<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alemin Renkleri &#187; Ortaya Karışık</title>
	<atom:link href="http://www.aleminrenkleri.com/category/karman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aleminrenkleri.com</link>
	<description>tasarım, edebiyat, grafik</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 15:14:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>sucuk ekmek, kına gecesi, kırlent</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2012/01/03/sucukekmek-kinagecesi/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2012/01/03/sucukekmek-kinagecesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 20:28:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aleminrenkleri.com/?p=1031</guid>
		<description><![CDATA[bana kalırsa, bir kadın, her şeyden önce, iyi yemek yapmalıdır. bütün her şeyden önce ama, bakın bütün, bütün her şey, bütün her şeyden önce, YEMEK, hem de iyi yemek, ve kesinlikle iyi yemek yapmalıdır. mutlak suretle, istisnası olmamak üzere, kesinkes. geriye kalan şeyler, halledilir. ayar çekilir. ama yemek yoksa, hayat yoktur evet. benim kafam böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft  wp-image-1048" title="kına gecesi" src="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2012/01/kina-gecesi.jpg" alt="" width="384" height="256" />bana kalırsa, bir kadın, her şeyden önce, iyi yemek yapmalıdır. bütün her şeyden önce ama, bakın bütün, bütün her şey, bütün her şeyden önce, YEMEK, hem de iyi yemek, ve kesinlikle iyi yemek yapmalıdır. mutlak suretle, istisnası olmamak üzere, kesinkes.</p>
<p>geriye kalan şeyler, halledilir. ayar çekilir. ama yemek yoksa, hayat yoktur evet.</p>
<p>benim kafam böyle çalışır. güzel yemek varsa evde, ben iyi insan olurum. kötü yemek varsa veya yemek yoksa, ben kötü insan olurum. dünyanın en boktan en lanet en pislik insanı ben olurum.</p>
<p>arkadaşlarla kamplara gideriz çok kez. plan programı her zaman yemeklere göre yaparım. akşam yemeğini yiyip çıkıyoruz. sabah kahvaltıdan sonra falanca yere. şurada durup yemek yeriz, namaz kılarız sonra şuradan devam ederiz. hmm, öğle yemeğini falanca yerde yesek, filanca yere akşam yemeğine yetişiriz böylelikle şuraya geç kalmamış oluruz, falan filan. kafam yemekler üzerinden çalışır, plan programda yemekler üzerinden işler. yemek vakti, kilit noktadır.</p>
<p>bazıları der ki mesela, 12&#8242;de çıkıyoruz yola. işte bazıları der ki, öğle namazından sonra. yok. ben planımı yemekler üzerinden yaparım. keşan girişinden karpuzları alırız, vize&#8217;den sucukları alırız, şuranın suyu güzeldir suları oradan doldururuz, falan diye gider mevzu. yola çıkmadan önce ne yenilecekse her şeyi bir çırpıda düşünürüm. bir çırpıda. öyle. sonra çıkarız yola.</p>
<p>pek gitmeye gönlümün olmadığı yerlere ancak güzel bir yemek ikna edebilir beni. insanlar boşuna yorulur, ah şöyle güzel böyle güzel. yok, bana de ki şu yemek var. tamam. o zaman bakarız icabına. o zaman olmayacak işleri de oldururum ben sana. o zaman bu yollar benden sorulur. böyle.</p>
<p>evde istediğim yemekleri yapmaya cesaret edecek kimse bulamam çoğu kez. sorun değil. kolları sıvar, dolmamı doldurur sarmamı sararım. inegöl köfte, tekirdağ köfte, sac tava, tantuni, etle alakalı ne kadar güçlü yemek varsa yaparım. güveç severim en çok, tamam, yaparım. fasulye, merak etme, yaparım. karnıbahar, yaparım dostum, en güzelini hem de.</p>
<p>ama işten yorgun argın gelince yapamam. sapık mıyım neden yapayım yani. o zaman güzel yemek yeme zamanıdır. güzel yemek beklerim. güzel yemek önemlidir. hayatın doğru düzgün rayında gitmesini sağlar.</p>
<p>saçmalama, ağzını yüzünü kırarım. saçmalama. bazen sucuk ekmek bile güzel yemek olabilir, eğer kafa basıyorsa. bazen bir sigara böreği bile yanına iyi gidecek bir şey katık edince güzel bir yemek olabilir. yani, güzel yemek deyince, kaburga dolmasından falan bahsetmiyorum illa. misket kadar bir zeka, domatesi güzel bir yemeğe dönüştürebilir. dönüştüremeyenler sapıktır. onlarla işimiz olmaz zaten, olmamalı.</p>
<p>bazen bir düğüne gideriz, iyi dinleyin bi lan, bazen bir düğüne gideriz, diyelim ki her şey çok boktan geçmiştir, tutulan otobüs yolcuları zamanında almamıştır, düğün salonu ebesinin dedesindedir herkes bulmakta zorlanmıştır, basık zübük bir yerdir salon çocuklar bunalmıştır, gelinin suratına kırk ton boya sürmüşlerdir suratına bakılmaz pislik birine dönüştürmüşlerdir lanet iğrenç biri olmuştur mesela, damadın kafa parlak surat dımdızlak olmuştur hayatının en çirkin anını yaşıyordur -bütün gelin ve damatlar çirkindir bu arada-, her şey hiç yolunda gitmiyordur yani. o anda güzel bir yemek gelse mesela masaya, o berbat olan her şey unutulur. güzel bir yemek, boktan bir düğündeki her şeyi bir anda unutturur. insanlar evlerine dönerken en azından küfrederek dönmezler. akıllarda kalan, güzel bir yemektir.</p>
<p>bir de tam tersini düşünün. her şey çok güzel -gelin ve damadın parlak zübük kafaları hariç-, ancak yemek kötü. herkes yemeği hatırlayacaktır düğünün sonunda. güzel bir yemek veremediğiniz, yıllar geçse de unutulmayacaktır. &#8220;aboov, o zaman biz ne rezil rüsva olduyduk kamile, ellam döller döşler neyim de aç kalmışlardı deee mi&#8221;. budur yani. beş yüz yıl sonra da babaanneniz sizin düğününüzdeki o yemeği hatırlar.</p>
<p>yemek mevzusuna dikkat etmeli insanlar. o berbat zamanlarda bile güzel bir yemek, işin seyrini değiştirir. yemeğin de kıymetini kadrini bilmeli. güzel yemek yapana hürmet etmeli. çünkü onlar gerçekten iyi insanlar. güzel insanlar.</p>
<p>neden kına geceleri hiç bir zaman güzel olmaz? çünkü kına gecelerinde pratik olsun diye limonata kurabiye falan verirler. insanlar hoplar zıplar ağlar zırlar ve nihayetinde acıkır. acıktıkları zaman kurabiye ve leblebi yiyerek doymaya çalışırlar. böh. limonata da içtin mi her şey lök biçiminde mideye oturur. milletin huzuru kaçar. her kınadan sonra, tüm kınalardan bahsediyorum, istisnası yok bu işin, sizin kınanızdan bahsediyorum, hatırlayın bi, evet, kına gecelerinden sonra herkes mutsuz döner evine. hem gece geç vakit olmuştur hem de açsındır. inanabiliyor musun. açsın. saat bir. evde de bu saatte ekmek yersin en fazla, peynir ekmek. açlıktan baş ağrın başlamıştır, inşallah kusmazsın. kusarsan kötü olur çünkü. küfür edersin. bir daha kına gecesine gidenin&#8230; falan dersin. açıkçası ben hiç kına gecesine falan gitmedim, erkeklerin işi olmaz biliyorsunuz kınada falan ama biliyorum yani, bu işler böyle. lamı cimi yok.</p>
<p>şimdi ben açım evet. annemle ve kız kardeşimle pek anlaşamıyoruz.</p>
<p>sakinleşmek için uzun süredir bu konuda biriktirdiklerimi yazayım dedim, periyodik mektuplarımdan birine dönüştü. hayırlı akşamlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2012/01/03/sucukekmek-kinagecesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzlandaca konuşmak galeta yemek gibi</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2011/10/30/izlandaca-konusmak-galeta-yemek-gibi/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2011/10/30/izlandaca-konusmak-galeta-yemek-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Oct 2011 23:57:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milat Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[abdullah kibritçi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aleminrenkleri.com/?p=925</guid>
		<description><![CDATA[İzlanda ıpıssız, soğuk, bomboş bir ülke. Kilometrelerce hiçbir insan görmeden gidebilirsiniz. Herhangi bir sahil kasabasında yokluğun, sakinliğin, dinginliğin ne demek olduğunu anlayabilirsiniz. Karların ve buzların ülkesi İzlanda. Rüzgarın, tipinin hatta kar tanelerinin bile sesini duyabilirsiniz ama sokaklarında ne gürültüye rastlayabilirsiniz ne de insana. Burada doğan şarkılar, filmler ve sanatçılar anlaşılması hep güç gelmiştir bana. Ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-926" title="noi albinoi" src="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2011/10/Noi_Albinoi_stort.jpg" alt="" width="390" height="237" />İzlanda ıpıssız, soğuk, bomboş bir ülke. Kilometrelerce hiçbir insan görmeden gidebilirsiniz. Herhangi bir sahil kasabasında yokluğun, sakinliğin, dinginliğin ne demek olduğunu anlayabilirsiniz. Karların ve buzların ülkesi İzlanda. Rüzgarın, tipinin hatta kar tanelerinin bile sesini duyabilirsiniz ama sokaklarında ne gürültüye rastlayabilirsiniz ne de insana. Burada doğan şarkılar, filmler ve sanatçılar anlaşılması hep güç gelmiştir bana. Ne türüyorsa bu topraklarda, insansızlıktan, hiçlikten ve yokluktan türüyor.</p>
<p>İzlanda’da hayatı belkide en iyi anlatan film Noi Albinoi, her sabah nenesinin tüfekle ateş ederek uyandırdığı bir çocuğun soğuk hikayesi. Hayatın yalnız yaşandığı, yalnızlığın olağan olduğu bir coğrafyanın tınıları da kareleri de hep yapayalnız. Noi Albinoi filminin soundtracklerini de yapan Slowblow’un şarkıları size ıssızlıktan başka bir şey vadetmiyor mesela. Tınılar berrak ve net, lakin buğulu bir hülyaya kapı açıyor ve bir anda İzlanda’nın soğuk atmosferine ayak basıyorsunuz. Karlara bata çıka yürüyorsunuz, bir anda bulutlar kaplıyor gökyüzünü, soba başında yaşanan bir hayatın hüznüne tanık oluyorsunuz.</p>
<p>Dagur Kari’nin Noi Albinoi’den sonra çektiği Voksne Mennesker ve The Good Heart adlı filmlerin atmosferi her ne kadar İzlanda’nın soğuk kasabaları olmasa da dipten gelen bir ıssızlık hissediliyor. Bu İzlanda’da yetişen bir çocuğun bakışı çünkü. The Good Heart’de mesela film neredeyse sadece barda geçiyor. Lakin barda birkaç insan dışında hiç kimseyi göremiyoruz. Bunu da bar sahibine rezervasyonsuz kimseyi bara aldırmayarak yapıyor yönetmen. Pratik bir yöntemle daha ıssız daha insansız sahneler sunuyor bize.<br />
Aslında İzlanda çok da farklı bir yer değil. Kafanız estiği zaman gidebileceğiniz bir yer değil en azından. Aşırı pahalı bir ülke, insanlarının elbette misafirperver olduğu söylenemez. Hayatın rahatça akıp gittiği, derdin tasanın trafiğin olmadığı bir ülkede insan sevmezliğin ve ıssızlığın bunca şarkılara ve filmlere işlenmiş olması, çok da şaşılacak bir şey değil.</p>
<p>İzlanda deyince Sigur Ros’tan ve Björk’ten bahsetmeden olmaz. Ben oyumu Sigur Ros’tan yana kullanabilirim açıkçası. Sigur Ros’un sıradan bir İzlanda turnesini anlatan Heima adlı filmde, şarkılarına ilham olan o coğrafyayı kasaba kasaba görmek mümkün çünkü. Her şarkının kayıtları farklı bir mekanda farklı bir kasabada yapılmış. Kimi zaman bir tepe, kimi zaman terk edilmiş bir fabrika sütüdyo olmuş Heima’nın kayıtlarına. Böylelikle kısa bir İzlanda turu atmak mümkün oluyor. Dağını tepelerini şelalerini o toprakların şarkıları eşliğinde seyrediyorsunuz. Sigur Ros’tan Festival adlı parçayı dinlerken benimle yaptığınız bu küçük İzlanda turu da burada bitiyor.</p>
<p style="text-align: right;">24 Ekim 2011&#8242;de Milat Gazetesi&#8217;nde yayımlandı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2011/10/30/izlandaca-konusmak-galeta-yemek-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hortluyoruz &#8211; Video</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2011/06/07/hortluyoruz-video/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2011/06/07/hortluyoruz-video/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jun 2011 12:11:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aleminrenkleri.com/?p=854</guid>
		<description><![CDATA[Metin: Abdullah Kibritçi Seslendiren: Muhammed Aziz Taşkır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/8ZnXV60v-EE" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Metin: Abdullah Kibritçi<br />
Seslendiren: Muhammed Aziz Taşkır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2011/06/07/hortluyoruz-video/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Vakur&#8221; Ne Kelime?</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2011/03/16/vakur-ne-kelime/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2011/03/16/vakur-ne-kelime/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Mar 2011 12:03:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aleminrenkleri.com/?p=838</guid>
		<description><![CDATA[Bizim evde en çok oynanan oyun “ne kelime” oyunudur. Sanırım, aynı zamanda bu oyun Osmanlı döneminde çocukların, gençlerin ve hatta yetişkinlerin oldukça çok oynadıkları ve sevdikleri bir oyundu. Medreselerde Arapça eğitimine kelimelerden (sarf) başlanırdı. Kelime yapılarını öğrenmeye başlayan bir talebeye arkadaşları, hocaları; yemek yerken, yürürken, muhabbetin ortasında aniden “…. ne kelime” diye sorarlardı. Örneğin “mücellit [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-841" title="vakur-vakur" src="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2011/03/vakur-vakur-226x300.jpg" alt="" width="226" height="300" />Bizim evde en çok oynanan oyun “ne kelime” oyunudur. Sanırım, aynı zamanda bu oyun Osmanlı döneminde çocukların, gençlerin ve hatta yetişkinlerin oldukça çok oynadıkları ve sevdikleri bir oyundu. Medreselerde Arapça eğitimine kelimelerden (sarf) başlanırdı. Kelime yapılarını öğrenmeye başlayan bir talebeye arkadaşları, hocaları; yemek yerken, yürürken, muhabbetin ortasında aniden “…. ne kelime” diye sorarlardı. Örneğin “mücellit ne kelime” diye sorulmuşsa, bu sarf okuyan talebe için “kelime hangi babtan gelmiş, kaynağı ve manası nedir” anlamına gelir. Talebe, kelimenin fiyakasına bakıp, “cilt” kelimesinden türemiş olduğunu “ciltleyici” manasına geldiğini bulması gerekir. Kelimelerden cümlelerin yapısına (nahiv) geçmiş bir talebe için ise işler daha karışık: cümledeki o kelimenin iraptan mahallini bulması gerekiyor ki böylelikle kelimeye cümledeki doğru anlamı verebilsin. Bu kısımlar zevkli elbette, ama yıllar geçip talip ilimde ilerledikçe iş zorlaşmaya başlıyordu, olay gelip felsefeye dayanıyordu. Sadece bir kelimenin açıklaması bile sayfalar dolusu metne, haftalar boyunca süren bir ders maratonuna dönüşebiliyordu.</p>
<p>Hayır, elbette korkmanıza gerek yok. Bu iş oldukça zevklidir ve görüldüğü gibi dünyanın eğitirken en çok eğlendiren oyunudur. Elbette yetişkinler bu metodu oyun olsun diye kullanmazlardı, ama keyif verici olması talebelerin eğitiminde hatırı sayılır derecede faydalıydı. İşi talip açısından eğlenceli hale getirmekte mahir olan atalarımız çocukların kelime dağarcığını geliştirmek için yüzlerce kelimeyi beyit haline getirerek şarkı gibi okunup ezberlenebilen Subha-i Sıbyan diye bir kitap telif etmişler mesela. Bu kitaptan parmaklarımızın isimlerini ezberlememize yardımcı olacak eğlenceli bir beyit iktibas edelim: “Nedir hınsır keçi parmak, yanı bınsır, yanı vusta. Şahadet parmağı sebbabe, ibham oldu başparmak”<span id="more-838"></span></p>
<p>Kelimelerin ve cümlelerin yapısından kurtulup kemale erme yolunda ilerleyen talebe (ki artık ona hoca diyebiliriz) kavramların görünmeyen anlamlarıyla uğraşmak zorunda kalıyordu. Buna da belagat diyoruz. Edebiyatsever talebelerin bayıldığı, diğer talebeler için ölümcül olan bu derste kendisinden en çok bahsedilen şahıs sevgili Leyla abladır. Evet, Leyla abla, şu Mecnun’un Leyla’sı…  “Şair bu cümlede sevdiğinin ismini yazım kurallarına aykırı olarak üç kere kullanmış, nedir bunun hikmeti?” diye bir soru karşısında terleyen kişiye ise belagat talebesi diyoruz. Edebiyat sevmeyen talebelerin Leyla ablaya gıcık olmaları boşuna değil. Tabii bu işin şakası, aslında mesele gayet ciddi… Belagat Kuran’ı Kerim’i anlamak için önemli bir ilimdir. Çünkü bir yazım durumunun, bir halin, bir kelimenin onlarca farklı manası olabilir. Doğru manayı bulamazsanız cümleyi yanlış anlarsınız ve mesele eğer Kuran’ı Kerim ise bu yanlış anlama ciddi sonuçlar doğurabilir. Günümüzde, modern Türk şiirinde unutulan bir şey olsa da aslında her şiirin bir (modern) belagati olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Niyetim tüm bunları anlatmak değildi aslında, mesele lezzetli olunca uzadı gitti. Niyetim sadece bir kelime sormaktı, bir kavram. “Vakur ne kelime” diyecektim sadece. Evet, vakur ne kelime? Kelime yapısı bizi ilgilendirmiyor şimdilik, hangi dilden olduğu da önemli değil: hayatımızdaki karşılığı ne? En son ne zaman vakur bir insan gördük mesela? En son ne zaman vakar kelimesini duyduk? Yoksa prestij kavramı mı aldı onun yerini? Prestijli iş, prestijli adam, prestijli mekan… Artık bize bir şey ifade etmiyorsa kavram, hayatımızda nasıl yer alabilir, nasıl var olabilir? Kavramlar elbette önemlidir, çünkü her kavram bir sınıflandırmadır, bir bütüne karşılık gelirler. Öyle bir kavramımız yoksa öyle bir durumun hayatımızda yeri de yoktur. Bir mesele için gerekli kavramımız yoksa o meseleyi anlamak da mümkün olmaz. İşin kötüsü zihnimizdeki boşluklara zararlı ve çarpık kavramlar yerleşmeye başlar, vakar bir anlam ifade etmediğinde prestijli olmanın büyüsüne kapılabiliriz.</p>
<p>Etkin olmanın prestijle ölçüldüğü çağımızdan, gerçek ve manevi etkinliğin vakarla ölçüldüğü eski zamanlara doğru bir keşf-i kadim… Bu arada “kadim” ne kelime?</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Genç Dergi&#8217;nin Ocak 2011 sayısında yayınlandı.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2011/03/16/vakur-ne-kelime/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taze bebek ayağı (facebook şeysi)</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2011/02/22/taze-bebek-ayagi-facebook-seysi/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2011/02/22/taze-bebek-ayagi-facebook-seysi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Feb 2011 15:38:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aleminrenkleri.com/?p=813</guid>
		<description><![CDATA[çorapları severim. evin çorap kaynağı benim. herkes benim çoraplarımı giyer, herkes benim çoraplarıma -çamaşır makinesine koyarken mesela- özel bir hürmet gösterir. pembe boncuklu çoraplar, gri kuru kafalı çoraplar, ah fosforlu kurdeleli çoraplar, oldukça çok çeşit var. koca bir sandık dolusu çorap ise bayramda gelen çocuklara şeker verirken yanına katık olsun için her daim hazır bekler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-826" title="baby-foot-massage" src="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2011/02/baby-foot-massage-300x239.jpg" alt="" width="300" height="239" />çorapları severim. evin çorap kaynağı benim. herkes benim çoraplarımı giyer, herkes benim çoraplarıma -çamaşır makinesine koyarken mesela- özel bir hürmet gösterir. pembe boncuklu çoraplar, gri kuru kafalı çoraplar, ah fosforlu kurdeleli çoraplar, oldukça çok çeşit var.</p>
<p>koca bir sandık dolusu çorap ise bayramda gelen çocuklara şeker verirken yanına katık olsun için her daim hazır bekler. ben en çok bebek çoraplarını severim. bir bebek çorabının içine bir yetişkinin ancak iki parmağı sığabilir, ama bebekler her zaman koca parmaklı yetişkinlerden daha büyük gülerler. ağızlarını kocaman açtıkları zaman, şişko yanakları katlanır ve daha da şişkolaşır. işte tam o sırada, bakkalda peynir kesen adam, manavda domatesleri kasalara dolduran çocuk belli belirsiz, içlerinde, o katlanmış şişko yanakları öpme isteği duyarlar.</p>
<p>bebeklerin ayakları da çorapları kadar güzeldir. bir bebeğin ayağından -diyelim ki mavi- çorabını çıkarttığınız zaman, minik ayağın o minik ve komik parmakları kıpır kıpır oynar. taze bir bebek ayağı, tüm alıştığımız ayaklardan çok farklıdır. insanın, kıpır kıpır oynaşan o minik parmaklara katıla katıla gülesi gelir.<span id="more-813"></span></p>
<p>sevgilim, ne zaman beni görse, mesela beraber bir akvaryumcuya girip -şaka olsun diye- &#8220;abi bir kilo japon balığı alabilir miyiz, kılçıklarını da ayıklar mısınız lütfen&#8230;&#8221; diye espri yapıp akvaryumcu adamın dünyasını alt üst edip kahkahalarla güldükten sonra, işte o anda bana dönüp bakınca, çantasından -böyle bir anı beklermişçesine- haki ve kahve renkli bir çorap çıkartır ve günün anlamını böylelikle taçlandırır. ben de yolun ortasında, esenler&#8217;de mesela, dörtyol&#8217;daki atatürk heykelinin hemen orada, ayakkabımı çıkartıp, yeni çoraplarımı eski çoraplarımın üstüne giyerim. bu, &#8220;param var sana tantuni ısmarlayabilirim&#8221; manasına gelir. sevgilim bunu iyi bilir ve çorap hediye ettiği için aşkın bir sevinçle sevinir.</p>
<p>turp denen şey, yenecekse, ancak tantuni ile yenir. tantuni yenirken, bir şey hakkında konuşulacaksa, bu iki şeyden biri olmalıdır. ya güzel bir bebek ayağı hakkında konuşulmalı, ya da uzaklara başka diyarlara yapılacak geziler hakkında muhabbet edilmelidir. uzun gezilerde, çantamda muhakkak bir kaç yedek çorap bulunur. çünkü, bir trendeysek mesela, hiç sevmem ayakkabılarımla kös kös oturmayı. çoraplarımla gezmişimdir hep doğu ekspresini, güney ekspresini, ankara ekspresini. vagonların birleştiği o aralıkta, bazen kapıyı açıp içeri dolan rüzgarla ve düşme korkusuyla birlikte, olanca gürültünün de etkisiyle bağıra çağıra polonya&#8217;nın kırlarından ve karlı dağlarından konuşurken hep ayağımda gri kuru kafalı çorabım olur.</p>
<p>gezmek denen şey, nasıl trensiz olabilir, bunu pek anlamak mümkün değildir. bir trende, cama yaslanmış ve dalmışsan manzaraya, trenin yavaşladığı bir anda, küçük evler görürsün. o küçük evlerden birinin penceresinde bir çocuk görürsün, aynı senin gibi başını cama yaslamış seyretmektedir geçen treni. acaba dersin, o çocuğun yerinde ben olsaydım, acaba nasıl hissederdim, ne düşünürdüm, ağlar mıydım. neden orada değil de burada bu trenin içinde bulunduğunu düşünürken ayaklarında güzel bir çorap olmalı her daim.</p>
<p><em>(yusuf öztürk&#8217;ün durumuna yorum yaptım. meğer hikaye yazmışım. :) mesele bir şekilde çoraplara geldi ve ben gerçekten çorap denince çenesi düşenlerdenim. zaten canım da sıkkın. canım çorap istiyor. neyse. yazacağım hikayeleri erteleyince böyle bir yerlerden hikayemsi şeyler pörtlüyor.)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2011/02/22/taze-bebek-ayagi-facebook-seysi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rotamız İsrail Yükümüz İnsanlık</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2010/05/13/rotamiz-israil-yukumuz-insanlik/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2010/05/13/rotamiz-israil-yukumuz-insanlik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 17:56:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[dünyabizim]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[gazze]]></category>
		<category><![CDATA[ihh]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=578</guid>
		<description><![CDATA[Filistin&#8217;e yardım götürebilmek adına hepimiz seferber olmuştuk. Şimdi de İsrail’e insanlık yardımı götüreceğiz. Lütfen esirgemeyiniz, biraz insanlık, biraz edep&#8230; Yıllarca Filistin için sloganlar atıldı, gösteriler yapıldı. Az da olsa bazen gündemimize geldi, sonra bolca gözlerden uzak tutuldu. Uzun yıllar boyunca Türk hükümetleri Filistin’in haklı ve mazlum olduğunu bile iddia edemediler. Hatta Filistinlilere eziyet etmekten geri durmayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><strong>Filistin&#8217;e yardım götürebilmek adına hepimiz seferber olmuştuk. Şimdi de İsrail’e insanlık yardımı götüreceğiz. Lütfen esirgemeyiniz, biraz insanlık, biraz edep&#8230;</strong></p>
<p>Yıllarca Filistin için sloganlar atıldı, gösteriler yapıldı. Az da olsa bazen gündemimize geldi, sonra bolca gözlerden uzak tutuldu. Uzun yıllar boyunca Türk hükümetleri Filistin’in haklı ve mazlum olduğunu bile iddia edemediler. Hatta Filistinlilere eziyet etmekten geri durmayan politikalar izlendi.</p>
<p>Tüm bunlar olurken İsrail ile ilişkiler, elbette tıkırındaydı. Filistin’e güya ağabeylik yapan Mısır, çözüm sürecini tıkamaktan, tüm dünya Müslümanlarını kandırmaktan başka bir iş yapmadı. Diğer Arap ülkelerinin en iyi yapabildiği şey, Filistin’deki akrabalarına üç beş kuruş para göndermekten öte olmadı. Kimi zaman uzlaşma süreçleri oldu, kimi zaman ipler iyice gerildi. İsrail’in muhatap olabileceğini zannedenler her zaman yanıldılar. Uzlaşma çabaları sadece olacakları yavaşlatmaya yaramıştı çünkü. Birkaç yıl öncesine kadar yirmi yıl önce ne konuşuluyorsa hala aynı şeyler konuşuluyordu. Yıllarca yeni bir cümle bile kuramadık, yeni bir fikir bile üretemedik. Daha doğrusu ilgilenmedik. Ama şimdi işler değişti…</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-579" title="tank" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/05/tank.jpg" alt="" width="650" height="600" /></p>
<p><strong>Halk dış politikaya yön verdi</strong></p>
<p>Türk hükümetinin dış politikada izlediği strateji yeterli olmasa da meyvelerini verdi. Şöyle de denebilir: Türk halkının devinimleri dış politika kanadında az da olsa karşılık buldu. Türk halkı, yapısı gereği, hurafeleriyle, şiirleriyle, cemaatleriyle, teşkilatlarıyla zihni devamlı dinç tutulan bir toplum… Gazze bombalandığında, Arap ülkeleri o bilindik mıymıntı tavırlarını sürdürürken, Mısır’da eylem yapmak slogan atmak imkânsız hale gelirken, Çağlayan’da Filistin için toplanan milyon adet insanı izah etmek başka nasıl mümkün olabilir?</p>
<p><span id="more-578"></span></p>
<p><strong>Bu iş nereye gidecek ya da nereye gitmeli?</strong></p>
<p>Bilindiği gibi İHH ve birçok yardım kuruluşu birleşerek Gazze’ye bir insanı yardım konvoyu düzenlediler. Bu hem Filistinliler için bir ümit kaynağı oldu hem de Dünyaya bir şeyler yapılabileceğini göstermesi açısından değerli… Ayrıca İsrail’i de oldukça ürküttü. Şimdi ise, 8 gemilik bir filo ile yardım götürülüyor. Tonlarca yardım Allah’ın izniyle mağdur insanlara ulaşacak. Bunlar elbette ve kesinlikle güzel şeyler. Ancak bizim daha çok ilgimizi çeken Türkiye’de oluşan bilincin minik kıpırdanışları olan siyasi sonuçlar. İsrail ile Türk hükümeti ipleri tamamen kopartmadıysa da, belli anlaşmalar hala geçerli olsa da, zaman zaman yaşanan politik tepkiler ve çarpışmalar en azından ilerisi için ümit verici. Bu hem Türkler hem Arap halkları için böyle. Ancak daha fazlası olmalı! İşler, tavırlar ve tepkiler henüz normal bile olmuş değil.</p>
<p><strong>Asıl mesele daha gündeme gelmedi!</strong></p>
<p>Filistin’in mazlum ve mağdur olduğu kabul edilmiştir artık, evet. Ama İsrail’in başının ezilmesi gerektiği henüz dillendirilmemiştir. Filistin’in dost olduğu kabul edilmiştir artık, evet. Ama İsrail’in düşman olduğu henüz kabul edilmemiştir. Şimdiki süreç “Filistin sorunu” söyleminden “İsrail sorunu” söylemine geçiş sürecidir. Artık insan haklarından insanlıktan söz etmek tamamen gereksizdir. Çünkü dört yüz milyon yıldır Müslümanlar sevimlice, gülümseyerek, tırsarak, utanarak İsraillilere insanlıktan, insan haklarından, yaptıklarının ‘kaka’ bir şey olduğundan bahsediyorlar. Hatta daha ileri gidip filozoflardan alıntılar yapıp, kitaplardan anekdotlar getiriyorlar, İsrailli zavallıları ahlaklı ve erdemli olmaya çağırıyorlar, efendice… Hatta onları anlamaya çalışanlar bile var. Tüm bu yapılanların bizi nereye getirdiği belli! Tüm bu efendi mıymıntı ayakları bırakıp normal olmanın sonucu da belli! Davos’ta olanlar minik de olsa bunun bir örneği.</p>
<p><strong>Sizi şiddete çağırıyorum!</strong></p>
<p>Amerika nasıl muhatap olma şansını kaybetmişse tüm insanlığa karşı, İsrail de kaybetmiştir. Ancak düşman olarak muhatabımız olabilirler. İsmail Kılıçarslan’ın <em>Amerika sen busun</em>&#8216;undaki gibi muhatap olabilirler. Kafamıza silah dayayan bir insanla diyalog kurma çabamız onu eğlendirmekten öteye gitmez. Artık Müslümanlar İsrail’i eğlendirmeyi bırakıp şiddete başvurmalıdır. En azından gelinen sürecin tam burasında, Müslüman yazarlar, şairler, düşünürler bu minvalde ürünler vermelidir. Süreci artık böyle geliştirmeliyiz. Düşünceyi ve politikayı artık bu yolda tetiklemeliyiz. Zihinlerimiz İsrail’in yok edilmesi gerektiğine alışmalı. Filistinliler nasıl kardeşimiz olarak görülüyorsa, İsrailliler de düşmanımız olarak görülmeli ve bunun gereği yapılmalı. Bir zamanlar Türkiye’de dahi Filistinliler yaka paça yakalanıp keyfi olarak sorgulanıyordu, bu günlere geldik… Bu günleri iyi değerlendirip önce Türkiye’de ve sonrasında tüm dünyada İsrail’in var olduğu bir Orta Doğu’nun huzurlu olamayacağı anlatılmalı ve gelişecek süreç için tüm zihinler hazırlanmalı. Hiçbir eylem olmasa bile, sırf bu gidişat bile İsrail’i durdurmaya yetecektir.</p>
<p><strong>Lütfen Anadolulu bir babaanne olun!</strong></p>
<p>Söylediklerimi ütopya olarak görenler, hamasi bulanlar, Caf Caf’ın kapağına taşıdığı o karikatüre bir kere daha baksınlar. Hani bir ninenin Türk askerine “şu İsrail’e bir gitseniz de hadlerini bildirseniz” dediği… Bir Anadolu insanının, bir ninenin ve bir Türkün tepkisidir bu. Karikatür olduğuna bakmayın, gerçektir bu. Halkı dikkate alıyorsak, halkın refleksi böyledir. Filistin meselesi üzerine yapılan seminer ve konferanslarda yaşını başını almış insanlar konuşmacıya “daha çok nasıl insani yardım yapabiliriz” şeklinde sorular soruyorken, gençler ve çocuklar, büyüklere komik gelen cümlelerle mealen “İsrail’e askeri ve siyasi bir yaptırımı nasıl uygularız” gibi sorular soruyorlar. Ve sonucunda “aman bunlar da cahil çocuklar, bir şey bilmiyorlar” sırıtışlarına duçar oluyorlar. Lütfen bir şey bilmeyin, unutun o ezikliği, Anadolulu bir babaanne olun, lütfen…</p>
<p><strong>Durum yazıları şenliği</strong></p>
<p>Yıllarca durum yazıları yazıldı, ağabeyler konferans salonlarında son gelinen durumu anlatmaktan usanmadılar. Şöyle oldu, böyle oldu, şöyle olunca böyle oluyor, böyle olunca şöyle oluyor, tadında yüzlerce Filistin yazısı var. Kırıta kırıta ve sırıta sırıta İsrail’e “a aa, insan öldürmek ayıp kııız!” tadında cümleler kurdular. Sağlığımız bozuldu: kızıp öfkelenemiyoruz, küfür edemiyoruz. Düşünün ki, Gazze bombalanırken, öfkemizin önüne set çekmek isteyenler oldu. Türk medyasında “aay, yanakları pembeli, çok şeker ve masum Yahudiler de var, o kadar da şey yapmayın ayol” tadında cümleler kuruldu. Ömrü boyunca Yahudi görmemiş insanlara “antisemitizm yapmayın” denildi. Sanki topu tankı toplamışız da İsrail’e giriyormuşuz gibi, hala bir yerlerde masum Yahudilerin olduğunu bu kadar öfkelenmenin insanlığa sığmadığını söylediler. Artık daha da ileri gidiyoruz, bakalım şimdi ne diyecekler.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-580" title="İHH" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/05/14747.jpg" alt="" width="466" height="264" /></p>
<p><strong>Kâfirle savaşmayı becerebilen Müslüman!</strong></p>
<p>Arap ülkelerinin beceriksizlikleri ve Mısır hükümetinin tavrı neticesinde görülmüştür ki, bu işin çözüm yeri, yüzyıllardır olduğu gibi yine İstanbul’dur. Oyun kuran, oyun kurmayı bilen, kâfirle savaşan ve kâfirle savaşmayı bilen dedelere sahip bu toprakların şairleri, yazarları, düşünürleri bu oyunu yeniden kurgulamak zorundadırlar. Ve artık yeni bir süreç başlamıştır. Türk denince Filistinlileri ve Arap halklarını heyecanlandıran şey işte budur.</p>
<p>İHH gemileri yakında çıkıyor yola, gözünüz ve gönlünüz onlarla olsun.</p>
<p style="padding-left: 60px;">Bu yazım, ilk olarak, <a href="http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=3538" target="_blank">Dünya Bizim</a>&#8216;de yayımlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2010/05/13/rotamiz-israil-yukumuz-insanlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gölgelik&#8230;</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2010/03/25/golgelik/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2010/03/25/golgelik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 16:41:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=510</guid>
		<description><![CDATA[Gece… Şarkılar… Sence de garip değil mi akşamlar, geceler.. ve tabi ki şarkılar. Bol cıvıltılı şehirler, sessiz sakin köyler, dingin ve ahenkli kasabalar, kıyı beldeleri… Ah, şarkılar… Geçip gidiyor her şey hızla, fotoğraflarda kalan çocukluğumuz, hatırlayamadığımız bebekliğimiz. Hayat hızla geçip gidiyor. İlkokul sıralarından bu günlere taşındı kitap aralarında hüznümüz. Ah, yakamızın dekoru, yürüyüşümüzün fiyakası hüznümüz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span>Gece… Şarkılar… </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sence de garip değil mi akşamlar, geceler.. ve tabi ki şarkılar. Bol cıvıltılı şehirler, sessiz sakin köyler, dingin ve ahenkli kasabalar, kıyı beldeleri… Ah, şarkılar…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Geçip gidiyor her şey hızla, fotoğraflarda kalan çocukluğumuz, hatırlayamadığımız bebekliğimiz. Hayat hızla geçip gidiyor. İlkokul sıralarından bu günlere taşındı kitap aralarında hüznümüz. Ah, yakamızın dekoru, yürüyüşümüzün fiyakası hüznümüz. Bu titrek hüzün ne zaman yapıştı yakamıza, geceleri sarsan, uyutmayan, tatlı tatlı acıtan…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sence de garip değil mi? Söylesene olum sence de uçuk bir fikir değil mi yaşamak? Aklıma gelip durur hep, yıkılmış, harap olmuş şehrin enkazında saklanan, son bir direniş için çırpınıp duran bir avuç insan. Bir avuç insan, ceplerde mis kokulu yârin saçından bir tutam… Ah, harabeler, izbe harabeler… </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Hep aklıma gelip durur sonra, neşe içinde oynayan minik çocuklar, birkaç sahne sonra hasta yatağında ölümü bekleyen, elleri titreyen yaşlılar oluverecekler… Uzun bir zaman değil, birkaç sahne sonra. Etrafında sevenleri, dekorda su dolu bir bardak, etrafta ölüm kokusu… Sence de garip değil mi, öleceğiz mesela! Bu günler de hızla geçecek, bu geceler, bu kırıp geçen şarkılar, şehrin ışıkları, sokaklar… Kıyamet bile kopacak olum, düşünsene. Çok geçmeden, ikindi sonrası, tam kararmadan hava, vallaha… </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu ıssız geceler, alıp götürdüğünde bizi… En iyi alıp götüren, bu diyardan? Sen söyle, inşa edemeden yalnızlığımızı, bitiremeden hikâyemizi, yazamadan şiirimizi, öpemeden son bir kez yârin serçe ellerini. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sence de en iyi alıp götüren değil mi? </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Günahlarımızla, yalnızlığımızla, geldiğimiz yere, özlediğimiz diyarlara… Biliyorsun değil mi, çok fazla kalamayız burada, bir işrak beklemek kadar, kuşluk vakti çıkana kadar belki… Çok fazla kalamayız, buralar ne garip yerler, savaşlar diyorum olum, bankalar, trafik ışıkları ve vapurlar. Aramız iyi olsun, senle benim, bizle O’nun. Aramız iyi olsun! Sence de âmin değil mi? Âmin.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Biliyorum az kaldı, hissediyorum diyorum, şöyle etrafına bir baksana… Ah bir baksana, en haşmetli yapılar, mezar taşları. Görkemli başka bir şeydir haşmetli başka, mezar taşından ilham alıp inşa edelim cennetimizi, krediyle değil vadeyle değil olum aşkla!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Parça parça hayatları anlatan, ah aklımızı fır döndüren kitapların içimize işleyen cümleleri… Başka diyarlardan içimize tınılar taşıyan keskin nameli şarkılar… Bir tablonun gizemli renkleri… Sanat adına bu dünyaya emanet edilen sır dolu yapıtlar… Yıkılacak! Yıkılacak şehrin gök direkleri ve tüm bunlardan sadece bize biz kalacak… Rüzgâra kapılıp giden bu satırlar sonra… Kahırlar sonra, kızgınlıklar, gülüşler, sevişler… Az kaldı diyorum, aramız iyi olmalı, senle benim, bizle O’nun. Sanatı yaratan, cümleyi, aşkı, sesi, ahengi, seni, beni, berrak bir gecenin doyumsuz lezzetini… </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Şu gölgelikte, biraz kestirelim mi?</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2010/03/25/golgelik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LPG&#8217;li Telefon</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/20/lpgli-telefon/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/20/lpgli-telefon/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 02:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=464</guid>
		<description><![CDATA[Veysel amca… Gençliğinde çalışmaya Mısır’a falan gitmiş. Canayakın biri, internette hayvanlar âlemi belgeseli izlemeye bayılıyor. Okuduğu gazeteden başını kaldırıp bana: “LPG’li telefonlar çıkmış” dedi. “Allah Allah!” dedim “nasıl olur böyle bir şey!” Ciddi ciddi ısrar edince elindeki gazeteye bakmak için yanına gittim, giderken de LPG ile telefonu çalıştırmanın zorluğunu hadi çalıştı diyelim işin mantıksızlığını falan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Veysel amca… Gençliğinde çalışmaya Mısır’a falan gitmiş. Canayakın biri, internette hayvanlar âlemi belgeseli izlemeye bayılıyor.</p>
<p>Okuduğu gazeteden başını kaldırıp bana: “LPG’li telefonlar çıkmış” dedi.</p>
<p>“Allah Allah!” dedim “nasıl olur böyle bir şey!”</p>
<p>Ciddi ciddi ısrar edince elindeki gazeteye bakmak için yanına gittim, giderken de LPG ile telefonu çalıştırmanın zorluğunu hadi çalıştı diyelim işin mantıksızlığını falan düşünüyordum.</p>
<p>Baktım… Eliyle işaret ettiği yerde LG’nin son model telefonlarından biri vardı.</p>
<p>* * * * * *</p>
<p>Bu yazıyı tamamladığımda, işte tam da burada, yazdıklarımı kız kardeşime okudum. Kardeşimin tepkisi şöyle: “yani gerçek miymiş?”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/20/lpgli-telefon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğa Güreşi</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2009/08/22/boga-guresi/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2009/08/22/boga-guresi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 13:20:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=421</guid>
		<description><![CDATA[Beraber çalıştığımız bir arkadaş vardı. Çalışmak için Anadolu’dan İstanbul’a gelmişti. Bir gün beraber çalışırken, bir ara bulmaca çözdüğünü gördüm. Zeki bir çocuktu. O bıraktıktan sonra merak edip bulmacayı elime aldım. Birçok yeri doldurmuştu, bazı yerler boştu. Soruları ve cevapları okurken bir şey gördüm. Bir soruya verilmiş olan cevap çok komik olmasının yanında çok da güzeldi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beraber çalıştığımız bir arkadaş vardı. Çalışmak için Anadolu’dan İstanbul’a gelmişti. Bir gün beraber çalışırken, bir ara bulmaca çözdüğünü gördüm. Zeki bir çocuktu. O bıraktıktan sonra merak edip bulmacayı elime aldım. Birçok yeri doldurmuştu, bazı yerler boştu. Soruları ve cevapları okurken bir şey gördüm. Bir soruya verilmiş olan cevap çok komik olmasının yanında çok da güzeldi. Şöyle:</p>
<p>Soru: Boğaların güreş yaptığı alana verilen isim?</p>
<p>Cevap kutucuğu beş harfliydi ve herhangi birimiz buraya hızlıca “arena” yazabilirdi.</p>
<p>Ama cevap tam olarak şöyleydi: “çayır”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2009/08/22/boga-guresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anne Ben Biraz Dışarı Çıkıyorum</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2008/10/25/anne-ben-biraz-disari-cikiyorum/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2008/10/25/anne-ben-biraz-disari-cikiyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 23:02:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=328</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;- Fazla uzaklaşma oğlum&#8221; Günlerce, haftalarca bir odaya kapanmış iyice bunalmıştım ki, biraz çıkıp gezmek nasip oldu. Bakın neler gördüm. Ümraniye&#8217;den otobüse bindiğimde, muhtemelen benden bir durak önce binmiş bir bayan ile muavinin tartışması dikkatimi çekti. 20 yaşlarında bir kız, gözleri dolmuş vaziyette, ağladı ağlayacak hissi veren kısık bir sesle, muavine &#8220;Ben Toplum Gönüllüleri Derneği&#8217;ndenim&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><span style="font-size: small;"><img class="aligncenter" src="http://aleminrenkleri.com/grafik/cadde.jpg" alt="" width="569" height="145" /><br />
&#8220;- Fazla uzaklaşma oğlum&#8221;</span></p>
<p><strong><strong><span style="font-size: small;">Günlerce, haftalarca bir odaya kapanmış iyice bunalmıştım ki, biraz çıkıp gezmek nasip oldu. Bakın neler gördüm.</span></strong></strong></p>
<p><span style="font-size: small;">Ümraniye&#8217;den otobüse bindiğimde, muhtemelen benden bir durak önce binmiş bir bayan ile muavinin tartışması dikkatimi çekti. 20 yaşlarında bir kız, gözleri dolmuş vaziyette, ağladı ağlayacak hissi veren kısık bir sesle, muavine &#8220;Ben Toplum Gönüllüleri Derneği&#8217;ndenim&#8221; diyordu. Anlaşılan Üsküdar&#8217;a gidecek kadar parası yoktu ve muavine bunu anlatırken oldukça zorlanmıştı. Muavinin &#8220;hayır olmaz abla&#8221; sözlerine karşı Toplum Gönüllüleri Derneği&#8217;nden olduğunu söylemeyi bir yarar sağlayacağını düşünerek akıl edip dile getirmişti.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kız tam anlamıyla bir gönüllüye benziyordu. Ne gönüllüsü olursa olsun ama kızın tipi ve tavırları gerçek bir gönüllü insan örneğiydi. Hafif şişmanlığıyla ve bunu önemsemeyen duruşuyla, beyaz teni ve çilli suratıyla, ıslatarak taradığı saçlarını arkadan bağladığında saçında kalan tarak izleriyle ve yer yer dağılmışlığıyla, normal bir kızın taşımak istemeyeceği komik çantasıyla, şişman ve çirkin olmasına rağmen fiziği ile alakalı bir kompleksinin olmamasının rahatlığıyla tam bir gönüllü görüntüsü veriyordu. Tüm bunlara rağmen insanın rahatça güvenebileceği sevecen bir görüntüsü vardır. &#8220;Gönüllü tipine bir örnek verin&#8221; sorusunun cevabını fazlası ile karşılıyordu yani. Oldukça duygusaldı, konuşurken ağlamamak için kendini zor zapt ediyordu.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Belli ki bir hayır işi için koşturmaktaydı, parası bitti muhtemelen, yolda kaldı. Ancak, &#8220;gönül&#8221; kelimesi ile alakası olmayan, &#8220;toplum&#8221; kelimesi ile olan alakası da &#8220;toplu taşıma&#8221; aracında muavin olmaktan öteye gitmeyen, Toplum Gönüllüleri Derneği&#8217;ni durak istasyonu zannedebilecek derecede kart birine denk gelmişti zavallı kız. Muavin &#8220;ya abla tamam da&#8230;&#8221; diye başlayarak sonu gelmeyen cümleler kuruyor, kızın gözlerinde yaşlar birikiyordu ki, muavin sonunda dayanamayarak şoföre seslendi: &#8220;abi sen Toplum Gönüllüleri Derneği&#8217;ni biliyor musun?&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ve şoför beni dumura uğratan şu cevabı verdi: &#8220;ne? Tapu Müdürlüğü mü?&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
</span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Bir başka olay, bir caddede yürümekte iken gerçekleşmekte:</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;">Önümde yürümekte olan, her hallerinden sevgili oldukları, bazı hallerinden nişanlı oldukları anlaşılan çiftin dişi olanının cırtlak ve yarı bağırarak kurduğu şu cümleden sonra muhabbetlerine yüzde on yahut yüzde on beş (tam kestiremiyorum, matematiğim iyi değildir) civarında kulak misafiri oldum: &#8220;KPSS&#8217;ye boşuna girmiyorum, kazanırsam çalışacağım, biliyorsun bunu&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çocuk daha yumuşak bir sesle, nazik bir dille karşı çıkıyordu. Anladığım kadarı ile nişanlısının çalışmasını ve KPSS&#8217;ye girmesini istemiyordu. Lakin kız sokakta konuşma adabını (evet öyle bir edep vardır) hiçe sayarak oldukça yüksek bir sesle, tüm gayretiyle sesini cırtlatarak derdini anlatmaya çalışıyordu. Tam duyamadığım halde çocuğun &#8220;ne gerek var çalışmana&#8221; dediğini sanıyorum ki, sonrasında kız aynı cırtlak sesle &#8220;arabamızı, kendi evimizi alacağız&#8221; dedi. Bu cırtlak ses, hatunların erkekleri ile tartışmalarında kullandıkları, içinde acındırma ve aynı zamanda üste çıkma, kabul ettirme, çileden çıkartıp &#8220;tamam&#8221; dedirtme, sindirme duygularını muhteva eden tiz bir sesti.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çocuk hala sakin bir şekilde anlatıyordu ancak ses tonundan sitemli olduğu anlaşılıyordu. Nişanlısı gibi bağırıp çağırmadığından sözlerinin hepsini duymak mümkün değildi ama bir ara şöyle dedi: &#8220;sen beş yıl boyunca çalışacaksın ve bir araba alacağız, bu mu yani&#8221; Kızın altta kalmaya hiç gözü yoktu, kafasına koymuştu bir kere çalışıp araba almayı, yazlık falan almayı. Karşılık olarak: &#8220;Hayır canım, on milyara alabiliriz&#8221; cümlesini ağzına yakıştırmaya çalışarak erkekçe kurdu, ancak yine de komik oldu. Bu sümsük adamın kendini anlamayışına kızdıkça sesi yükseliyordu. Biran çocuğun hala nasıl sakin konuştuğunu düşündüm, kolay bir şey değildi zira. Sonra kız çocuğun elini tutmak istedi, çocuk elini vermedi, hırsla çekti. Çocuk ilk tepkisini vermişti işte, dahası da gelirdi, neyse bunları geçip hızlıca eve gitmeliydi. Zaten çocuk kızın elini tutmamıştı, artık rahat rahat geçip gidilebilirdi. Oh olsundu, canıma değsindi&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
</span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Ve Üsküdar&#8217;da geçen komik bir olay daha var. Bu olayı benim hatundan rivayetle aktarıyorum:</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;"> İki sevgili, el ele yürümekteler. Kız bir ara çocuktan çantasını taşımasını ister:</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> -Çantamı taşısana</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-Hayır olmaz</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-Nasıl yani ya, taşısana işte çantamı</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-Hayır canım, taşımıyorum</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-Taşıyacaksın ya</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-Kızım ne doldurdun bunun içine ya taşımıyorum bana ne be</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-Ya nasıl taşımıyorsun taşıyacaksın</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-Taşımayacağım</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-Elimi tutuyorsan çantamı da taşıyacaksın tamam mı!</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-&#8230;!</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> Evet, garip bir durum. Sanki aşk yerine ticaret yapıyorlar. &#8220;Elimi tutuyorsan çantamı da taşıyacaksın&#8221; durumu tam anlamıyla çıkarcılığın erkek-kadın ilişkisine yansımış halidir. Eline karşılık bunu isteyen bir kız, sanırım zamanla eli kırbaçlı bir zebaniye dönüşmeye başlayacaktır. Çocuğun neden çantayı almadığı ise düşündürücü elbette.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
</span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Şehrin bunaltıcılığından biran uzaklaşmak için trenle (en az teknolojik) sirkeciye gelip yürüyerek Gülhane&#8217;ye geçtiğim bir sabah, kendimi teskin etmek için su sesinin dinginliğine (evet su sesi rahatlatır) ve o devasa ağaçların gölgesine bırakırken, bir olay daha dikkatimi çekti:</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;">İranlı olduğunu sandığım 18 yaşlarında üç genç (iki erkek bir kız) Gülhane&#8217;de bana yakın banklardan birinde oturmaktalar. Kendi aralarında gülüşüp muhabbet etmekteler. İranlı kız, standart kapalı bir Türk kızı kadar kapalı. Konuşmadıkları zaman onların Türk olmadıklarına ihtimal vermezsiniz, o derece bizdenler. (öyle değil midir zaten) Erkeklerden biri kızın sevgilisi olmalı ki, daha bir böyle sarmaş dolaş.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Derken&#8230; O şahin bakışlı, o kuş (sevgili) uçurmayan çiçek satıcılarından biri bu manzarayı görmesiyle beraber ağzından salyalar akıtarak yağlı müşterilerine doğru ellerinde çiçekler olduğu halde hızla yaklaşmaya başladı. (Bir çift sevgili her zaman birçok sektör için yağlı müşteri değil midir zaten.)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dikkatle takip ettiğim o şişko kadın, bu sevgililerin yanlarına ulaştığında elindeki sepetten bir çiçeği göz açıp kapayıncaya kadar alıp hızla (Yüzüklerin Efendisi adlı filmde ok fırlatan sarı/beyaz/civciv sarısı saçlı adam misalinde olduğu gibi) kızın eline vermiş ve bunu yaparken &#8220;Allah, bağış, yastık, sevgili, güzel&#8221; gibi kelimelerden hızlıca cümleler kurmuş, kelimeleri sündürüp uzatarak mırıltılı bir yakarış hali katmıştı olaya. Kesinlikle, muhatabını konuşturmadan sindirip, bir şey söylemesine ve itiraz etmesine izin vermeden biran önce parayı alıp gitmek için yaptığı bu taktik günümüzde ticaret adamlarının bolca uyguladıklarına benzer bir yöntemdi.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Çocuk para vermiş çiçekçi kadın yetersiz bulmuş, ardından çiçek ücretine kız tarafı takviye yapmış ve sonunda çiçekçi soyguncu tatmin olur gibi olmuş ve gitmişti. Burada garip olan, Türkçe bilmeyen çocuklara çiçekçi kadının ısrarla bir ton güzel laf etmesi ve kadının dediklerinden bir şey anlamamalarına rağmen çocukların gülümseyerek çiçekleri satın almasıydı.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu hikayenin sonunu iyi bağlayamadığımı mı düşünüyorsunuz? O halde siyasetçilerin tavırlarına ve televizyon reklamlarına bir kez daha göz atın.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
</span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Bu      yazıyı hazırladığım sıralarda etrafıma daha çok dikkat ediyor ve nasıl      malzeme çıkartırım diye düşünüyordum ki, dikkate gerek olmaksızın adeta      zorla &#8220;beni de yazmalısın&#8221; diyen bir olaya daha şahit oldum. Kıramadım,      yazıyorum:</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir çıktı almak için büyük kırtasiyelerden birine girmiştim. Dükkana bir genç kız ve yaşlıca bir dede bakıyordu. Kız o büyük makineden sticker çıktı alırken kağıt makinenin içine sıkışmış bir türlü sorunu çözememişti. Ben yaşlı amcanın dükkânda bulunma gayesini &#8220;işte, kız iş yaparken amca da dükkana sahip çıksın canım&#8221; diye düşünürken, gözleri zor gören, ağır aksak yürüyen, kulakları gayet ağır işiten (bir çok cümleyi bağırarak birkaç defa tekrarladığımdan biliyorum) yaşlı amca bir çırpıda o büyük makinenin içini açıp bazı parçaları çıkarttıktan sonra sorunu çözmüş ve beni hayretler içerisinde bırakmıştı. Lakin mesele bu değil.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İşimin uzamasından dolayı içeride beklerken ve hafif yağmurun atıştırmaya başlamasıyla yaşlı amca kapıya çıktığında şiddetli bir gök gürültüsü duyuldu. Yaşlı amca hızla içeri girip telefonu kaldırdı ve kızla göz göze geldiler. Gök gürültüsünü telefon çalıyor zannetmişti mübarek amcamız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İkisi de kahkahayı koyvermişti. Ben de çaktırmadan kıs kıs gülüyordum.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Bu hikâyelerdeki başrollerin çoğunun bayan olması tamamen tesadüftür :)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2008/10/25/anne-ben-biraz-disari-cikiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

