top-image

Geziler kategorisindeki tüm yazılar listelendi...

“Kuzuluk, Sakarya ili Akyazı ilçesine bağlı Akyazı’nın güneydoğusunda yer alan il merkezine 38 km. ilçe merkezine 8 km. uzaklıktadır. Bozulmamış doğası ve şifalı kaplıca suları ile tam bir sağlık kaynağı ve ruhunuzun dinleneceği, özlemini kurduğunuz tatil için en ideal yerlerden biridir.”

Bu metin çok resmi oldu. Baştan alıyorum. (:
Efendim Kuzuluk bundan 14 yıl öncesine kadar kimselerin uğramadığı sıradan bir köy idi. İhlas’ın olaya el atıp bu mekana bir devre mülk tatil köyü kondurması ile değerlenen Kuzuluk şimdilerde –ağırlıkla İslami kesim olmakla birlikte- tatilcilerin gözdesi.

Konaklamak için bir otel, yaklaşık otuz blokluk İhlas Kaplıca Evleri ve onlarca pansiyon mevcut. Kış mevsiminde genelde yaşlılar tarafından tercih edilmekte. Yaz aylarında ise her kesimin bolca uğradığı bir mekân. İlk zamanlarda internet cafe dahi bulamadığımız Kuzuluk’ta şimdilerde lunapark, cafeler, go-kart vs. gibi birçok eğlence aktivite bulunmakta.

Buranın bence cezbeden tarafı sessiz, sakin ve dinlendirici olması. Tatillerini Çeşme, Bodrum vb. yerlerde geçiren gençler için elbette aşırı sıkıcı gelecektir (:

Her mekânın gidildiğinde yapılması gereken bir şeyi vardır ya hani. Kuzuluk’ta bu “şey” güzel bir alabalık ziyafetidir. Yolunuz düşerse alabalık yemeden gelmeyin (:
Tavsiyem güveçte alabalık ve ardında da kabak tatlısıdır.
…yazının devamını okumak için tıklayın.

Kulaklıkları takıp çıktım yola. Sonrasında hatırlanacak pek bir şey yok zaten. Bir vapura bindim. Alt kat salona indim. Hala Loreena çalmakta birde mazot kokusu var havada. Bu yolculuğun diğerlerinden çok daha uzun geçtiğini düşünmeye başladım, zira yol gerçektende uzamış gibiydi. Nihayetinde Eminönü’nden Üsküdar nerdeyse her hafta geçiyorum. Yolun uzamasını herhangi bir şeye bağlayamadım. Sonra uykusuzluktan hafif daldım, Loreena hala çalmakta. Vapur durdu, herkesle birlikte bende indim.

Yanlış vapura binmiş olduğumu ve geldiğim yerin Üsküdar değil de Kadıköy olduğunu fark ettiğimde çok şaşırmadım, hala Loreena çalıyordu zira. (:

Kadıköy’den otobüse binip Üsküdar’a geçtim sonra. Beni Dilruba’da nargile içmek için bekleyen arkadaşlarımın yanına.

Dilruba, Fethi Paşa Korusunun en zirve yerinde. Zaman zaman uğradığımız bir mekan. Nargile sevenlere tavsiyemdir (: Ve güzel bir yanı daha var ki, oda Dilruba Restoran ve Cafe de wireless hizmetinin olması. Böylelikle dizüstü bilgisayarınızla cafeye gelip internet bağlantısını kullanabilirsiniz.

Her neyse.. Sıcak çikolata ve nargile, birde Loreena.

Zihinlerimizi hazırlamışız, yola çıkmışız. Tek yadırgayacağımız, alışamayacağımız şeyin sıcak olduğunu söylüyorlar. Zihnimiz sığacın düşünceleri ile dolmuş, evet çok sıcak olmalı diyoruz. Uçağın kapıları açılıyor ve iniyoruz. Suratımıza çarpan alevi, kuru sıcağı zaten bekliyoruz. Sıcak, ama her şey gayet normal. Buna psikolojik olarak hazırlanmışız. Şaşıracak bir şey yok.
Mekke’deyiz. Benim bu topraklara yaptığım ilk seyahatim. Yanımda deneyimli arkadaşlar var. Otellerimize gidip dinleniyoruz. Akşam Mescidi Haram’a gitmek üzere otelimizden çıkıyoruz. Otelin son kapısından da geçip, Mekke’nin havasını teneffüs ettiğimde afallıyorum: Yo olamaz! Burası geceleri de mi sıcak?
Bu sefer hazırlıksızım, öğle sıcağında uçaktan inerken hazırlanmıştım, sıcak olacaktı, bunu biliyordum. Ama şimdi gece vakti suratımı karanlık bir alevin yalayacağı aklıma gelmezdi ki.

Mekke, gece gündüz durmayan, uyumayan bir şehir. Daha doğrusu Mescid-i Haram ve etrafı. Bir an olsun hayat durmuyor; gece 3, 5, sabah, akşam, hiçbir zaman..
Bu yönüyle Mekke dünyanın benzersiz beldelerinden biri.
Işıklar, ışıklar.. Her taraf ışıklarla dolu. Petrol zengini bir ülkenin bu enerjiyi nasıl karşıladığına pek takılmıyorum. Her taraf ışıl ışıl. Duvarlarda, minarelerde ve en güzeli Kabe’nin siyah örtüsünde eriyen bu ışık demetleri ne güzel. Parıl parıl bir dünya hayal ediyor insan, parıl parıl bu Kabe’nin karşısında. Unutuyor derdini tasasını milyonlar, tek bir yürek olup tek bir duaya amin diyorlar. En güzeli de bu olmalı bu mekanın bize kazandırdığı; kardeşlik. Onlarca ırk, kavim yan yana, saf safa, omuz omuza duruyor. İnsanlık, Müslüman âlemi bir fıtri ihtiyacını böyle gideriyor. Müslüman kardeşler omuz omuza. Binler, milyonlar omuz omuza, aynı safta. Aynı duaya âmin diyen milyonlar, kendilerini sömüren, bölen, Arap, Türk, Kürt diye ayıran, etnikçilere, kapitalistlere ve batıya böyle küfür ediyor. Yan yana durarak, aynı safta olarak.

…yazının devamını okumak için tıklayın.

Sayfa: 2« 1 2
bottom-img
Alemin Renkleri | Abdullah Kibritçi