde sabah güneş doğmadan çeşmeye gider su çekerdik. Ben o gün biraz erken gittim, henüz kimseler yoktu. Çeşme hemen köyün camisinin yakınındaydı. Vakit sabah namazı vaktiydi. Bir ara minarenin yere doğru eğildiğini gördüm. Minare rükuya gider gibi yavaşça eğiliyordu. Ben cahil bir genç kızım, minare ha düştü ha düşecek diye bekliyorum. Üstelik seviniyorum, şimdi minare yıkılacak ve bunu ilk gören ben olacağım, sonra herkese anlatacağım. Minare iyice eğildi, eğildi ve geri kalkıp dümdüz oldu. “Tüh” dedim, yıkılmadı. O zamanlar bir şey anlamamıştım, şimdi anlıyorum ki bizim cami namaz kılanlarla birlikte ruküya gidiyordu.”
Dedemin ve anneannemin anlattığı birçok olay var. Kimi ilginç, kimi komik, kimi atmasyon (dedemin anlattıklarının birçoğu) Örneğin: “Bir baktım cumhuru reis gelmiş (sıradan bir memurdan bahsediyor aslında). Tutturmuşlar bu duvarları yıkacağız. Elime aldım keseri, bunların peşine bir verdim, nasıl kaçışıyorlar.”
Ama dedemin gerçek hikayeleri de vardır, içine uydurmanın karışmadığı. Dedemin okuması yazması yoktur, ama gariptir, bazen konuşurken öyle kafiyeler yapar, öyle espriler yapar ki şaşırır kalır insan. Bir anımı anlatabilirim: Umre ziyareti için Mekke’deyiz. Senabel Hotel’in restoranında dedem, ben ve iki arkadaşım kahvaltı yapıyoruz. Arkadaşlar dedemin matrak biri olduğuna güvenerek ortaya laf atıyorlar. Hatırladığım kadarı ile en son konuşulan kahvaltıdaki balın tadıydı. O sırada dedem bir espri yapar ve ortalık yıkılır. (ne dediğini söylemeyeceğim) Arkadaşlar ağızlarındakileri masaya boca edip kahkahalarla restorandan kaçarak (diğer masalardakileri rahatsız etmemek için) asansöre koştular. Peşlerinden koştuğumda ikisinin de asansörün içinde yere yatıp kahkaha atarak debelendiklerini gördüm. Hatırladıkça gülüyorum…
Dedemin oda arkadaşı Türkiye’ye dönünce küçük çocuklarına (7-8 yaşlarında) dedemden bahseder. Dedemin her daim kullandığı o klişeleşmiş cümlelerinden bahseder (“Allah sen bilin ya Rabbi” gibi), hikâyelerini anlatır. O kişi daha sonra çocukları ile beraber dedemi ziyarete gelmiştir, çocuklar “dede bizi güldürsene” deyip dururken dedemin her kullandığı sıradan kelimeye katıla katıla gülmüşlerdir.
Dedem ve anneannem hakkında anlatabileceğim bir sürü şey var: Dedemin ıslık öttürünce koşup gelen başka kimseyi üstüne almayan eşeği; bodrumda beslediği horozun (canavar) kedileri yaşatmayıp köpeklere saldırdığı, insanları kovaladığı (civcivken benimdi) ve tavuk derisi yiyerek beslendiği; anneannemin kendisine büyü yapmak için hazırlanmış, içine muska karıştırılmış pilavı çaktırmadan köpeğe yedirdiği ve peşinden gelişen garip olaylar; daha öncesinde dedemin babasının camide vaaz ederken zehirlenerek şehit edilmesi, teyzemin rüyalarına giren dedemin dedesinin hazinesi…
Daha çok şey var, hepsi bir yazıya sığmaz ve bu arada garip de olsa anlattıklarım gerçektir. Annemin yayınlamaya gönlü yok, ama annemin yazdığı roman yayınlanırsa (hüzünlü ve çileli bir hayatı anlatır) bizim aile hakkında bir şeyler daha okumak mümkün olur. Ben işin daha çok komik tarafıyla ilgileniyorum ve benden şimdilik bu kadar. Umarım annem, teyzelerim ve dayılarım hazineden bahsettiğim için kızmamışlardır :)