<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alemin Renkleri &#187; Günlük</title>
	<atom:link href="http://www.aleminrenkleri.com/category/gunluk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aleminrenkleri.com</link>
	<description>tasarım, edebiyat, grafik</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 15:14:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>sucuk ekmek, kına gecesi, kırlent</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2012/01/03/sucukekmek-kinagecesi/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2012/01/03/sucukekmek-kinagecesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 20:28:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aleminrenkleri.com/?p=1031</guid>
		<description><![CDATA[bana kalırsa, bir kadın, her şeyden önce, iyi yemek yapmalıdır. bütün her şeyden önce ama, bakın bütün, bütün her şey, bütün her şeyden önce, YEMEK, hem de iyi yemek, ve kesinlikle iyi yemek yapmalıdır. mutlak suretle, istisnası olmamak üzere, kesinkes. geriye kalan şeyler, halledilir. ayar çekilir. ama yemek yoksa, hayat yoktur evet. benim kafam böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft  wp-image-1048" title="kına gecesi" src="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2012/01/kina-gecesi.jpg" alt="" width="384" height="256" />bana kalırsa, bir kadın, her şeyden önce, iyi yemek yapmalıdır. bütün her şeyden önce ama, bakın bütün, bütün her şey, bütün her şeyden önce, YEMEK, hem de iyi yemek, ve kesinlikle iyi yemek yapmalıdır. mutlak suretle, istisnası olmamak üzere, kesinkes.</p>
<p>geriye kalan şeyler, halledilir. ayar çekilir. ama yemek yoksa, hayat yoktur evet.</p>
<p>benim kafam böyle çalışır. güzel yemek varsa evde, ben iyi insan olurum. kötü yemek varsa veya yemek yoksa, ben kötü insan olurum. dünyanın en boktan en lanet en pislik insanı ben olurum.</p>
<p>arkadaşlarla kamplara gideriz çok kez. plan programı her zaman yemeklere göre yaparım. akşam yemeğini yiyip çıkıyoruz. sabah kahvaltıdan sonra falanca yere. şurada durup yemek yeriz, namaz kılarız sonra şuradan devam ederiz. hmm, öğle yemeğini falanca yerde yesek, filanca yere akşam yemeğine yetişiriz böylelikle şuraya geç kalmamış oluruz, falan filan. kafam yemekler üzerinden çalışır, plan programda yemekler üzerinden işler. yemek vakti, kilit noktadır.</p>
<p>bazıları der ki mesela, 12&#8242;de çıkıyoruz yola. işte bazıları der ki, öğle namazından sonra. yok. ben planımı yemekler üzerinden yaparım. keşan girişinden karpuzları alırız, vize&#8217;den sucukları alırız, şuranın suyu güzeldir suları oradan doldururuz, falan diye gider mevzu. yola çıkmadan önce ne yenilecekse her şeyi bir çırpıda düşünürüm. bir çırpıda. öyle. sonra çıkarız yola.</p>
<p>pek gitmeye gönlümün olmadığı yerlere ancak güzel bir yemek ikna edebilir beni. insanlar boşuna yorulur, ah şöyle güzel böyle güzel. yok, bana de ki şu yemek var. tamam. o zaman bakarız icabına. o zaman olmayacak işleri de oldururum ben sana. o zaman bu yollar benden sorulur. böyle.</p>
<p>evde istediğim yemekleri yapmaya cesaret edecek kimse bulamam çoğu kez. sorun değil. kolları sıvar, dolmamı doldurur sarmamı sararım. inegöl köfte, tekirdağ köfte, sac tava, tantuni, etle alakalı ne kadar güçlü yemek varsa yaparım. güveç severim en çok, tamam, yaparım. fasulye, merak etme, yaparım. karnıbahar, yaparım dostum, en güzelini hem de.</p>
<p>ama işten yorgun argın gelince yapamam. sapık mıyım neden yapayım yani. o zaman güzel yemek yeme zamanıdır. güzel yemek beklerim. güzel yemek önemlidir. hayatın doğru düzgün rayında gitmesini sağlar.</p>
<p>saçmalama, ağzını yüzünü kırarım. saçmalama. bazen sucuk ekmek bile güzel yemek olabilir, eğer kafa basıyorsa. bazen bir sigara böreği bile yanına iyi gidecek bir şey katık edince güzel bir yemek olabilir. yani, güzel yemek deyince, kaburga dolmasından falan bahsetmiyorum illa. misket kadar bir zeka, domatesi güzel bir yemeğe dönüştürebilir. dönüştüremeyenler sapıktır. onlarla işimiz olmaz zaten, olmamalı.</p>
<p>bazen bir düğüne gideriz, iyi dinleyin bi lan, bazen bir düğüne gideriz, diyelim ki her şey çok boktan geçmiştir, tutulan otobüs yolcuları zamanında almamıştır, düğün salonu ebesinin dedesindedir herkes bulmakta zorlanmıştır, basık zübük bir yerdir salon çocuklar bunalmıştır, gelinin suratına kırk ton boya sürmüşlerdir suratına bakılmaz pislik birine dönüştürmüşlerdir lanet iğrenç biri olmuştur mesela, damadın kafa parlak surat dımdızlak olmuştur hayatının en çirkin anını yaşıyordur -bütün gelin ve damatlar çirkindir bu arada-, her şey hiç yolunda gitmiyordur yani. o anda güzel bir yemek gelse mesela masaya, o berbat olan her şey unutulur. güzel bir yemek, boktan bir düğündeki her şeyi bir anda unutturur. insanlar evlerine dönerken en azından küfrederek dönmezler. akıllarda kalan, güzel bir yemektir.</p>
<p>bir de tam tersini düşünün. her şey çok güzel -gelin ve damadın parlak zübük kafaları hariç-, ancak yemek kötü. herkes yemeği hatırlayacaktır düğünün sonunda. güzel bir yemek veremediğiniz, yıllar geçse de unutulmayacaktır. &#8220;aboov, o zaman biz ne rezil rüsva olduyduk kamile, ellam döller döşler neyim de aç kalmışlardı deee mi&#8221;. budur yani. beş yüz yıl sonra da babaanneniz sizin düğününüzdeki o yemeği hatırlar.</p>
<p>yemek mevzusuna dikkat etmeli insanlar. o berbat zamanlarda bile güzel bir yemek, işin seyrini değiştirir. yemeğin de kıymetini kadrini bilmeli. güzel yemek yapana hürmet etmeli. çünkü onlar gerçekten iyi insanlar. güzel insanlar.</p>
<p>neden kına geceleri hiç bir zaman güzel olmaz? çünkü kına gecelerinde pratik olsun diye limonata kurabiye falan verirler. insanlar hoplar zıplar ağlar zırlar ve nihayetinde acıkır. acıktıkları zaman kurabiye ve leblebi yiyerek doymaya çalışırlar. böh. limonata da içtin mi her şey lök biçiminde mideye oturur. milletin huzuru kaçar. her kınadan sonra, tüm kınalardan bahsediyorum, istisnası yok bu işin, sizin kınanızdan bahsediyorum, hatırlayın bi, evet, kına gecelerinden sonra herkes mutsuz döner evine. hem gece geç vakit olmuştur hem de açsındır. inanabiliyor musun. açsın. saat bir. evde de bu saatte ekmek yersin en fazla, peynir ekmek. açlıktan baş ağrın başlamıştır, inşallah kusmazsın. kusarsan kötü olur çünkü. küfür edersin. bir daha kına gecesine gidenin&#8230; falan dersin. açıkçası ben hiç kına gecesine falan gitmedim, erkeklerin işi olmaz biliyorsunuz kınada falan ama biliyorum yani, bu işler böyle. lamı cimi yok.</p>
<p>şimdi ben açım evet. annemle ve kız kardeşimle pek anlaşamıyoruz.</p>
<p>sakinleşmek için uzun süredir bu konuda biriktirdiklerimi yazayım dedim, periyodik mektuplarımdan birine dönüştü. hayırlı akşamlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2012/01/03/sucukekmek-kinagecesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazarlarla manavlar arasındaki farklar</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2011/12/14/yazarlarla-manavlar-arasindaki-farklar/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2011/12/14/yazarlarla-manavlar-arasindaki-farklar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Dec 2011 07:51:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aleminrenkleri.com/?p=981</guid>
		<description><![CDATA[Bir kahvehaneye girip oturursanız, sokakta yürürseniz biraz, halk ekmek kuyruğunda beklerseniz, metroya binip yolcularla beraber seyahat ederseniz, futboldan siyasete kadar birçok güncel meselenin konuşulduğuna/tartışıldığına az çok şahit olursunuz. Geçen gün otobüste Şeyh Said isyanını masaya yatıran bir Türk ile Kürt’ün tartışmalarına şahit oldum mesela. Meseleyi öylesine deştiler ki, Şeyh Said’in hangi köyde doğduğu bile mevzu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-984" title="manav" src="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2011/12/manav.jpg" alt="manav" width="443" height="326" />Bir kahvehaneye girip oturursanız, sokakta yürürseniz biraz, halk ekmek kuyruğunda beklerseniz, metroya binip yolcularla beraber seyahat ederseniz, futboldan siyasete kadar birçok güncel meselenin konuşulduğuna/tartışıldığına az çok şahit olursunuz. Geçen gün otobüste Şeyh Said isyanını masaya yatıran bir Türk ile Kürt’ün tartışmalarına şahit oldum mesela. Meseleyi öylesine deştiler ki, Şeyh Said’in hangi köyde doğduğu bile mevzu bahis oldu.</p>
<p>Halkın değişmez gündemi olan geçim derdinden başka güncel meseleler de zaman zaman muhabbete katık edilir sokakta. Yaşlı amcaları, romatizmalarından ve ağrılarından anlatmaya başlayıp bir anda ekmeğe gelen zamma saydırırken duyabilirsiniz. Hele önemli bir futbol maçı olmayagörsün, ertesi gün o maçın kritiği en ince ayrıntısına kadar yüz binlerce kere sıradan insanlar tarafından yapılır. Kimi der, ah Tayfun ikinci yarıda oynamayacaktı. Kimi der, yok yok bu kalecide iş yok. Bazısı kondisyon yetersizliğinden dem vurur, bazısı da teknik direktörde bulur suçu. Futbol yazarları ve yorumcuları halt etmiş, sokağın analizi siler süpürür hepsini. Sadece futbolda değil tabii, her alanda böyledir.</p>
<p>Birkaç haftadır yazarlarla yazmayan sıradan insanlar arasında nasıl bir fark var acaba diye düşünüyorum. Bulduğum sonuç ilginç, tek bir fark var. O da yazarların yazmaları, yazmayanların da yazmamaları. Bu kadar. Başka bir fark yok. İzah edeyim:</p>
<p>Bir hacı amcadan “yok yok evladım kesin onun arkasında Amerika vardır” şeklinde bir cümle duyabilirsiniz mesela. Aynı cümleyi meşhur bir yazarın kaleminden de okuyabiliyoruz oysa, biraz daha süslenmiş ve biraz daha teknik bir hale getirilmiş olarak… Bir manav da aklına geleni söylüyor bir –ah ulu ve yüce- yazarımız da. Bizim bakkal Metin amca da bilmediği konularda sallıyor bir analizci de. İkisinin de doğruluk ve hakikat payı aynı. Hatta sıradan insanların yanılmaları, kandırılmaları daha zor. Sizi mantıklı önermelerle, akılcı çözümlemelerle bir meseleye ikna edebilirler mesela. Ah evet, dersiniz, bu doğru. Ama neneniz ikna olmaz, “yok be evladım, görmeymısın adamın üzünde nur yok be ya” der çıkar işin içinden. Yuh ya ne alakası var be nene, dersiniz demesine ya, neneniz haklı çıkar bir şekilde işin sonunda. Doğruya ulaşma konusunda bilgiye karşı bilgeliği taşır halk cebinde, bir şeyi bilmese de doğruyu bulur böylece. Yazarların böyle bir imkânı da yok ne yazık ki. Bakkal Metin amca hakikate bizden daha yakın yani, yapacak bir şey yok. Metin amca kasanın arkasında peynir ekmek yer, seçimlerden kimin galip geleceğini araştırma şirketlerinden iyi kestirir…</p>
<p>Sıradan insanlarla yazarlar arasında yazmak dışında bir fark yok elbette ama yazarlar bunu kabul edesi değildir. Bir fark yaratmak isterler illa ki. Bu yüzden halkla arayı açarlar. Üst perde bir dil kullanma gayretleri de bundandır. Doktorların ne yazdıklarını anlamıyor olmamız boşuna değildir mesela. Aramızda bir fark, hem de büyük bir fark olduğunu ispatlarcasına karalarlar reçeteyi. Ne yazarsa yazsın “zıkkımın kökü” diye okuruz oradakini. Bir türlü çözemeyiz çünkü ibareyi.</p>
<p>Terziler, manavlar, bakkallar, makineciler, overlokçular, reçmeciler, şoförler ve sevgili garsonlar hayatları boyunca hiçbir zaman içinde “nitekim” geçen bir cümle kurmadıkları halde bu imamlar neden her Cuma günü istisnasız her hutbede “nitekim” deyip duruyorlar bu insanlara? Nitekim ne lan!?</p>
<p>Buna hep gıcık olmuşumdur. Peki.</p>
<p style="text-align: right;"><em>Milat &#8211; 12 Aralık  2011</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2011/12/14/yazarlarla-manavlar-arasindaki-farklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İran Türkiye&#8217;yi vurdu!</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2011/11/21/iran-turkiyeyi-vurdu/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2011/11/21/iran-turkiyeyi-vurdu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2011 13:45:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aleminrenkleri.com/?p=955</guid>
		<description><![CDATA[Her sabah yaptığımdan farklı olarak, biraz yürümek istediğimden, biraz da trafikten sebep, bir durak geride inip yokuşu tırmanmaya başladım. Aksaray yönünden İstanbul Belediyesi’ne doğru, kafamda tren yolunda keyifli bir sabah yürüyüşü yapma hayaliyle, üstelik oldukça dalgın vaziyette yürüyordum. Belediyenin solundaki parka vardığımda, Menekşe tren istasyonunda  başlayan, Florya’dan geçip Yeşilköy istasyonunda ilk etabı son bulan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-963" title="tren-yolu" src="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2011/11/tren-yolu.jpg" alt="" width="369" height="276" />Her sabah yaptığımdan farklı olarak, biraz yürümek istediğimden, biraz da trafikten sebep, bir durak geride inip yokuşu tırmanmaya başladım. Aksaray yönünden İstanbul Belediyesi’ne doğru, kafamda tren yolunda keyifli bir sabah yürüyüşü yapma hayaliyle, üstelik oldukça dalgın vaziyette yürüyordum. Belediyenin solundaki parka vardığımda, Menekşe tren istasyonunda  başlayan, Florya’dan geçip Yeşilköy istasyonunda ilk etabı son bulan bir tren yolu yürüyüşü planlamıştım bile. Geriye bu saçma sapan yolculuk için ikna edip kekleyeceğim zavallı arkadaşları bulmak kalmıştı sadece.</p>
<p>Parka girip birkaç güzel adım atmıştım ki, sağ tarafımdan çıldırtan bir gürültü koptu. Belediye binasının tepesinden yayılan siren sesleri kesintisiz duraksız tüm çevreye yayılıyor, bu ani çığırış yüzünden kafam zonkluyordu. Sesin kaynağına çok fazla yakındım, üstelik rahatsız etmeye kıyamayacağınız kadar da dalgındım. Sirenin kulak tırmalayan, bir an durup “ne oluyor lan” diye düşünmenize izin vermeyen sesi kesilmiyor, her saniye yeni dalgalarla kulaklarımın ve zihnimin duvarlarına tekme atıyordu. Aha dedim, kesin İran Türkiye’yi vurdu.</p>
<p>O şok halinde aklıma ilk gelen şey iki gün önce gazetelerden okuduğum <em>İran Türkiye’yi vuracak</em> haberleriydi. Bir anda nasıl aklıma geldiyse, gelmişti işte. İlk önce bir yere sığınmalıyım diye düşündüm, her an kafama birkaç füze düşebilirdi çünkü. Sonra iş yerine varabilirsem daha güvende olabilirim diye düşünerek adımlarımı hızlandırdım. Bu arada siren çalmaya devam ediyor, parkın içindeki insanlar hayretle belediye binasını seyrediyorlardı.</p>
<p>Parkı bitirip caddeye çıktığımda başka bir garabetle karşı karşıya kaldım. Trafik durmuş, insanlar araçlarından inmiş, kıpırdamadan öylece durup dikiliyorlardı. Siz şimdi zannedersiniz ki, işte o an ben mevzuyu çakozladım, her şeyi anladım. Ne gezer! Tam tersine hiçbir anlam veremedim insanların bu yaptığına. İran’ın Türkiye’yi falan vurmadığını anlamıştım ama bu sefer de aklıma izlediğim Mistik Olay adlı bir film gelmişti. Filmde, bitkilerin doğaya saldıkları gazlar neticesinde insanlar bilinçlerini ve kontrollerini kaybedip aniden duruyor, bir süre bekleyip kendilerini öldürüyorlardı. Birkaç saniye için bile olsa “Mistik Olay mı gerçekleşiyor lan yoksa”, “öyle şey mi olur be saçma sapan bir filmdi o”, “noluyo laaan!” türevinde gelgitler yaşadım sevgili dostlar. Ah nasıl korkmuştum!</p>
<p>Herkes dururken ben ürkek adımlarla yavaştan yürümeye devam ediyordum ki bir nene ile bir hacı amca gördüm. Yardırmış gidiyorlardı kimseyi tınlamadan. Heh, dedim kendi kendime, bir nenenin hacı amcanın peşinden kim gitmiş de zarar görmüş, aha şunların peşine takılayım. Sonra siren aniden sustu, trafik yeniden canlandı, insanlar pırlayan kuşlar gibi hızlıca hayatlarına kaldıkları yerden devam ettiler.</p>
<p>Tüm bunlar, neredeyse otuz saniye içinde oldu. Siren sustuğunda kafam yeni yeni kendine gelmeye başlamıştı. Önce “hangi aydayız lan biz” dedim. Zira ben genelde hangi ayda olduğumuzu bilmem. Umurumda da değildir pek. Kasım ayında olduğumuzu hatırladım. ‘Kasım ayında özel bir gün var mı?’ sorusuna bilinçaltım ‘10 Kasım’ cevabını verdi. Vay canına, demek bugün 10 Kasım’dı. Atatürk vefaat etmişti. Tüh, nasıl da aklıma gelmedi!</p>
<p>İş yerine varınca bu durum hakkında uzun uzun düşündüm. Biraz acayip oldum. Biraz güldüm kendime. İlginç yani, oysa gazetede okuduğum haberin doğru ve akla yatkın olmadığını düşünmüştüm ilkin. Ama bilinçaltım onu zihnimin derinlerinde bir yere yerleştirmişti bir kere. Böyle bir anda aniden dışa vurmuştu işte. Sonra o saçma sapan film, ne alaka yani, nerden gelmişti aniden aklıma. Gazetelerin ve televizyonların bilinçaltımıza tonla gereksiz şey doldurduğunu düşündüm sonra. İran’a güvenmediğimi keşfettim bu arada. Ve Atatürk’le aramda bir bağ olmadığının farkına vardım. Mevcut eğitim sisteminden geçmediğim için çok yazık ki okullarda zihnimi şekillendirememişti güzelim öğretmenler. Talihsiz başım Kemalizm’le dolacağı yerde abur cuburla dolmuştu, vah ki vah.  Saygı duruşu nedir bilmiyordum, eyvahlar olsun.</p>
<p>En son <em>tren yolunda yürüyelim</em> diyordum değil mi. Tamam mı Samet, evet Pazar sabahı. Oldu.</p>
<p style="text-align: right;">21 Kasım 2011&#8242;de Milat Gazetesi&#8217;nde yayımlandı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2011/11/21/iran-turkiyeyi-vurdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Quest.Net Network Marketing Gerçeği</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/25/questnet-network-marketing-gercegi/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/25/questnet-network-marketing-gercegi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 13:58:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[marketing]]></category>
		<category><![CDATA[network]]></category>
		<category><![CDATA[quest]]></category>
		<category><![CDATA[quest.net]]></category>
		<category><![CDATA[questnet]]></category>
		<category><![CDATA[sahtecilik]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[titan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[Ön bilgi: Bu yazı quest.net network marketing sistemini anlatan bir yazıdır, benzer network marketing sistemleri üzerinden de okunabilir. Quest.net; insanların üye olurken ürün almak zorunda kaldığı bir sistemdir. Ayrıca, sisteme katılan insanlar para kazanabilmek için belli bir metodolojiye bağlı olarak ikna yöntemi ile arkadaşlarını ve çevrelerini de bu sisteme katmak durumundadırlar. En basit anlatımla, sisteme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong><span>Ön bilgi:</span></strong><span> Bu yazı quest.net network marketing sistemini anlatan bir yazıdır,<span> </span>benzer network marketing sistemleri üzerinden de okunabilir. Quest.net; insanların üye olurken ürün almak zorunda kaldığı bir sistemdir. Ayrıca, sisteme katılan insanlar <span style="text-decoration: underline;">para kazanabilmek için</span> belli bir metodolojiye bağlı olarak ikna yöntemi ile arkadaşlarını ve çevrelerini de bu sisteme katmak durumundadırlar. En basit anlatımla, sisteme her katılan kişi sisteme başkalarını (dolaylı veya dolaysız) katmak yöntemiyle para kazanır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><a href="http://aleminrenkleri.com/grafik/questnet.doc" target="_blank">Bu linke tıklayarak yazıyı Word formatında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.</a></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">ISINMA TURLARI</span></strong><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Quest.Net, kendi çıkarlarından başka bir şey gözetmeyen tamamen materyalist bir sistemdir. Oysa burada söylediğimizin aksine; bir dayanışma, sisteme katılan üyelerin çıkarlarını gözetme, liderlerin altlarını eğitmesi gibi hoş ve ahlaki durumlar (güya) görebiliriz. İlerleyen safhalarda detaylı olarak göreceğimiz gibi bunun birçok sebebi var. Başlangıç olarak: salt maddeci bir sistemin insan faktörünü yeterli oranda kullanamayacağını, insandan (üyeden) başka sermayesi olmayan sistemin kendi bekası için insan fıtratına uygun (!) stratejiler üretmesi gerektiğini, bunlar olmaksızın insan (üye) üzerine kurulu sistemin batacağını, söyleyebiliriz. Yani burada, sistem içinde bulunan ahlaki unsurlar sistemin işleyişi için vardır ve sunidir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Sistemin ilerleyebilmesi; insanın (üyenin) sadakatine, eğitilip terbiye edilmesine ve yetişen üyenin (lider) kendi kişilerini eğitmesine bağlıdır. </span></strong><span>Ancak böyle olmalıdır ki eğitilenler bir süre sonra eğitici konuma gelsin ve böylelikle sınırsız bir döngü sağlanabilsin. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Burada, sisteme katılan bireyi bir tavuk olarak düşünebiliriz. <strong>Bu tavuğun yumurtlaması gerekmektedir. Elbette bu yeterli değildir. Ayrıca yumurtalarını eğitmesi ve onları yeni yumurtalar üretebilecek bir tavuk olarak yetiştirmesi gerekmektedir.</strong> Yumurtlamayan, yumurtlamayı beceremeyen tavuk işe yaramaz, ancak sistemi kilitler. Görüldüğü gibi bilinçsiz bir katılımın işe yaramadığı bu sistemde her zincir halkası eğitilmeli ve ayrıca doğurgan olmalıdır. Bu sebeple şirketin en önemli yatırımı eğitim sisteminedir. Eğitimin ilk merhalesi sisteme yeni getireceğiniz üyeleri nasıl getirebileceğiniz ve onlara nasıl yaklaşmanız gerektiğidir. Ve zaten eğitimlerin neredeyse tümü, sistemin <strong>bekası</strong> için gerekli olan sisteme katacağınız kişiler ve nasıl çalışmanız gerektiğini anlatan derslerden ibarettir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Liderlerin altlarını (kişilerini ve kişilerinin kişilerini) eğitmeleri, onlara sistemli bir şekilde (sisteme yeni kurbanlar kazandırırken) yardım etmeleri sistemin işleyişi için en gerekli şeydir. Lakin bu maddeci sistem bu meseleyi ahlaki unsurlarla donatıp manevi soslarla bezemiştir ki, insanlar: “altlarıma yardım ediyorum”, <strong>“kendim şuan için önemli değilim, bana inanan insanlara kazandırmak için çalışıyorum”</strong> diyerek azimle ve ahlaki gibi görünen bu düşüncelerle çalışsın, herkes her durumda sistemin işleyişine katkıda bulunsun! Böylelikle, insanın fıtratı ve çalışabilme azmi için gerekli boşluklar doldurulmuş olsun&#8230; </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İnsan psikolojisi konusunda uzman olan sistem mimarları, sisteme katılacak kişilere nasıl yaklaşılması gerektiğini ve onların sistemde verimli olabilmesi için nelerin gerekli olduğunu tespit eder. Tüm mekanizma yukarıdan aşağı doğru bir bilgi akımıyla işletilir. Katılan her bireye seviyesi nispetinde bilgi verilir ve zamanla terbiye (eğitim) edilir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">HAYALLERİNİZİN ESİRİ OLMAK İSTER MİSİNİZ?</span></strong><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Sistem, insanları ikna ederken (her network marketingde olduğu gibi) kazanma dürtülerini besler.</span></strong><span> İnsanda bulunan kazanma arzusunu mantıklı (modern zamanda standart insan algısı) argüman ve matematiksel verilerle körükler. Sistem mimarları elde ettikleri tecrübeler neticesinde sadece arzuların ve anlık heyecanların insanları sistem içerisinde tutmayabileceğini görerek, oluşabilecek aksaklıklar için önceden tedbirler almaya çalışmışlardır. Örneğin, şirketin sonradan bünyesine kattığı v-team (v-partners) adlı danışmanlık şirketinin ve quest.net sisteminin ağır toplarından Pathman Senatrijah bir dersinde “insanlara hayalleri olup olmadığını sorun, onlardan hayallerini öğrenin”, “eğer siz onların hayallerini öğrenirseniz hangi düğmeye basacağınızı bilirsiniz” der. Elbette bunun amacı ilerleyen zamanlarda eğer üye (yani ürün) yalpalar veya vaz geçmeye kalkarsa ona kendi hayallerini hatırlatarak baskı kurmaktır: “çocuklarının daha iyi bir eğitim almasını istemiyor muydun?”, “alacağın o arabadan vaz mı geçeceksin?”</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Denilebilir ki, “tüm bunlar teşvik içindir, insan normal hayatta da benzer durumlarla teşvik edilemez mi?” Birincisi, burada bu diyalog insanı hayallerine karşı esir alma girişimidir. İkincisi hayallerine ancak bu yolla ulaşabileceğini empoze etmektedir. Çarkların işlemesi ve aksaklığın olmaması için yapılan bu ‘sisteme bağlı tutma psikolojisi’ birçok zaman işe yaramaktadır. Ve işi bilenler hemen fark edecektir ki bu metodu Amway uzun yıllar kullanmış ve birçok kişiyi kandırmıştır. Pathman’ın da sözleri söylediklerimizi doğrular niteliktedir, bu konuda şunları der: “bu sistemdeki en önemli şey sizin hayalleriniz, rüyalarınız ve hedeflerinizdir”, “…öncelikle kendi hayal ve hedeflerinizi belirleyeceksiniz”, “…ve bu anlattığım taktikleri kendi organizasyonunuzda kullanacak, kişilerinizden hayallerini öğreneceksiniz”.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Tüm bunlara rağmen, bu tavrın ahlaklı olduğunu varsaysak bile, yapılan tüm bu şeylerin sistemin sağlıklı kalabilmesi ve daha çok kazanabilmesi için yapıldığını görmemize hırstan başka ne engel olabilir?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">KENDİ İŞİNİZİN PATRONU (sistemin kölesi) OLMAK İSTER MİSİNİZ?</span></strong><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Quest.net’in klişeleşmiş sloganıdır bu: “kendi işinizin patronu olun”.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sisteme katılacak olan kişinin sistemi koruyacak, sistemin devamını sağlayacak şekilde eğitilmesi (terbiye) gerekmektedir. Kişi, lider (hizmetkâr) olduktan ve belli olgunluğa eriştikten sonra tıpkı terbiye edildiği gibi o da altlarını eğitmesi gerekir. Sistemin döngüsünün sağlanabilmesi için de zaten; liderin, yani hizmetkârın, yeni liderler yetiştirmesi, yeni yetişecek olanların da yeni hizmetkârlar yetiştirmesi gerekmektedir. Böylelikle sistem kendi işleyişini garantiye alır ve sistemin korunmasını, muhafızlığını, işlerinin patronu olduklarını zanneden bu üyelere yaptırır. <strong>Yazımızın ilerleyen bölümlerinde de görüleceği üzere, her üye sistemin gönüllü muhafızıdır. Muhafız: yani kendi işinin patronu!</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span id="more-482"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sistem, hiyerarşik eğitim mekanizmasını işletmiş ve ancak bunlar var olduğu sürece ayakta kalacağını bildiğinden kapitalist zekâyı sonuna kadar kullanmış, kişisel gelişimcilerin yıllardır ürettikleri bilgileri de kullanarak kendilerine özgü bir dil geliştirmiştir. Bu yüzdendir ki birçok soruyu cevaplanmış olarak sunar. Örneğin ilk derste (tanıtım), henüz sisteme katılmamış olan müstakbel üyeye kâğıt ve kalem vererek sorularını not almasını isterler. Herkes kafasına takılanı sormalıdır. Hatta soru sormayı teşvik ederler. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Çünkü bilirler (ve beklerler) ki, tanıtıma gelmiş müstakbel muhafızın soracağı sorular:</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>“dünyada kimse kalmayınca ne olacak?”, “ürünlerin fiyatları ederinden pahalı değil mi?” ve benzeri yüzeysel, sığ, komik şeylerdir. Bu ve benzeri sorulmuş birçok sığ sorunun sığ cevabı hâlihazırda sizi beklemektedir. <strong>İşin özüne, hakikatine ait, tahliller ve sarsıcı sorular sormak ancak derin ve Müslümanca düşünmenin sonucudur. </strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Pathman Senatrijah yine bir dersinde mealen şöyle der: “size sorular sorup ikna olmamak için ısrar eden insanlara, evet ben de benzer tedirginlikler yaşadım ancak bulduğum şey şudur, diye bir çıkışta bulunun”. Buradan anlaşılıyor ki, üye olacak bireyden derin düşünmeksizin basit sorular sorması beklenirken, liderin de koşullu bir şekilde düşünmeksizin cevap vermesi beklenir. Sizin sorduğunuz sorunun ve takıldığınız meselenin çokça bir önemi yoktur. Yani sistemin üyeleri ve liderler, dışarıdan gelebilecek tüm karşı fikir ve tahlillere baştan kulak tıkamış her durumda haklı olduklarını varsaymışlardır. Oysa Pathman soru soran kişinin haklı olabileceğini hiç düşünmemiştir bile<strong>. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu sistemin üyeleri körü körüne haklı olduklarına inanmışlar ve inandırılmışlardır. </strong>(bunun sebeplerini yazının sonuna doğru training meselesinde anlatıyorum) Kendileri bazı sorularda takılsalar bile, tüm soruları cevaplayabileceğine iman ettikleri üst düzey liderler tanıyorlardır. Onların her şeye bir cevabı vardır. (!)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu sistemin tarikat yapısına benzer yönleri bulunması sistem mimarlarının, psikologların yıllardır geliştirdikleri stratejiler ve eğitimler sonucudur.<strong> Sosyal dayanışma ve yardımlaşma şirketin bekası için işletilir! </strong>Sosyal dayanışma ve yardımlaşma şirketin devamı için işletilir!<strong> </strong>Sosyal dayanışma ve yardımlaşma şirketin sağlığı için işletilir!<strong> </strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Eğitimlerde, kendi işlerine (şirketin gönüllü muhafızlığı) güvenmeleri, yeni üye olacakları veya olmuşları takip edip haberdar olmaları, bu işi hayatlarının işi olarak görmeleri öğütlenir. (sadece quest.net için değil neredeyse tüm N.M.’lerde böyledir) Sistem, üyelerinden samimi olmalarını ister. <strong>Quest.Net, kazanabilmek için <span style="color: #3366ff;">ilim</span></strong> (eğitime devam etmek), <strong><span style="color: #3366ff;">amel </span></strong>(sisteme yeni üyeler getirmek), <strong><span style="color: #3366ff;">ihlâs</span></strong> (özverili çalışmak) <strong>aşamalarından tüm üyelerini geçirir, geçirmek zorundadır!</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Burada üstat Dücane Cündioğlu’nun sözünü hatırlatmakta fayda var: <strong>“Kapitalizm, kendine iman edenlerden ihlâslı olmalarını ister.”</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">BEN KAZANIYORUM SİZ DE KAZIKLANIN!</span></strong><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sisteme katılmış biri, size, kendisine öğretildiği üzere “<strong>çok kazandıran bir iş var, sana söz vermiyorum (!) ama eğer kafana yatarsa beraber çalışabiliriz”</strong> derken, aslında şunu diyordur: “benim para kazanabilmem için seni ikna etmeye ihtiyacım var lütfen sen de bize katıl”.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Elbette bunu bu şekilde dile getirecek değildir. Çünkü “sana söz veremem” cümlesinin muhatap üzerindeki etkisi dahi hesaplanıp, ikna yönteminin bu ve benzer şekillerde yapılması, eğitim sisteminden geçenlere öğretilmiştir. <strong><span>Görüldüğü gibi sistemin eğitim şekli, kendi devamını sağlayabilmek için hizmetçilerine taktikler vermekten ibarettir.</span></strong> Üyeler bu taktikleri kendi arkadaşları ve dostları üzerinde deneyeceklerdir. Denilebilir ki, “insanlar bu gibi teknikleri kişisel gelişim kitaplarından öğrenip hayatlarında uygulayabilirler, bu salt quest’in sorunu değil”. Burada anlatmaya çalıştığımız quest.net’in modern zamanlarda türeyen kişisel gelişim, etkilime teknikleri, çekim yasası gibi sapkın metotlardan sonuna kadar beslenip eğitim sistemini bunlarla beraber inşa etmesidir. <strong>Quest.net, modern algının bu gibi tekniklerle oltaya geleceğini iyi bilir!</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sistemin üyeleri diyebilirler ki “<strong>biz kimseyi ikna etmeye çalışmıyoruz, sadece insanları davet ediyoruz, isteyen katılır isteyen katılmaz”.</strong> Oysa kendileri de bilmektedirler ki, para kazanabilmek için birilerini mutlaka ikna etmelidirler. Üstelik ikna ettiği kişi, sağlam (!), güvenilir (!), kendi ‘etkin çevre’sini bu sisteme katabilecek dirayette olmalıdır. Hatta ikna aşaması tamamlanıp denek (üye) sisteme girmeyi kabul ettiğinde, lideri ondan sisteme kaç kişi tanıtabileceğine dair sorular sorar. Ve günde/haftada bu işe ne kadar vakit ayırabileceğini söylemesini ister. (onlar taahhüt diyorlar) Çünkü bu aldığı bilgilere bağlı olarak lider altına baskı uygular. Eğitimlerde, liderlerden, sisteme yeni katılanlardan bu bilgileri edinmeleri özellikle vurgulanır. Böylece lider altına ne kadar baskı yapabileceğini ayarlar. Örneğin, üye haftada üç gününü ayıracağını söyledi ama bunu aksattı, lideri daha önce edinmiş olduğu ‘üç gün’ bilgisi neticesinde baskı uygular, onu uyarır. Sistem mimarları bunun neticelerini iyi bildiğinden “herkese verdiği söze göre baskı uygulayın” talimatı vererek hem baskı unsurunu işletir, hem bireyin bunalmasını engellemeye çalışır, hem de ‘söz vermek’ gibi ahlaki bir etkiden beslenir. Kendini ‘işinin patronu’ sanan zavallı üye, üstünde onlarca etkinin, yönlendirmenin, kullanılmanın, psikolojik çatışmanın farkında değildir. <strong>Gördüğümüz gibi sistem, birçok arka faktörü kullanarak her üyeyi sistemin sağlıklı çalışabilmesi için hizmet edecek düzeyde eğitmeye çalışır. </strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Beyni ofislerde quest.net fikirleriyle doldurulan birey, bir canlı bomba misali sokağa çıkar ve insanlara karışır, öğretildiği üzere pimi çeker (yani ikna tekniklerini uygular) ve kendiyle birlikte öbür dünyaya (quest.net’in para dolu gizemli mistik dünyasına) onlarca arkadaşını götürür!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Denilebilir ki, buradaki herkes kendi isteği ile bu sisteme girmiştir, onları kimse zorlamamıştır. Elbette deriz onlara, elbette; şeytan da kendine uyanlara yaptığı vaazda demiyor muydu: “ben size sadece vesvese verdim, sizi bu hale kendi nefsiniz düşürdü”.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu sistemde (eğitimi almış terbiye olmuş insanlar tarafından) size bir soru yöneltiliyor ya da bir yaklaşım biçimi tercih ediliyorsa, tüm bunlar daha önce üyelere ezberletilen şeylerdir. Her yaklaşım, her soru, her cevap neredeyse ezberletilmiştir. Bu konuda hiçbir fikrimiz olmasaydı dahi, tüm quest.net üyelerinin benzer davranışlar sergilediğinden bile anlayabilirdik. Sistem, çark işlerken, üyeler çarkın işlemesine katkıda bulunacak şekilde eğitilirken, sistemin nasıl işleyeceği konusunu kimsenin inisiyatifine bırakmaz. <strong>Yani sistem kendi varlığını korurken işini şansa bırakmaz, üyelerinin zekâlarına da güvenmez, böylelikle davranış biçimlerini ve stratejileri kendi belirleyip üyelerini buna göre eğitir. </strong><span> </span>Ancak temel unsur ve yaklaşım biçimlerini ezberleyen lider, bir aşamadan sonra kendi metotlarını kullanabilir, gerek kalırsa!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">ARKAMDA LİDERİM.. ÖNÜMDE DİRECT’LERİM.. RABITAM QUEST’E.. KENDİMDEN GEÇERİM..</span></strong><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Doğru kaynaktan bilgi almış ve sistemi özümsemiş liderler tarafından eğitilen herkes bilir ki bu iş (işe vakıf olmayan insanların zannettiği gibi) kolay bir iş değildir. Sistemin çarklarını kurulu düzene göre, senden istenildiği şekilde işletmen gerekir. <strong>Kimse (işi yalan yanlış öğrenmişler dışında) size azıcık çalışıp çok para kazanacağınızı söylemez.</strong> Çalışmadan para kazanacağını zanneden insanların türemesi network marketing sistemlerinin içinde quest.net için nadir bir durumdur. Çünkü quest.net bu algıyı başka algılarla değiştirmiştir ve zaten kısa zamanda para kazanamayan kişinin usanacağı ve sistemin çarkları bozulacağı gibi sonuçları olduğundan mantıklı da değildir. Ancak quest.net dışındaki network marketing sistemleri ‘kolay para’ meselesini iyi yönetememişlerdir. <strong>Quest.net zeki bir yapıdır, ‘bilginin tahrif edilmesini’ engellemek için üstün gayret gösterir. Onun stratejileri sistemin işleyişinin ana kaynağıdır ve kutsaldır. Tahrif olursa hidayete ulaştırmaz! (sistem işlemez!)</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Gerçekten de zaman ayrılması, bilgilerin eksiksiz olarak alınıp aktarılması ve başka birçok fedakârlık yapılması gerekir, kazanabilmek için. Ancak ilk başta sizden az bir zaman ayırmanızın yeterli olacağını söylerler. Belli bir süre sonra daha fazla zaman ayırmanız gerektiğini hissedersiniz. Zaten aşamalar ilerledikçe ayırmanız gereken zaman dilimi fazlalaşır. Kişileriniz (direct) vardır, onların getirdiği kişiler (indirect) vardır, onların tanıtımları vardır. <strong>Sokak ağzıyla söylersek ‘direct’leriniz ‘indirect’lerinizi kafalarken ikna esnasında tecrübeli bir bilge olarak yol göstermeniz gerekmektedir.</strong> Lakin komik olan şey şudur, sisteme katılan kişiler, (şimdilik) kendileri için çalışmadıklarını, ikna ettikleri kişilerin kazanması için çalıştıklarını çokça söylerler. <strong>İkna edilen kişiler henüz toy olduklarından yeni kişileri iknada zorlanırlar, liderleri onlara yardım eder. Liderin kendi altlarına yardım etmesi için de, quest.net çift kollu ilerleyen bir yapı kurmuştur, üyenin birebir getirdiği kişi ile kişilerinin getirdiği kişiler (yani altlarının altı) arasında quest.net için bir fark yoktur.</strong>Sadece sistemin dengeli bir şekilde ilerlemesi gerekmektedir. Yani asıl olan zaten budur, ne şekilde olursa olsun üye kendi çıkarı için çalışır<strong>. <span>“kişilerime kazandırmak için çalışıyorum” lafı ise, insanların sisteme hizmet ederken kendilerini iyi hissetmeleri ve ihlâslı olmaları içindir!</span> </strong><span style="text-decoration: underline;">Bunun böyle olmadığını iddia edecek bir quest.net üyesi muhtemelen dersine iyi çalışmamıştır.</span><strong> </strong>Çünkü quest.net’in ağır toplarından ve ilklerinden Joo Fabrikas şöyle der: <strong>“eğer onlar için zaman ayırır ve onlara yardım ederseniz onlar da etkin çevrelerini getirirler”.</strong> Kişilerinize tüm vaktinizi ayırdığınızda onlara yardım ettiğinizde ‘ne olur’u anlatmaya çalışır Joo ve şöyle devam eder: “öyle kişileriniz var ki, tam anlamıyla bu işe inanmışlar ve bu iş için sürekli olarak çalışıyorlar, sizce bundan kim faydalanacak?”. Sonrasında cevap verir: <strong>“siz, elbette siz!”. </strong>Ve yine devamında <strong>W.I.F.M</strong> diye bir kavram atar ortaya Joo: <strong>“What’s in it for me?”</strong> yani: <strong>“bunda benim yararıma olan ne var?”</strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>(bu “bunda benim yararıma olan ne var” yaklaşımına Dr. Ali Şeriati <strong>Utilitarizm</strong> –menfaat üstünlüğü ekolü- demiyor muydu?)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ayrıca Joo Fabrikas ne kadar kapitalist olduğunu ispatlarcasına, ‘insanın her koşulda ilk önce kendini düşündüğünü’ iddia eder. İşte sistemin ham maddesi böyle maddeci, kapitalist, materyalist bir felsefedir. Ancak bunu böyle sunamayacaklarına göre ahlakla, erdemle, duygusal tepkilerle süslerler ve öylece sunarlar. Quest.net’in burada örneklerini verdiğimizden çok daha fazla hatta yüzlerce böyle materyalist yaklaşımı vardır. Bunları teker teker anlatmak gereksiz olacağından ve asıl maksat anlaşıldığından bu kadarla yetindik. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu arada birçok yerde bahsettiğimiz ‘etkin çevre’nin ne demek olduğunu da açıklayalım. Henüz konuya yabancı olanlar da anlayabilsin ve anlatmak için de yine sevgili (!) Joo Fabrikas’a başvuralım bakalım neler diyor: <strong>“sen iyidir dersen ben de kabul ederim, diyenler etkin çevredir.” (circle of influence)</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Kime karşı kimi kullanıyorlar, olayın vahametini fark ediyor musunuz?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Üyeler kişilerine <strong><span style="text-decoration: underline;">yardım edip</span></strong> onların yeni kişiler getirmesine vesile olmazsa sistem işleyemez ve bunun yolunu şöyle tıkarlar daha doğrusu Joo şöyle itiraf eder: <strong>“Eğer bu işten para kazanmak istiyorsanız kendinizi unutun, organizasyonunuzu düşünün, liderinizi düşünün”. </strong>Sanıyor musunuz ki Joo ahlaklı bir şey söylüyor, hayır, sistemin olmazsa olmazını fark etmeden itiraf ediyor.<strong> </strong>Joo tatlı bir elemandır, onu seviyorum (!), ileride “liderinize rabıta edin” falan diyebilir. Çünkü quest.net için lider gerçekten önemlidir. Aydınlanmış ve inanmış kişilik, insanları tecrübesiyle aydınlatır yeni aydınlar (muhafızlar) türetir. Yeni türeyen (üretilen) muhafızlar olmazsa sistem nasıl işleyebilir?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">OFİSE GEL İRŞAD OL HATMEYE KATIL MÜRŞİT (para) GÖR!</span></strong><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bir de ofis olayı var tabi! Ev ofislerde (home office) cemaatleştikleri için quest.netçileri eleştiren insanlar gördüm, bu noktadaki eleştiriler yersiz olsa gerektir. Quest.net salt iş olarak işlemez, eğitim en önemli şeydir, <strong>iş: eğitimdir</strong>, çünkü <strong>ürün: insandır</strong>. Sistemde ürün olmadığını, ürün diye bahsedilen şeyin aslında insan yani üye olduğunu ilerleyen safhalarda anlatacağız. Ev ofisler bir zaruret üzerine doğmuştur. İnsanların terbiye edilmesi için gerekli eğitim kafe gibi ortamlarda uluorta verilemez. Dershane gibi bir yere ihtiyaçları vardır. Yeni gelen, henüz işi bilmeyen kişiye yapılacak olan tanıtım için sessiz sakin bir odaya ihtiyaç vardır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Sen, tanıtımı yapan kişi ve seni oraya getiren sevgilin arkadaşın odaya girdiğinizde; sevgili arkadaşın yanına tanıtımı yapacak kişi karşına oturduğunda; ortanızda bir masa ve masanın üzerinde sürahi ile bir bardak su bulundurduklarında; telefonların sesini kapatıp mübarek (!) eğitime (tanıtım) başladığınızda; ortamın maneviyatına (!) kapılıp gittiğinizde; tanıtım ilerledikçe içinizdeki para ve kazanma aşkı kalbinizi kaburgalarınıza dayayıp dışarı fırlaması için zorladığında, ortalık sessiz ve sakin olmalıdır.</span></strong><span> Bunun için ofis idealdir.<span> </span>Ama şart değildir (global stratejiye göre). Evlerde toplanıp toplu tanıtımlar yapılabilir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ofisler için farklı stratejiler geliştirmişlerdir. İşleyiş ve mekanizma yine belirli bir amaçla belirli bir kurallar bütününe göre yapılmaktadır. Bir ofiste bir liderin altları belli bir sayıdan sonra farklı kollar halinde ofisler açabilirler. Elbette liderlerinin gözetiminde…</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">QUEST.NET NE ALIR NE SATAR?</span></strong><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Bir diğer yanılgı da quest.net’in bir şeyler sattığı efsanesidir.</span></strong><span> (“aha işte şimdi çuvalladın” dediğinizi duyar gibiyim, acele etmeyin) Bilindiği gibi, bir çok ülkede somut bir karşılığı olmaksızın (hizmet yahut nesne) yapılan network marketing ticareti (ticaret mi dedim, özür dilerim) yasaktır. Ayrıca ürün olmaksızın yapılan ticaret İslam’da da yasaklanmıştır. Böyle iki büyük engelleyici unsur varken elbette ki network marketing sistemleri ürünsüz piyasaya <span style="text-decoration: underline;">çıkamazlar.</span> Sizden aldıkları paranın karşılığı olarak bir ürün vermeleri gerekir. Ayrıca böyle yaparak birçok eleştiri noktasını da tıkamış olurlar. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Evet, quest.net de üye olurken bazı ürünleri size (güya) satar. Lakin bu ürün satma olayı yukarıda bahsetmiş olduğum sebeplerden dolayı var olan bir etkendir. Asıl olan insandır, yani üyedir<strong>. </strong><strong><span style="color: #3366ff;">Quest.net sistemine daha çok insan katmak ister, daha çok ürün satmak değil. </span></strong>(itirazı olan?)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bunu her sisteme katılan bilir. Ancak nedense bunu bir türlü kabul etmezler. (aslında hiçbir şeyi kabul etmezler, bunun sebebini ‘düşünme’ ve ‘training’ bölümünde anlattım)</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Quest.net ürün odaklı bir firma olsaydı, üyelerine (muhafızlarına) insanları nasıl etkileyeceklerini (kandıracaklarını), ne gibi taktiklerle saldıracaklarını, hangi şeytanca yöntemlerle insanları sisteme katacaklarını değil; ürünleri nasıl pazarlayacaklarını anlatırdı.</span></strong><span> Quest.net gerçekten ürün satsaydı, üyelerine; ürünlerinin nasıl güzel olduğunu, ödediğiniz paraya ne de çok değdiğini, ne kadar kaliteli ve sağlam olduklarını anlatırlardı seminerlerinde. Ki üyeler bunları bilsin ve insanlara satarken bu bilgileri kullansın. Oysa quest.net eğitimlerinde ürünlerin yeri yoktur. Tanıtımda ürünler hakkında verilen fiyat ve bilgiler üstünkörüdür.<span> </span>Biz burada ürünlerin verilen ücrete değip değmediğini tartışmıyoruz, bu göreceli bir kavramdır, alınan ürün o fiyat etse de etmese de quest.net’in meselesinin ürün satmaktan öte olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Yeri gelmişken hatırlatmakta fayda var, lüks tüketim mallarını ihtiyacı olmayan insanlara satmak gayri ahlaki bir durum olduğu gibi ayrıca da caiz değildir. (bu konuda Hayrettin Karaman hocanın fetvasına bakabilirsiniz)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Quest.net için ürünlerin bir önemi olmadığı gibi, sisteme katılan kişiler için de bir önemi yoktur. <strong>Sisteme hiçbir kimse sadece ürün almak için katılmaz. Sisteme katılmak için ürün alır.</strong> Bu sisteme girip çok para kazanacağına inanan insanlara eğer ürün vermemiş olsaydınız yine de sisteme katılırlardı, öyle ya, verdiği paradan çok daha fazlasını kazanacaktır nasıl olsa! Bu açıdan bakıldığı zaman zaten ürün versinler ya da vermesinler sisteme <span style="text-decoration: underline;">katılmamak</span> aptallıktır, nihayetinde ucunda çokça para vardır. (bu arada, quest.net üyelerine; sistemi kabul etmeyen, sistem hakkında kötü konuşan insanlardan uzak durulması gerektiğini çünkü onların <span style="text-decoration: underline;">negatif</span> insan olduğunu söyler. Zeki sistem bir çırpıda bizi negatif insan olarak etiketlemiş bizden uzak durmuştur, sevgili arkadaşımızdan da bunu istemektedir. Umarım bu taktik kadim bir dostluk anlayışı olan Türk insanında işlemez)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Quest.net üyelerinin internet ortamında tartışmalarda çokça kullandıkları bir söz vardır: “isteyen gelir, isteyen gelmez, zaten herkesin gelmemesi daha iyi, herkes gelse biz nasıl kazanalım”. Türkiye’de buna benzer onlarca söz ve davranış gelişmiştir. Genellikle sorulan sorulara ya da yapılan eleştirilere cevap vermek için zamanla doğal olarak türetilmiştir bu fikirler. Oysa bu fikir quest.net’in fikri değildir, derslerine biraz çalışmış olsalar quest.net itikadına da uymadığını görürler. Öyle olsa insanları ikna için kullanacağınız onca teknikleri size neden öğretsinlerdi? Şirketin fikirlerini özümsemişseniz ve iman etmişseniz, organizasyonunuza <span style="text-decoration: underline;">daha çok kişi</span> katmak için çalışırsınız. Şirketin de öngördüğü budur ve sizden bunu ister. Ve herkes organizasyonuna daha çok kişi katmak için çalışır. (siz “kişilerime yardım ediyorum” demeye devam edebilirsiniz) <strong><span style="color: #3366ff;">Quest.net küçük planda sizden ‘etkin çevre’nizi getirmenizi ister. Büyük resme bakarsak milyonlarca kişinin ‘etkin çevresi’ demek, herkes demektir. </span></strong><strong>Yani quest.net sizden ‘etkin çevre’nizi isterken aslında herkesi istiyordur.</strong> (“hayır canım, biz on sekiz yaşından küçükleri ve ‘etkin çevre’si mezar taşı olanları kurban etmiyoruz” mu dediniz? Anladım, küçüklerle ve ölülerle çalışmak resmi prosedüre uymuyor değil mi?)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Eğitimlerde ürünle alakalı dersler olmamakla birlikte, üyelere tanıtımlarda yanlarında ürün bulundurmamaları tavsiye edilir. (evet, ciddiyim) Böylelikle hem ürünlerle ilgili detay ve dertlerden kurtulacaklar hem de asıl önemli olan şeye odaklanmaları daha rahat olacaktır: mesele ürün değildir, sisteme katılmaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Quest.net’in sermayesi domates/patates/saat/kolye/altın değildir, insandır. Quest.net antika saatleri nasıl depolayacağını düşünmez, insanları evlerde/ofislerde nasıl toplayacağını düşünür. Quest.net tatil paketlerinde oluşabilecek aksaklıkları değil, eğitilen insanların yeterince iyi terbiye edilememesini dert eder. Quest.net bir ürünü nasıl satacağınız konusunda değil, bir insanı nasıl ikna edeceğiniz konusunda size eğitim verir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Anlayacağınız üzere quest.net’de ürünün bir yeri ve anlamı yoktur, var olması gerektiği için vardır. Quest.net’in ürünleri ve sermayesi insandır. O yüzden her <span style="text-decoration: underline;">üye</span> aslında bir <span style="text-decoration: underline;">üründür</span>! </span></strong><span>(Kemale ermiş ürünlere ‘lider’ denir)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ürünle bir alakası bulunması münasebetiyle Türkiye’de Network Marketing’in bir yaklaşımını da burada zikredelim. Network Marketing kavramını açıklarlarken “network marketing reklam yapmaz, reklama vereceği parayı üyelerine komisyon olarak verir” diyorlar. Quest.net’in reklam vermiş olma ihtimalini düşünsek karşımıza komik hikayeler çıkacaktır, böyle bir şey zaten mümkün değildir. “Şu fiyata kol saati satıyoruz” mu diyecekler? Satmak istedikleri bir ürün olsa, zaten reklamını yapar ve satarlar. Peki şöyle mi reklam verecekler: “sisteme gelin üç-üç yapın 250 dolar kazanın”. Ne kadar komik değil mi? Network Marketing sistemleri zaten marka bilinirliğini ve güvenirliğini artırmaktan başka bir amaç için reklam veremezler, böyle bir şey elbette saçma olur, çünkü dertleri (birçoğunun) ürün satmak değildir, insan toplamaktır. Ürün, insandır… Quest.net’in futbol takımlarına sponsor olması ve benzeri gibi durumlar da söylediklerimizi teyit eder niteliktedir. Hayal edemeyeceğimiz kadar parayı bu işlere harcamalarının sebebi elbette tüm dünyada güvenilir imajı elde edebilmeleri içindir. Tanıtımlarda bu sponsorluklardan elde edilen imaj kullanılır, quest.net’in güvenilirliğini artırmak için bir argümandır sadece bu, ikna etmeyi kolaylaştıran…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">DÜŞÜNMENE GEREK YOK EMREDİLENİ YAP YETER!</span></strong><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Şimdi size quest.net’in eğitimlerde kullandığı <strong>“yarınların liderleri bugün yetişir”</strong> başlıklı bir metni noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum:</span></p>
<p class="MsoNormal"><em><span>“<strong>Training</strong> ile <strong>Teaching</strong> in farkı; <strong>Teaching öğretmektir. </strong>Bu belirli bir zamanda başlar ve belirli bir zamanda biter. Ama <strong>Training eğitmektir</strong> ki bunun zamanı yoktur, sürekli tekrarı vardır. Neden yarınların liderlerine bugün eğitim veririz? Eğer bugün kendi kişilerimize doğru eğitim vermezsek yarın organizasyonumuz büyüdüğünde kişilerin çoğu düzgün eğitim almayacak ve sistemde sorunlar çıkabilecektir. Eğitimde niyet kişilerin daima eğitim veren kişiden daha ileri olmalarını sağlamaktır. Dolayısıyla iyi bir lider tüm tecrübelerini tam olarak kendinden sonrakilere aktarmalıdır.”</span></em></p>
<p class="MsoNormal"><span>Görüldüğü gibi quest.net üyelerine <strong>teaching (öğretmek)</strong> ile değil de <strong>training (eğitmek)</strong> ile yaklaştığını söylüyor. Eğitmek; ezberletmek demektir, sorgusuz sualsiz, tekrar ettirmek, ezberletmek! Sadece sizi nerede ve nasıl davranmanız gerektiği konusunda terbiye ederler, sistemi sorgulamak, konumunuzu, kendinizi sorgulamak onların işine gelmez. Ve zaten <span style="text-decoration: underline;">eğitim</span> (bir manası da terbiye demektir) <span style="text-decoration: underline;">‘nasıl’</span> sorusuna cevap verir; <span style="text-decoration: underline;">öğretim</span> ise <span style="text-decoration: underline;">‘neden’</span> sorusuna…<span> </span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu işi neden yapıyorum, kim için yapıyorum, yaparken iç dünyamda ve dış dünyamda neler oluyor, kimlere hizmet ediyorum; bana ezberlettikleri gibi “kişilerime yardım ediyorum” derken tutarlı mıyım, yoksa kendimi mi kandırıyorum; bana “arkadaşlarınızın bu işe sizden daha çok ihtiyaçları var” derlerken ne demek istiyorlardı; benden ‘etkin çevre’mi isterlerken yakın arkadaşlarımı, babamı, annemi, kardeşlerimi, dostlarımı daha kolay ikna edebileceğimi biliyor olabilirler mi, onların sadece bir sözümle bu sisteme gelebileceğini hesaplamış bir zekanın mı hizmetindeyim, ve benzeri soruları sormak zaten training (ezberletme) aşamasından geçmiş insanların işi <span style="text-decoration: underline;">değildir.</span> Training (ezberletme) tarzı eğitim neticesinde üyeler sadece kendilerini öğretileni yapacaklardır, nasıl terbiye edilmişlerse öyle davranacaklardır. Şimdi bu bilgiler neticesinde, Pathman’ın soru soran insanlara nasıl davranılması gerektiğini anlatan mutaassıp düşünmeksizin yaptığı konuşma; neden sistemin üyelerine ‘muhafız’ dediğimiz; neden üyelerin körü körüne itaat ettikleri ve neden benzer davranışlar sergiledikleri daha da anlaşılır oldu. Tekrar edelim mi: (quest.net tercihi) training “<strong>nasıl”</strong> sorusuna, teaching ise “<strong>neden”</strong> sorusuna cevap verir!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>(“ama bizimde nedenlerimiz var, pathman öğretti, bizimde hayallerimiz çalışma nedenimiz” mi dediniz? O halde bu kısmı anlaya anlaya derinlemesine birkaç kere daha okuyunuz ve Shiraz’dan A’bdou Habib Ghandoura dinleyiniz, An Evening In Beirut albümünde bulabilirsiniz)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">MODERN OL DEĞİŞTİR DÜŞÜNCENİ AMA DÜŞÜNME GERİSİNİ</span></strong><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Elbette buraya kadar anlattığımız birçok şeyi, deşifre ettiğimiz birçok yaklaşımı, quest.net yeni üyelerine türlü metotlarla sunmaktadır. Hem şirket politikaları için geçerli hem de Türkiye’deki quest.net muhafızları için geçerli birçok kalıp vardır. Fikriyatlarını bunlar üzerinden temellendirirler. Ya da insanları bunlar üzerinden kandırırlar. Örneğin: <strong>“artık dünya değişti, bu yüzyılın ticaret şekli network marketing’dir”</strong> veya <strong>“network marketing geleceğin mesleği, son zamanların en popüler ve en kazandıran işidir”</strong> gibi söylemler vardır. Bunlar, üzerinde düşünülmeden direk kabul edilir ve aktarılır. Oysa, network marketing ne kadar yaygınlaşır ve popülerleşirse o kadar da tekelleşme olur, zaten bozuk olan güç ve para dengesi iyice bozulur. Network Marketing insanların bir şirket adına (ya da birkaç şirket) çalışıp, o sisteme yeni insanlar katmasıdır ve yeni insanların da başka yeni insanlar katmasıdır, böylelikle sınırsız olarak ilerleyerek tüm herkesi içine dahil etmeyi amaçlar. Herkesin fark edebileceği gibi bu, milyonlarca insanın birbirini kandırıp sisteme katarak şirkete para kazandırmasıdır. Güçte ve parada tekelleşen firmaların kölesi olmaktır. <strong>Kapitalist sistemde tekelleşmenin olması gayet doğaldır ama Network Marketing kapitalizmin zirve noktasıdır.</strong> Kapitalizmin gerekliliklerini yerine getirmekle ve hızlı sömürü gücüyle ‘geleceğin mesleği’ (!) network marketingler aynı zamanda işgal gücüdür. Ancak görüldüğü gibi bu popüler kavramlar ve yaklaşımlar anlaşılmadan iyi, ahlaklı ve güzel zannedilmiştir. Network Marketing geleceğin mesleği Networker ise geleceğin tüccarıdır, öyle mi? Oysa <strong>Networker <span> </span>“özelleştirilmiş insan”dır.</strong> (bkz. Özelleştirme)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Düşüncelerimiz ya kadim bir gelenekten beslenir ya da modern bir etkileşimden. Quest.net için zaten kadim olan her şeyi reddetmek gereklidir, ancak modern etkileşimlerden de kendisine uymayan şeyleri reddettiği olur. Bir fikir, bir yaklaşım kendine uymuyorsa; kurduğu sistematiğe engel oluyorsa; sistemine katmak istediği insanların zihinleri ve düşüncelerini bunlar, yani kendi işine gelmeyen şeyler belirliyorsa, tüm bunları değiştirmeye yeltenir. Her şeyi sistemin işleyebilmesi için yontarken insan zihni ve düşüncesini de yontmaları gereklidir. Aksi halde, henüz fikri birliktelik sağlanmamış insanın orduya nasıl katkısı olabilir? İşte bu yüzden, sistem kendi menfaatine uymayan fikriyatı bir başkasıyla değiştirmek üzere üyelerine eğitim verir. Buna <strong>“Paradigm Shifts”</strong> derler. Yani “Düşünceleri Değiştirmek”. Üyelere, ticaretin yapılış şeklinden insanlara yaklaşımına kadar birçok noktada klasik metotlardan kurtulmaları ve düşüncelerini değiştirmeleri söylenir. Sadece düşüncelerini değiştirmeleri söylenir, <strong>düşünmeleri değil.</strong> Üye; sorgusuz sualsiz düşüncelerini değiştirir, hayranlıkla sistem mimarlarının tekniklerini dinler, eğitimlerde bu şeytanca ticaret bilgileri karşısında mest olur. Mest oldukça canına dişine takar çalışır, çalıştıkça insanları sisteme katar, liderleri sayesinde sisteme kattığı insanlar da mest olur, onlar da çalışırlar; biraz para kazanır, para kazandıkça imanı kuvvetlenir. Ve zamanla ihlas mertebesine ulaştığında ona lider (üstün muhafız) derler, e tabi biraz da yetenek olmalıdır… Bunların hepsi bir zekâ tarafından (quest.net) sistematik olarak kurgulanmıştır. Bu yeni köle sistemi, denildiğine göre yeni yüzyılın mesleği imiş. Network Marketing uzun yıllardır var, ama böyle bir köle sisteminin geleceğin mesleği olması konusunda net fikir sahibi değiliz, dedikleri gibi köle sistemi revaç bulabilir, kendi kendine yok olup gidebilir de&#8230; <strong>Zira haklı olmamız kazanacağımız anlamına gelmez.</strong> Tıpkı bu yazıyı yazmakla kaybedebileceğim birçok şey olduğunu bilmem gibi… </span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="color: #ff0000;">EVE DÖNERKEN</span></strong><strong> </strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sistemi savunan üyeler de sistemi reddeden insanlar da tüm bunları sistem hakkında yeterli bir bilgileri olmaksızın yapıyorlar. Televizyonda ve internette bu sistem anlaşılmadan tartışılıyor, övülüyor veya reddediliyor. Bu yazıyı yazmama sebep olan etkenlerden biri budur. Bir diğeri ise, Quest.net’in son zamanlarda hızlıca yayılması ile birlikte birçok insanın, alimlere, hocalara bu konu hakkında fetva sormalarıdır. Ancak problem şu ki, bu sistemler şeffaf değildir, üyeye verilen bilgi az ve sınırlıdır. Sistemin yapısı ve nasıl işlediği şematik olarak anlatılır. İnsanlar da bildikleri bu kadar bilgi ile hocalara başvurmaktadırlar. Bu kadar bilgi ile ne konu anlaşılabilir ne de üzerinde düşünülebilir. Olayın künhüne vakıf olmak gerekir. Biz ise, işin derinine inerek aslında neyin ne olduğunu anlatmaya çalıştık elimizden geldiğince. Kimseyi haddinden fazla rencide etmemek için <span style="text-decoration: underline;">asli üslubumuz olmasına rağmen</span> bizim için zor olsa da ironiden kaçabildiğimiz kadar kaçtık, ancak yer yer parantez içlerinde ve başlıklarda az da olsa kendini mecburen gösterdi.<span> </span>Sistem hakkında bahsederken söylentilerden, hurafelerden ve ehil olmayan insanların sözünden sakındık. Quest.net adına resmi olarak konuşan insanların (belgeli ve delilli) yaklaşımlardan, tekniklerinden ve yazılarından faydalanarak hazırladık bu yazıyı. Bu sebeple anlattığımız şeyleri burada biz uydurmadık, ya da sistemin üyelerinin sözlerine bakarak üzerinde konuşmadık. Ancak bilgileri quest.net eğitimlerinden ve quest.net adına konuşabilecek salahiyette olan v-team eğitimcilerinden aldık.<span> </span>Bazı yerlerde Türkiye’deki üyelerin genel tavırlarından bahsettiğimiz de oldu, ancak orada da bunu belirttik. Bahsettiğimiz konulardan hiç haberi olmayan quest.net üyeleri olabilir, bu ancak o kişinin yaptığı işi yeterince bilmediğini gösterir ya da bu bilgileri alabilecek bir seviyeye henüz gelmediğini. Bizim edindiğimiz ve açıklama gayreti içine girdiğimiz bilgiler sahihtir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Daha önce de dediğimiz gibi quest.net şeffaf bir şirket değildir. Bu sebeple henüz ulaşamadığımız birçok bilgi vardır. Ancak elbette biz de yazının fazla uzaması ve meramın bu kadarla anlaşılıyor olması sebebi ile bildiğimizin ancak bir kısmını anlattık. </span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span>Bu yazının muhatabı</span></span></strong><strong><span> ister sistemin üyesi olsun ister muhalifi olsun bu işin anlamını ve içyüzünü merak eden mütedeyyin insanlardır.</span></strong><span> Anlattıklarımızla alakası olmayan, zaten erdem, ahlak ve insanlık gibi hasletleri umursamayan, ne olursa olsun ancak para kazanmak uğruna savaşan insanlar muhatabımız değildir. Anlattıklarımız düşünmenin, derin düşünmenin ve bununla beraber ahlaklı düşünmenin üzerine kurulu olduğundan “ne olursa olsun fark etmez” diyen insanlar için zaten bir işe yaramayacaktır, onlar için neyin ne olduğu önemli değil neyin ne kadar kazandırdığı önemlidir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yazının amacı insanları yolundan döndürmek değil, ne yaptıklarını bilmelerini sağlamaktır. Sistem üyeleri için yer yer “muhafız”, “ürün”, “denek” dememiz quest.net’in kendi üyelerine bakış açısını anlatmak içindir. Yine de zarureten kullandığımız için, eğer okumakta olan sistem üyesi varsa özür dileriz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu yazıyı hazırlamaya başlarken internette quest.net hakkında üretilmiş olan tüm bilgileri okumaya çalıştık. Meselenin etrafında dolaşan basit polemik soruları sormak yerine işin özüne ve derununa dair şeyler anlatan bir üslup belirledik. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bir de yazıyı yazarken bol bol Jamal Slitine’den Hobbi Lak, Niyaz’dan Hejran, Ahmed Kaabour’dan Beirut Ya Beirut, Koptu Kervan’dan Bhala Ksika, Savina Yannatou’dan To Yasemi-Cyprus, Vampire Weekend’den Walcott dinledik. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right;"><strong><span>Abdullah Kibritçi &#8211; 22 Ocak 2010 – İstanbul</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right;">
<p class="MsoNormal" style="text-align: right;">Eğer yazıya katkıda bulunabilecek ya da eleştirebilecek bir yorum yazacaksanız, yazacağınız yorum tutarlı, anlaşılır, zihnimizi açacak bilgileri muhteva eden, demagojiden uzak bir yorum olmalıdır. Bu şartlara uymayan, sadece cevap vermiş olmak için yazılan sığ yorumlar onaylanmaz. Ayrıca “çok güzel bir yazı olmuş” ya da “böö berbat olmuş” gibi olaya katkısı olmayan saçma yorumlar da onaylanmayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/25/questnet-network-marketing-gercegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>421</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anneannem ve Ozzy Osbourne</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/20/anneannem-ve-ozzy-osbourne/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/20/anneannem-ve-ozzy-osbourne/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 03:16:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=469</guid>
		<description><![CDATA[Odamda sessiz sakin çalışırken, bir yandan da Ozzy Osbourne dinlerken, aşağıdan gelen aşırı müzik sesi giderek canımı sıkmaya başladı. Alt komşumuzun oğlu, evde kimse olmayınca coşuyor. Hayır, müzik sesinden öte dinledikleri berbat şeyler, işte o daha çok rahatsız edici. Apartman girişine bir ilan assam diyorum: “lütfen yüksek sesle müzik dinleyecekseniz şunları ve şunları dinlemeyin”. Ding [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center;"><span><img class="aligncenter" title="ozzy" src="http://aleminrenkleri.com/grafik/fare.jpg" alt="" width="567" height="250" /></span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Odamda sessiz sakin çalışırken, bir yandan da Ozzy Osbourne dinlerken, aşağıdan gelen aşırı müzik sesi giderek canımı sıkmaya başladı. Alt komşumuzun oğlu, evde kimse olmayınca coşuyor. Hayır, müzik sesinden öte dinledikleri berbat şeyler, işte o daha çok rahatsız edici. Apartman girişine bir ilan assam diyorum: “lütfen yüksek sesle müzik dinleyecekseniz şunları ve şunları dinlemeyin”.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ding dong… (bu zil sesi oluyor) Ve aniden kısılan ses&#8230; Açılan kapı… Tereddütlü bir yüz…</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>- Şu aletin sesini insanların tahammül edebileceği bir seviyeye indirir misin?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>- Tamam.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Evet, şimdi ses kesildiğine göre Dead Can Dance’dan hafif şarkılar dinleyebilirim. Lakin bu gürültü olayı anlatacağım hikâyeyi böldü. Anneannemden bahsedecektim yine. Şöyle:</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bildiğiniz gibi fareleri yakalamak için türlü tuzaklar kurulur. Bir kartona sürülen yapıştırıcının ortasına koyulan gıda maddesi fareyi cezp eder ve fare iştahla gıdaya uzanırken oracıkta yapışıp kalır. Bu fareyi öldürmeden yakalamanın en güzel yoludur. Büyük farelerde işe yaraması gayet zordur, daha çok fındık farelerinde kullanılan bir yöntemdir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Metal dişli, kıskaçlı tuzaklar vardır birde. Tuzak bir mancınık gibi kurulur, yay gerilir, fareyi mutlu edecek gıda maddesi, dişlilerin indiği zaman tam denk geleceği noktaya konur. Fare yeme uzandığında tuzağı tetikler ve dişliler ‘şlak’ biçiminde farenin kafasına ya da karnına geçer. Etrafa biraz kan sıçrar. Zavallı fare oracıkta kan kaybından dolayı ölür ya da tuzak sahibi tarafından kafasına kalem veya tığ saplanılarak öldürülür.<span> </span>(şaka yapıyorum tabi, kalem ve tığ saplanır mı) Hatta eğer fare çok büyükse, tuzağa yakalandıktan sonra can havliyle tuzağı kendiyle beraber götürebilir diye tuzak iple bir yere bağlanır. Fare etrafı kana bulayıp bir de tuzağınızı çalarsa kendinizi kötü hissedersiniz elbette, bunun çaresi tuzağı bir yere iple bağlamaktır, unutmayın lütfen.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Sonra aklıma gelen bir fare yakalama yöntemi daha var ki, bunu şuan 85 küsür yaşında bir göçmenden öğrenmiştim. Bu yöntemde de farelerin seveceği bir gıda maddesi olan una (un işte bildiğimiz un) alçı karıştırılır. Fare gelir, bir güzel unu yer. Sonra alır başını gider, kısa bir süre sonra bir yerde ölüsü donmuş olarak bulunur. Tabi farenin nerede ne zaman öleceğini kestiremediğiniz için şehir insanı açısından çok iyi bir yöntem değildir. Ancak farelerin çok olduğu yerlerde, ambarlarda falan kullanılsa gerektir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Elbette ilaçlama şirketlerinin uzun ar-ge çalışmaları neticesinde artık çok daha modern fare yakalama tekniklerimiz var. Öyle ki fare zekâsıyla birebir savaşmak gerekiyor. Bunları anlatmayacağım. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Anlatacağım şey anneannemin fare yakalama tekniği, hoşunuza gider belki siz de uygularsınız.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Anneannemin bir dolabı var. Ahşap bir dolap… Burada tahıl ürünlerini saklıyor. Bu dolaba giden yolun solunda buzdolabı sağında ise bir kanepe var. Anneannem ise; dolap ile kanepe arasına, bir ucu kanepenin ayağına diğer ucu buzdolabının ayağına bağlı olmak üzere yerden birkaç santim yüksek olacak şekilde bir ip germiş. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Eee ne olacakmış?</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Fare geçerken ayağı takılıp düşecekmiş! <span> </span>:)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/20/anneannem-ve-ozzy-osbourne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LPG&#8217;li Telefon</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/20/lpgli-telefon/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/20/lpgli-telefon/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 02:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=464</guid>
		<description><![CDATA[Veysel amca… Gençliğinde çalışmaya Mısır’a falan gitmiş. Canayakın biri, internette hayvanlar âlemi belgeseli izlemeye bayılıyor. Okuduğu gazeteden başını kaldırıp bana: “LPG’li telefonlar çıkmış” dedi. “Allah Allah!” dedim “nasıl olur böyle bir şey!” Ciddi ciddi ısrar edince elindeki gazeteye bakmak için yanına gittim, giderken de LPG ile telefonu çalıştırmanın zorluğunu hadi çalıştı diyelim işin mantıksızlığını falan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Veysel amca… Gençliğinde çalışmaya Mısır’a falan gitmiş. Canayakın biri, internette hayvanlar âlemi belgeseli izlemeye bayılıyor.</p>
<p>Okuduğu gazeteden başını kaldırıp bana: “LPG’li telefonlar çıkmış” dedi.</p>
<p>“Allah Allah!” dedim “nasıl olur böyle bir şey!”</p>
<p>Ciddi ciddi ısrar edince elindeki gazeteye bakmak için yanına gittim, giderken de LPG ile telefonu çalıştırmanın zorluğunu hadi çalıştı diyelim işin mantıksızlığını falan düşünüyordum.</p>
<p>Baktım… Eliyle işaret ettiği yerde LG’nin son model telefonlarından biri vardı.</p>
<p>* * * * * *</p>
<p>Bu yazıyı tamamladığımda, işte tam da burada, yazdıklarımı kız kardeşime okudum. Kardeşimin tepkisi şöyle: “yani gerçek miymiş?”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2010/01/20/lpgli-telefon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>parçalı gündem, ölgün çupra dudağına ruj</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2009/11/17/parcali-gundem/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2009/11/17/parcali-gundem/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 18:38:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=453</guid>
		<description><![CDATA[şimdi düşündüm de, uzun zamandır bakmıyorum buraya&#8230; özledim de&#8230; yeni bir tasarım yapmam lazım&#8230; sonra yüzlerce şarkı&#8230; sonra bir sürü şey&#8230; sonra gezmem lazım biraz. kimse gelmedi benle bugün, dedim bir trene binip gidelim rastgele&#8230; hava da soğuk. çay içeriz, kafamız esince ineriz. öncesinde o eyüpteki güveççide.. iyice doymak lazım. ama uludağ gazoz yok artık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2009/11/bunalti.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-456" title="yok bişi" src="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2009/11/bunalti.jpg" alt="" width="570" height="374" /></a></p>
<p><a href="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2009/11/bunalti.jpg"></a>şimdi düşündüm de, uzun zamandır bakmıyorum buraya&#8230; özledim de&#8230; yeni bir tasarım yapmam lazım&#8230; sonra yüzlerce şarkı&#8230; sonra bir sürü şey&#8230; sonra gezmem lazım biraz. kimse gelmedi benle bugün, dedim bir trene binip gidelim rastgele&#8230; hava da soğuk. çay içeriz, kafamız esince ineriz. öncesinde o eyüpteki güveççide.. iyice doymak lazım. ama uludağ gazoz yok artık orada dimi. yok yok, hot wings çok modern kaçar, hatta süleymaniye&#8217;de kurufasülye bile&#8230; neyse. zaten küfür ederdim sabaha kadar, boşverin&#8230;</p>
<p>sağ salim ölebilsem bir de&#8230; bak ne dedim dikkat et! şiirlik bir dize harcandı şimdi, ettiğini beğendin mi. neyse, yazarım ben onu yine de&#8230;</p>
<p>böylesini görmemiştim, kolyem, binlerce soru tonlarca ağırlıklar.. neredesin?</p>
<p>ah, artık çok komik geliyor. basit taktikler, ucuz fikirler&#8230; &#8220;bir yarma yaşanıyor&#8230;&#8221;</p>
<p>beni ya gamzene gömsünler, ya da şu şarkının içine&#8230; tınılardan merhem damıtılır, tınılardan işkenceler, taksim, eyüp, yenisahra, küçükyalı.. sahiller.. istanbul&#8217;da geceler&#8230;</p>
<p>asıl cümlenin etrafında dönüyorum yine. göt siyasetçiler gibi, sapık aydınlar gibi. ben ne yapayım şimdi bu kitapları allahaşkına. okusam bir dert, okumasam&#8230; elimden geldiğince gıcık kapmamaya çalışıyorum çeviri kitaplara. dil işini halledene kadar, şimdilik, alışmam gerek yani. idare et, bana çevirisi mükemmel kitaplar hediye et&#8230; saol&#8230; hüdayinabit için de&#8230; o kutulardan bir tane de ben yapıcam, en güzeli benim ki.. -valla- olacak&#8230;</p>
<p>orman kokusu. ikindi sonrası. şarkı arası, hayata&#8230; çinekop, sarı kanat, lüfer&#8230; böyle küçükten büyüğe sıralanıyor bunlar, isimleri böyle. iyi pişirirsen çok güzel oluyor. geçen evde kimse yokken dolma sardım, aldığım yaprak kötü çıktı. sertti biraz. içi mis gibi oldu. fıstıklı, yeni baharlı, karabiberli, üzümlü. zeytinyağlı&#8230; anlatırım bir ara, artık usta oldum sayılır. mısırlı ve mantarlı makarna sosum da süper oldu. baharat, önemlidir, buraya yazıyorum işte, önemli! he, çuprayı kömürde pişiricem bir de. öle dedi ahmet abi, güzel oluyormuş. karnım aç ya, ondan anlatıyorum sanırım bunları. pizza yaparken, hamuru yuvarlakça yağlayıp bırakıyorsun, evet evet, mayalanırken. Soğuk bir yerde. Burada hamurun ööyle kabarmasını istemiyoruz tabi ki. ne diyorum ben lan&#8230;</p>
<p>neyse. bir film izleyerek geçiştireyim zamanı. zaten sinema baştan aşağı zaman geçiştirmek içindir. efendim? islamcı abiler mi? türk sineması mı? sinemanın geleceği mi? dünyayı sarsan müslüman bakış açısı mı? cart mı?  heh, evet, son kısmı anladım. cart&#8230; arkadaşı vardı bunun: curt. çarşamdaki o caminin kapılarını hala açmadı götler. restorasyon terörü böyle bir şey. restore ediyorlar bizi&#8230; camilerimizi. lan sahi, ırak işgali de restorasyon meselesi değil miydi? demokrasi restorasyonu&#8230; aklıma halam geldi. ona gidecektim bak unuttum.</p>
<p>evet, ne diyorduk. uzun zamandır bakmıyorum buraya mıydı neydi&#8230;</p>
<p>yoo çok güzel şarkılarım var, üşendiğim için eklemedim. hem kıskandım biraz, çok güzeller&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2009/11/17/parcali-gundem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>22</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyuma Yanılma Deneme Uyanma Yöntemi</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2009/01/05/uyuma-yanilma-deneme-uyanma-yontemi/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2009/01/05/uyuma-yanilma-deneme-uyanma-yontemi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 20:16:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=374</guid>
		<description><![CDATA[[Bu yazı güzel bir şarkı içermekte ve şarkı yazının en alt kısmında... İsterseniz yazıyı okuyun ya da direk şarkıya atlayın...] Kirpiklerime sürdüğüm badem yağı, bozama kattığım leblebi, dolabın kırık kapakları, söylesene güzelim neredeyim ben, bulamadım kendimi. Bulamadım ve karıştı cümlelerim, afilli üsluplu şeylerin yapmacılığından uzak, merhaba deyip gece sabahın dudaklarından öperken, şimdiki zamandan uzak&#8230; Anlatamıyorum, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>[Bu yazı güzel bir şarkı içermekte ve şarkı yazının en alt kısmında... İsterseniz yazıyı okuyun ya da direk şarkıya atlayın...]</em></p>
<p><span style="font-size: small;">Kirpiklerime sürdüğüm badem yağı, bozama kattığım leblebi, dolabın kırık kapakları, söylesene güzelim neredeyim ben, bulamadım kendimi. Bulamadım ve karıştı cümlelerim, afilli üsluplu şeylerin yapmacılığından uzak, merhaba deyip gece sabahın dudaklarından öperken, şimdiki zamandan uzak&#8230;<br />
</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Anlatamıyorum, anlatamıyorum, anlatamıyorum olum işte anlatamıyorum. Nefes almama yardımcı olmak istiyorsanız bu işi koro halinde yapmalıyız. Hep birden nefes alalım, verelim, alalım, verelim.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kimseyi geride bırakmayalım, nefes alalım hep birlikte, hep birlikte verelim.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Olum ben bunları sabahı zor gelen gecelerde topladım. Bu içimdeki karmaşayı, bu boğazlarıma demirden bir düğüm olup kurulan&#8230; Neyse ulan&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Nefis sigara içerim, ne yazık ki hala diyaframdan nefes alıp vermeyi öğrenemedim. Uzak diyarların şarkılarını ezberleyip eşlik etmeyi ne çok isterim bilirsiniz. Ve yine bilirsiniz ki yazı sürüp gidecek ve bitecek, bittiğinde hiçbir şey anlatmamış olacağım. Ben buna &#8220;zihnimin etrafında tavaf etmek&#8221; diyorum. Öylece, etrafında dönüp durarak, ona dokunmadan, yaklaşmadan, belki korkarak, belki acıdan&#8230; Tavaf etmek, dönmek&#8230; Sonra çemberi genişleterek çaktırmadan kaçmak&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Gıcık olurum bilirsin böyle yazılara, derdini anlatamayan cümlelere. Ama derdim derdimi anlatmak değil zaten. O yüzden biraz&#8230; Her neyse, işte bunun adı istisna&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Haydi bir daha, hep birlikte, alalım, verelim, alalım, verelim. Ellerimizi çırpalım, nefes alalım, verelim&#8230; Birazdan bir şarkı başlayacak, herkes hazır olmalı&#8230; Birazdan parlak bir gecede, lacivert bir gökyüzünün altında, bir dağın tepesinden izlerken doğayı, ormanı ve ağaçları, topraktan yeri titreterek bir tını fırlayacak. Alacak bir sarmal, bir girdap, bir rüzgar seni. Evet ulan öyle, işte o filmlerdeki gibi. Ellerin havada, döneceksin, uçacaksın, duracaksın, coşacaksın.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Gitmeme yardımcı olmak istiyorsanız daha hızlı el sallayınız. Bilirsiniz o şekilde güle güle demek, terminallerde yaşar. El sallayarak güle güle demek gibiyim dersem, bir şeyler anlatmış olurum diye korkuyorum. Gecenin bir vakti, aha be işte tam şimdi, aklıma kuru dut yemek geldi. Komşumuz Hatice ablanın kızı Ayşegül abla geldi. Ki ben henüz yedi-sekiz yaşlarındaydım. Evde kimsenin olmadığı vakit kek yapmak istedik.  İlk yaptığımız kek ilk yaktığımız kek olmuştu ve o zamanlar öğrenmiştim yanık bir keki nasıl çaktırmadan yok edebileceğimi. O zamanlar&#8230; elbet garip zamanlar, arkadaşlarım benden 4-5 yaş büyük ablalardı. Onların sırlarını bilirdim, sinema aralarında o çocuk masumluğuyla içilen sigaraları ben bilirdim sadece, anlamadığım düşünülerek yapılan o konuşmaları. Ah ulan, aşka gelip şarkı kasetlerini yakmaları, ilahilere dadanmalarını, ilk başörtü takışlarını&#8230; Biraz kızların arasında yetişmiş olabilirim ama kız gibi yetişmedim. Olum bu konu çok derin lan, burada anlatacak çok şey var, bunun için özel yazmak lazım. Hem anlatılası kolay şey değil. Şunu da söyleyeyim Ayşegül abla sıradan bir kız değildi. Parka girdiğinde en serseri çocuklar bile toz olurdu. Bir çok erkek çocuk annesi, şikayet için kapıya gelirdi. Çünkü onları salıncaklara çakar ya korkutur ya döverdi. Aslında bunları anlatmak için içimde şiddetli bir istek var, ama anlatmamalıyım&#8230; En azından şimdilik&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Nerden geldik be bu konuya. Kuru dut demiştim, evet. Sabaha karşı kimin aklına kuru dut gelir ki. İyi ki aşermek gibi bir durumum yok ve iyi ki yanımda bir şişe boza var.  Allah&#8217;ım aklıma mukayyet ol&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Taıkıdın da taıkında da taıkıdın. Ta ta ta taıkıdın.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tamam dostum, yakında gezip boza içeceğiz, santur bakacağız. Mephisto&#8217;yu soyma planları yapacağız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tamam canım, yakında bir yolculuğa çıkacağız, istediğin o arabanla, uzaklara yollanacağız, büryan yiyeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tamam arkadaşım, yakında umreye gideceğiz, ben anlatıp duracağım, döneceğiz, ışığa boğulacağız, al-baik yiyeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tamam sevgilim, yakında çiftliğin bahçesinde bir gece salıncakta sallanacağız, veranda da çay içip ateş böceklerini izleyeceğiz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tamam anneanne&#8230; tamam&#8230; yakında öleceğiz&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yalnız&#8230; Şimdi biraz nefes alalım, beraberce, alalım verelim, kimseyi geride bırakmayalım&#8230; Nefesi daralanlara yer verelim, ölenlere yol&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu yazıyı rastgele girip okuyan biri tüm bu anlamadığı şeylere saçmalık diyecektir, biliyorum. Özellikle takip edenler, (bilmem var mı) merak edenler, biraz olsun hak verirler diye umuyorum. İtiraf etmeliyim, evet içimde çok şey topladım, biriktirdim ve bu aralar bolca bunalıyorum. Her gün birkaç defa tokamı kaybediyorum. (söylemiştim bana bunun siyahı lazım)  Ne mi alakası var? Hiiç, sadece kendimi tiye alıyorum&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İçimdekileri bir şarkı yapsaydım sanırım böyle bir şey olurdu. Buyurun Vas dinleyin. Dinleyin diyorsam boşa demem, es geçmeyin&#8230; Tamam anneanne tamam&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><em>(yazılmamış farz edilmesi gerekenler serisinden&#8230;)</em></span></p>
<p><a href="http://www.aleminrenkleri.com/audio/mandara.mp3">Download audio file (mandara.mp3)</a></p>
<p><span style="font-size: small;">Vas- Mandara </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2009/01/05/uyuma-yanilma-deneme-uyanma-yontemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Minumum Şizofreni Maksimum Trajedi ve Kırmızı Başlıklı Kız</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2008/12/04/panama/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2008/12/04/panama/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2008 03:37:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=364</guid>
		<description><![CDATA[Panama, San Blas, Veraguas&#8230; Şehirlerin üstünden uçmaktan başka bir eğlencem kalmadı. Bu hafta neredeyiz aşkım, Panama&#8217;mı? Allah&#8217;ım! 41 saattir uyumadım, arz ederim. Uykumun gelmesini beklerken mısır patlatmayı denedim. Birilerine espri yaptım. Bunu not edin: yüksek ısıda patlayan şeylerden biridir mısır. Barut gibi değildir ama. Kapağınız varsa sorun yok. Bu sallanan kağıttan avize kapitalizmin işi mi? Patlamış bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Panama, San Blas, Veraguas&#8230; Şehirlerin üstünden uçmaktan başka bir eğlencem kalmadı. Bu hafta neredeyiz aşkım, Panama&#8217;mı?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Allah&#8217;ım! 41 saattir uyumadım, arz ederim. Uykumun gelmesini beklerken mısır patlatmayı denedim. Birilerine espri yaptım. Bunu not edin: yüksek ısıda patlayan şeylerden biridir mısır. Barut gibi değildir ama. Kapağınız varsa sorun yok. Bu sallanan kağıttan avize kapitalizmin işi mi? Patlamış bir mısır artık nasıl tohum olabilir ki. Güzelim, unutuyorum, durmadan anlatsana bana, hangi şehirlerin üstünden uçacaktık?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Hani şehirlerin önümüzdeki yüzyılda gökyüzüne kurulacağını anlatmıştım ya sana&#8230; Artık ben de inanıyorum sana anlattıklarıma.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şifreyi çözebilmem için alfabede olmayan o harfi bulmam gerek. Hiç bir alfabe bu saçmaladıklarımı öyle eski yazdıklarım gibi edebi bir metne dönüştüremez. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Böyle yüzlerce şarkı dinliyorum eğer yakınımda kimseler yoksa. </span></p>
<p><a href="http://www.aleminrenkleri.com/audio/wcll.mp3">Download audio file (wcll.mp3)</a></p>
<p><span style="font-size: small;">O derin belagatli şeyleri de ben yazmıyordum zaten. Anneannemle ortak bir çalışmanın ürünü. Annanemin haberi yok ama onunla tasarladığımız bir kaçış planı bile var. Çabucak ölüp gitmek. Anneannemle ortaklaşa yaşıyoruz. Bir gün ben uyuyorum bir gün o. 42 saattir gözüme uyku girmedi ve hala uykumun gelmesini bekliyorum. Sanırım sıra bana iki kere geldi.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Sıkıntıdan esniyorum&#8230; Arabalar geçiyor. Sanırım sabah oluyor. Ve &#8220;avast&#8217;ın yeni bir sürümü internette mevcut&#8221; Bunu o söyledi bana. O yeşil yaratık&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tanrım, burada o kadar çok tanrı var ki&#8230; Müslüman tanrılar, kapital tanrılar, sofi tanrılar, smokinli tanrılar, kadeh kaldıran tanrılar&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Niyetimi biliyorsun. Baltayı ustaca kullanmak için talim yapıyorum. Onu hergün biliyorum. O sineği öldürdüğüm için de üzgünüm. Kocamandı ve çok vızıltılıydı.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bunaltı&#8230; İçten bir çığlık&#8230; Gözyaşı&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Masamın üstünde bir deniz var, kül tablası ve bir kaç şehir. Diyorum ki&#8230; Öyle işte. Her zaman ki gibi&#8230; öyle&#8230; </span></p>
<p>(yazılmamış farzederseniz sevinirim)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2008/12/04/panama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Extreme Ways</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2008/04/17/extreme-ways/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2008/04/17/extreme-ways/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 07:45:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/2008/04/17/extreme-ways/</guid>
		<description><![CDATA[Büyük hali için resme tıklayınız&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a target="_blank" href="http://aleminrenkleri.com/grafik/extreme-ways.jpg"><img width="567" src="http://aleminrenkleri.com/grafik/ex.jpg" height="300" /></a></p>
<p>Büyük hali için resme tıklayınız&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2008/04/17/extreme-ways/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

