<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alemin Renkleri &#187; Geziler</title>
	<atom:link href="http://www.aleminrenkleri.com/category/geziler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aleminrenkleri.com</link>
	<description>tasarım, edebiyat, grafik</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 15:14:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Ersoylar dinlenme tesislerine hoş geldiniz</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2012/02/06/ersoylar-dinlenme-tesislerine-hos-geldiniz/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2012/02/06/ersoylar-dinlenme-tesislerine-hos-geldiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 15:07:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geziler]]></category>
		<category><![CDATA[Milat Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[bekran sarsılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[bora bilgin]]></category>
		<category><![CDATA[devran bostancıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[sandaletli seyyah]]></category>
		<category><![CDATA[seyyah]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aleminrenkleri.com/?p=1097</guid>
		<description><![CDATA[Yollarda olmak, herhangi bir mekanın adetine örfüne bağlı olmamak demek, yani özgürlük demek. Hiçbir yerin kaidesi kuralı sizi bağlamıyor ve siz her daim yoldasınız, bir yerden bir yere gidiyorsunuz. Amerikan kültüründe züppelerin toplumdan kaçışının bir yöntemidir yolda olmak ve zaten amaçlanan da varmak değildir bir yere, her daim yolda olmaktır maksat. Gezmek ve yolda olmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft  wp-image-1098" title="city camping" src="http://www.aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2012/02/city_camping.jpg" alt="" width="358" height="238" />Yollarda olmak, herhangi bir mekanın adetine örfüne bağlı olmamak demek, yani özgürlük demek. Hiçbir yerin kaidesi kuralı sizi bağlamıyor ve siz her daim yoldasınız, bir yerden bir yere gidiyorsunuz. Amerikan kültüründe züppelerin toplumdan kaçışının bir yöntemidir yolda olmak ve zaten amaçlanan da varmak değildir bir yere, her daim yolda olmaktır maksat.</p>
<p>Gezmek ve yolda olmak birbirlerine yakın olsalar da başka şeyler. Gezmek amacı olsun veya olmasın bir nimetin karşılığına denk gelir. İyi yerler görmek, iyi vakitler geçirmek, iyi lezzetler tatmak şeklinde sıralayabiliriz bu nimetleri. Umduğunuz, ulaşmaya çalıştığınız bir şey vardır, bu bir iç ferahlığı bile olabilir. Yolda olmanın ise bir planı olmadığı gibi belirgin bir emeli de yoktur. Buradaki lezzet, bizzat yolda olmanın kendisi ve bunun sağladığı özgürlüktür.</p>
<p>Bazı kültürlerde yol ibadet olarak kat edilir. Kutsal yolculuk diye bir şey vardır mesela. Fransa’dan başlayıp İspanya’nın tepelerine uzanan Camino de Santiago parkuru 800 kilometrelik bir yürüyüş yoludur. Aziz James’in yolu olarak bilinen bu yol birçok etaplar içeren ve yürüyerek kat edilen bir Hıristiyan hac ibadetidir.</p>
<p>İslam kültüründe ise Safa ve Merve tepeleri arasında yürünür, sa’y edilir. Hacer validemizin oğluna su bulmak için çaresizce koşuşturduğu iki tepedir burası ve yaklaşık 400 metredir. Bu iki tepeyi sa’y etmek -Hıristiyan kültüründen farklı olarak- Allah’ın emri ile Hac ve Umre’nin bir parçası haline gelmiştir.  Ancak yine de hac yolunda olmaktan, Kabe yollarına düşmekten bir sevap beklenir. Niyet halis olduktan sonra, iyiliğe doğru adım atmak ibadet olmasa da kültürümüzde sevap sebebidir. Yol kavramıyla alakalı olarak bir de tasavvufta seyr-i süluk var, ama ona şimdilik hiç girmeyelim.</p>
<p>Günümüzde gezmek macera arayışının, belki bir kaçışın sembolüdür. Yolda olmak ile gezmek birbirine yakınlaşmıştır, iç içe girmiştir. Gezmek deyince hemen aklınıza sırt çantalı turistler gelmesin. Onların büyük çoğunluğu tatilcidir, gezgin değildir. Ve zaten bahsini yaptığımız gezmek yaz tatilinde köye gitmek değildir. Ona zaten sıla-ı rahim deriz: eş dost ve akraba ziyaretinin yanında “tebdili mekan” etmektir.</p>
<p>Mekan değiştirmekte elbette ferahlık vardır. Nasıl olduğunu bilmesek de, gitmek, uzaklaşmak biraz, hani derler ya “kafa dağıtmak”, yeniden bir enerji verir insana. Bir de seyyahlar vardır, gitmek tutkusuyla dolup taşan. Seyyahların piri Evliya Çelebi’nin “seyahat ya Resulallah” hikayesini anlatmaya gerek var mı?</p>
<p>Bize gezmek çok zaman lüks bir şeymiş gibi görünür. Derler ki işin gücün var nasıl gezeceksin. Çoluğun çocuğun var, okulun var, şu var bu var… şeklinde devam eden yüzlerce engel sayarlar. Gezmek için bol para ve bol zaman olması gerektiği düşünülür. Böyle düşünenler ömürleri boyunca paraları ve zamanları olsa da gezemezler zaten. Onlar baştan kaybetmiştir. Çünkü gezmek öyle bir şey değildir. Bazen gezmek aylık akbil doldurtup İstanbul sokaklarını turlamaktır. Sultantepe’ye çıkmak oradan İcadiye’ye sallanmak ve laik teyzelerin pis bakışları arasında Kuzguncuk’tan geçmektir. Bazen İkitelli sokaklarında yürümek, bazen Güngören sanayi sitesinde plastik kokuları arasında “insanlar burada ne yapıyorlar” diyerek bakınmaktır. Gezmek her şart altında olabilen bir şeydir. Hiçbir şey yapamadığında iş çıkışı Balat’a yürümektir mesela, en yakın parka bir iki dakika yürüyüp gelmektir veya.<span id="more-1097"></span></p>
<p>Gün boyu okuduğum haberleri ve yazıları kafamdan atmak için akşamları gezginlerin bloglarını okurum yıllardır. Beni en çok rahatlatan, lezzet veren yazılar bunlardır. Bazen şairler ve yazarlar gidip gördükleri yerleri anlatır gezi yazıları yazarlar ya, iyidir güzeldir amma hiç tutmaz bu blogların yerini. Çünkü arı durudur her şey, yazan ne şiir bilir ne de nesir, en basit haliyle anlatır başından geçenleri. İbrahim Tenekeci’nin Şehrengiz’deki, Müslim Coşkun’un Milli Gazete’deki gezi yazılarını seviyor olsam da blogger’ların tarzı her zaman daha çok hoşuma gitmiştir.  Şunu yaptık bunu ettik, deyip geçer. Ne süsler ne de kıssadan alacağın hisseyi sana açık eder. Cümleler düşük, imla bozuk olsa da bu basit ve kusurlu anlatım en doğal haliyle geldiği için bize, yazıya dahil oluruz bir şekilde. Hatta yazıya dahil olmaktan öte, geziye dahil oluruz, yürürüz o yolları beraber. Oysa kusursuz bir anlatımda araya kaynayamayız, imrenilecek bir güzelliğe dışarıdan bakıp geçeriz sadece.</p>
<p>Takip ettiğim bloggerların kimi beş parasız bisikletle geziyor, kimi ailesiyle. Kimi zorlu bir yolculuk peşinde kimi sadece güzel yemekler yemek için yollarda.</p>
<p>Bunlardan bir tanesi şuan Güney Amerika yolculuğunda. En son Paraguay’dan bir çıkış yolu arıyordu. Maceralarını <strong><a href="http://www.yarbanabiryolculuk.com">www.yarbanabiryolculuk.com</a></strong>’dan takip edebilirsiniz.</p>
<p>Devran Bostancıoğlu’nun blogunda hayata karşı sitemlerini okuyabileceğiniz gibi beş parasız kat ettiği yolları ve otostoplarını da okuyabilirsiniz. Özellikle akbille yaptığı İstanbul turu gerçekten hoşunuza gidecek. Sitesi: <strong><a href="http://bostanciogludevran.wordpress.com">bostanciogludevran.wordpress.com</a></strong></p>
<p>Eğer bir gün siz de yollara düşecek olursanız mutlaka uğrarsınız ama ben şimdiden bahsetmiş olayım. Bekran Sarsılmaz dünyanın birçok yerini gezip işinize yarayacak bilgileri ve fotoları paylaşıyor, yola çıkmadan karşılaşacağınız şeyleri bilmekte fayda var elbette: <strong><a href="http://www.bekransarsilmaz.com">www.bekransarsilmaz.com</a></strong></p>
<p>Benim favorim ise gençliğinde tek başına ve arkadaşlarıyla gezen ancak şimdilerde ailesiyle gezen Bora Bilgin. Yazıların sonunda o gezinin kaç paraya patladığını detaylarıyla görebiliyorsunuz. Aynı zamanda güzel şarkılar çalıyor. Nerede ne ucuza yenir, nerede ucuza konaklanır, kazıklanmadan nasıl seyehat edilir, bilmek isterseniz: <strong><a href="http://www.sandaletliseyyah.com">www.sandaletliseyyah.com</a></strong></p>
<p>Son zamanların en meşhur gezgin ikilisinden bahsetmeden olmaz. İşlerinden istifa edip dünya turuna çıkan iki arkadaş. 13 ay süren yolculuklarını anlattıkları siteleri: <strong><a href="http://www.baskaturlubirsey.com">www.baskaturlubirsey.com</a></strong></p>
<p>Daha onlarca var. Şimdilik bu kadar yeter. Bir dahaki sefere, yol filmlerinden bahsederiz.</p>
<p style="text-align: right;"><em><a href="http://www.milatgazetesi.com/2012/02/06/ersoylar-dinlenme-tesislerine-hos-geldiniz/" target="_blank">Milat Gazetesi &#8211; 06 Şubat 2012</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2012/02/06/ersoylar-dinlenme-tesislerine-hos-geldiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırklareli Gezisi ve Hasan Amca</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2010/11/04/kirklareli-gezisi-hasan-amca/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2010/11/04/kirklareli-gezisi-hasan-amca/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Nov 2010 14:09:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geziler]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[hasan amca]]></category>
		<category><![CDATA[kırklareli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=629</guid>
		<description><![CDATA[Hasan Amca, Kırklareli – Vize’nin bir köyünde tek başına yaşayan, ormancılık ve arıcılık ile uğraşan bir adam. Karısı onu terk ettiğinde çocukları henüz küçükmüş. İnşaatlarda çalışır, bir yandan da küçük çocuklarına bakarmış. Karısından ayrılması onu yaralamış besbelli, bu yüzden bir daha evlenmemiş. Hem başka bir kadının çocuklarına bakabileceğini düşünmemiş bile. Nihayetinde büyütmüş çocuklarını, yatılı kurslara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-630" title="spot" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/spot.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p><a href="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/spot.jpg"></a>Hasan Amca, Kırklareli – Vize’nin bir köyünde tek başına yaşayan, ormancılık ve arıcılık ile uğraşan bir adam. Karısı onu terk ettiğinde çocukları henüz küçükmüş. İnşaatlarda çalışır, bir yandan da küçük çocuklarına bakarmış. Karısından ayrılması onu yaralamış besbelli, bu yüzden bir daha evlenmemiş. Hem başka bir kadının çocuklarına bakabileceğini düşünmemiş bile. Nihayetinde büyütmüş çocuklarını, yatılı kurslara vermiş şimdi onları, hafızlık yapıyorlar.</p>
<p>Hasan amca mübarek bir adam, onun yanında huzuru bulmamak elde değil. Ve ilginçtir, Hasan amca ne anlatırsa anlatsın, anlattığı şeyde illaki mizah olur. Bu sebeple gençler Hasan amcayı çok sever. Bize inanılmaz gelen, bizi hayrete düşüren o kadar çok yaşanmış hikâyesi vardır ki. Hasan amcanın kendisi, anlatışı, duruşu, gülüşü, hatta dirseğine yaslanıp saatlerce uyuyabilmesi bile bir hikâyedir aslında. Tam bir nüktedan, hiçbir espriyi kaçırmaz. Sakalıyla, takkesiyle, bol şalvarıyla, o köy evinde, kuzine sobasında tarhana pişirirken size öyle bir espri yapar ki afallar kalırsınız. Evet öyle; bir köyde, ak sakallı bir amcanın 3G ile, wireless ile ilgili mükemmel espri yaptığını görseniz, siz de şaşırırsınız.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-638" title="yol" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/yol.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p>Misafirperver biri aynı zamanda… Önceki sene, kamp için Kırklareli’ne gittiğimizde, yola akşam çıktığımız için bir gece Hasan amcada konaklamıştık. Geleceğimizi öğrenince bizim için koca bir tencere süt pişirmiş. Bu sene, bir Kırklareli kampı daha düşünmemize rağmen, dayanamadık, Hasan amcayı erkenden bir ziyaret edelim dedik arkadaşım İbrahim’le. Bir Cuma sabahı erkenden yola çıktık. Bir program falan yapmadık. Gidecektik, Hasan amcaya misafir olacaktık. Kaç gün kalırdık, ne yer ne içerdik, düşünmedik.<span id="more-629"></span></p>
<p>Yer buluruz diye düşünerek önceden bilet ayırtmamıştık. Sabah vardığımızda bileti aldık. Simit, poğaça ile kahvaltımızı yapıp, bekleme salonunda da çayımızı içip yola koyulduk.</p>
<p>Yolda İbrahim gazete okudu, ben de Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ni yarı etmiştim zaten, onu okudum. Her zaman ki gibi “kola, meşrubat, neskafe, çay?” diyen çocuğa, hep söylediğim şeyi söyledim: “neskafe ve ekstra şeker lütfen”.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-644" title="arilar" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/arilar.jpg" alt="" width="650" height="418" /></p>
<p>Vize’ye geldik. Oradan da Sergen arabasına binip Sergen’e geçtik. Hasan amcanın evine geldiğimizde bizi Hasan amcanın köpekleri karşıladı. Havlayarak ve saldırmaya çalışarak karşıladılar tabi. Neyse ki araya birileri girdi ve köpeklere yabancı olmadığımızı söyledi. Hasan amca evde yoktu. Yarım saat kadar onu bekledik. Gelince de köpekleri şikâyet ettik. Hasan amca köpeklere kızdı. O saatten sonra köpekler bize hiç yan gözle bakmadılar, hatta kanka olduk. Bizi olası tehlikelerden korumak için nereye gitsek yanımızdan ayrılmadılar.</p>
<p>Cuma vakti gelmişti. Abdestlerimizi alıp cumaya gitmeye hazırlanırken Hasan amca takkesini değiştirdi. İki takke arasında renkten başka bir fark yoktu, ikisi de kalın kumaştan bir takkeydi. İbrahim neden böyle yaptığını sordu. Hasan amca da “bu takke iş takkesi bu takke çarşı takkesi” diyerek espri yaptı. Evden çıkmadan önce İbrahim’le yumurta kırıp yedik.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-632" title="ev" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/ev.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p>Cumadan çıktığımızda caminin etrafında küçük bir köy pazarı kurulmuştu. Ben güveçte yemek yapmak istiyordum. Bu sebeple patlıcan, domates, biber, patates falan aldık. Evde olacağını tahmin ettiğimiz malzemelerden almadık. Hasan amca tesbihatı beklediği için camiden geç çıktı. Hep beraber eve gittik.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-631" title="baraj2" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/baraj2.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p>Evde fazla durmadık. Hasan amcanın torluğuna doğru yola koyulduk. Torluk dedikleri yerde hasan amca ve arkadaşları odun kömürü yapıyormuş. Nasıl bir şey olduğunu merak ede ede gittik. Yolumuzun üzerinde yeni yapılmış bir baraj vardı. Gayet güzel bir görüntüsü var. Önceki sene, 50 çeşit balık bırakmışlar baraja. Ama balık tutan sadece bir aile vardı. Sanırım pek balık tutulası bir yer değildi. Çok aşırı kurbağa vardı gölde. Hep birden vıraklıyorlar ve insanın içinden onları susturmak geliyor. Bu sebeple eline bir taş alıp göle doğru fırlatıyor. Ama kurbağalar yine de susmuyorlar. İnsanın bir kurbağaya bile kafa tutamayacağı geliyor sonra akla. Sonra insan kendi tahammülsüzlüğüne şaşıyor. Ne çok şaşıyor öyle insan. Belki de sadece şairler şaşıyordur, İbrahim Tenekeci söylüyor: “bir şaşkınlık ki, bağışladılar bana”</p>
<p>Barajı aşıp Hasan amcanın torluğuna vardık en sonunda. Yirmi dakikalık yolu bizimle geldiler köpekler. Hasan amca bize nasıl odun kömürü yaptıklarını anlattı. Ortaya bir direk dikip etrafına odunları diziyorlar. Sonra odunları samanla örtüyorlar. Ve sonrasında toprakla. Tüm bu işlemler bitince, ortasına dikilen direk tepesinden geri çıkartılıyor ve o delikten içine ateş atılıyor. Zaman zaman tepeye yakın yerlerden başka delikler de oluşturup daha hızlı yanmasını sağlıyorlar. Böylece 10-15 gün yanıyormuş.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-633" title="torluk" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/torluk.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p>Yanımızda bir dere vardı. İleride de bir çeşme. Buraya ayrıca ufak bir baraka yapmışlar. Yağmur yağdığı zaman sığınmak için. Ya da zor şartlarda içinde yatıp kalabilmek için. Hasan amca bu sıralar günün büyük bir bölümünü burada geçiriyor. Arıları da var ama buraya çok uzak bir mesafede. İlk önce şu odunları halletmesi lazım… Henüz dizme işi tamamlanmamış. İbrahim biraz yardım ediyor, odunları Hasan amcaya atıyor, o da diziyor. Ben de etrafta fotoğraf çekiyorum. Abdest suyu dereden, seccade ise çimenler burada. Üstümüz başımız kirleniyor, diyeceğim, ama topraklanır demek daha doğru olur. Açıkçası çamura, toprağa kir demekten korktum bir an. Toprak kirli bir şey değil çünkü, şuraya gelmişiz kırk yılda bir çamura bulanmışız, bunun hakkını vermek gerek. Alnımız çamurlanmalı.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-634" title="isirgan" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/isirgan.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p>Acıktığımızı hissediyoruz. Pazardan aldığımız malzemeleri getirmemiştik yanımızda. Az miktarda domates ve biber var. Bunlarla karnımızı doyurabiliriz. Üstüne de mis gibi su içeriz, oh, daha ne… diye düşünüyorum ama, Hasan amca bir kase balı çıkarıyor. Hemen yakınımızda Hasan amcanın arkadaşı Kaymakam amcanın arıları var. Bir de zeytin geliyor sofraya. Burada şartlar böyle olum, ne bulduysan onu yiyeceksin diyorum, kendi kendime. Ama Hasan amca boş durmuyor. Gidip bir solukta ısırgan otu toplayıp geliyor. Burada karnı acıktığında ve yanında azığı olmadığında böyle yapıyormuş. Şifalı diye bizimkiler (evdekiler) kırk yılda bir ısırgandan yemek yaparlar ve bin bir nazla bize yedirmeye çalışırlardı. Hasan amca güzelce doğruyor ısırganları. (hayır onun eline hiçbir şey olmuyor) Devamlı çay içildiği için zaten ateş de devamlı yanıyor. Odun bol zaten, odun kömürü de bol. Ama biz ateşi marsık denilen şeyle yakıyoruz. Odun kömürü yapmak için odunları yaktıklarında, tam kömürleşmemiş odunlar oluyor, onlara marsık diyorlar. Onları daha sonra yeniden yakarak kömürleştiriyorlar. Yarı kömür ve yarı odun olan o marsıklarla uzun soluklu ateşler yakıyoruz bol bol. Hasan amca tencereye ısırganları doldurup bir güzel yağlıyor. Sonra ateşe koyuyor. İyice piştikten sonra içine yumurta kırıyor. Biraz da böyle pişen yumurtalı ısırgan yemeğimiz servise hazır… Orada insan çok fena acıkıyor. İyice yiyoruz, ben ısırgandan az, baldan bolca yiyorum.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-635" title="isirgan2" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/isirgan2.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p>Meğerse bal, benim bildiğim şey değilmiş. Öyle İstanbul’da satılan, bilmem şuradan geldi falan diyerek getirdikleri ballara benzemiyormuş. Ve aman aman çok kaliteli, diyerek aldığımız o Balparmak’lar falan da bal değilmiş. Meğer bal, yoğurt gibi kaşık kaşık yenen ve yedikçe zevk alınan, doymak için ekmeğe boca edilip hapur hupur yenecek bir şeymiş. Oysa ben bir tatlı kaşığı bal yediğim zaman kesilirdim. Hasan amcanın orman balı inanılmaz, muhteşem…</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-640" title="yemek" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/yemek.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p>Yemekleri yedikten sonra bol bol çay içtik. Akşam saatlerine kadar oralarda oyalandık. Sonra İbrahim’le ben, erkenden evin yolunu tuttuk. Köpekler de bize eşlik ettiler, yol boyunca başka köpeklere selam çakarak onlara dost olduğumuzu falan söylediler. Torlukla ev arası yaklaşık yirmi dakika…</p>
<p>Akşam olduğunda, balık tutmak ile, yatıp uyumak arasında, kararsız bir vaziyette bekleşip duruyorduk. Sonra köyden başka gençler ve Kaymakam amca da balık tutmak istiyormuş. Hep beraber gece 23’den sonra yola koyulduk. Gideceğimiz yer yürüme ile beş saat sürüyor. Biz arabayla gidiyoruz. Önce hasan amcanın kulübesine uğrayacağız. Hasan amcanın, inanılmaz güzel, huzur dolu bir kulübesi var. Dağda bir yerde, öylesine ıssız, kimsesiz bir yerde… Etrafta Hasan amcaya ait arı kovanları var. Issız ormanın içinde, şirin mi şirin ve oldukça sağlam yapılmış güzel bir kulübe düşünün, ne kadar hoş değil mi? Kulübede, lüks lambası için gerekli teçhizat ve piknik tüpü, yemek yapmaya ve ısınmaya yarayan çok sağlam bir kuzine soba, kap kacak ve yatacak minderler var. Elektrik yok ama yakınlarda bir kaynak var. Suyu oradan tedarik ediyor. Bir de, kış vakti, çok kar yağar da, diyelim ki çok uzun süre buradan kurtulamayacak olursa diye, yıllarca dursa bile bozulmayacak bir çuval kurutulmuş ekmek ve tarhana çorbası bulunduruyor Hasan amca kulübede. Böylelikle, zor şartlarda, aylarca dayanmak mümkün olabiliyor. Elbette bunları düşünmek ve tedbir almak gerekli bir şey! Çünkü, kışın, herhangi bir tipi ya da kar yağmasında, burada mahsur kalmak kaçınılmaz bir durum. Zaten bozuk ve dar toprak yollarda, o şartlarda, bir aracın gitmesi, neredeyse imkânsız.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-637" title="kulube" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/kulube.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p>Tam benlik bir mekan. Güzel bir manzarası var: sonsuz orman. Kulübe, tepenin rüzgâra direk maruz kalmayan bir yakasına kurulu… Isı yalıtımı böyle sağlanıyor :) Ama hemen heveslenmeyin, burada şartlar gerçekten zor. Tuvalet ihtiyacı için size gösterilen adres, koca bir orman. Eğer banyo yapacaksanız, koca bir bidon suyu alıp ormana gidebilir ya da bir saat kadar yürüyüp derede yıkanabilirsiniz. Aslına bakarsanız, her ne kadar modern yaşama ve konfora alışmış olsam da, ben kendimi öyle bir yerde yerli gibi hissediyorum. Hem kim alışveriş merkezine karşı ıssız bir ormanı tercih etmez ki. Ama öyle bir yerde yaşamayı göze almak, büyük bir fedakârlık gerektirir elbette.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-641" title="balik" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/balik.jpg" alt="" width="650" height="300" /></p>
<p>Dereye vardığımızda gece 12 falandı. Kaymakam amca lüksü taşıyor, ışığı kontrol ediyor, Hasam amca ise elinde serpme suyun akarının tersine doğru suyun içinden yol alıyor. Biz gençler de Hasam amcanın serpmesine takılan şanslı alabalıkları bekleyip duruyoruz kıyıda. Çıkan balıkları poşetlere dolduruyoruz. Hasan amca biraz ceplerinde biriktiriyor, sonra bırakıp yeniden suya dönüyor. Ama bu kolay bir iş değil. İki saatten fazla, o suyun içinde, gece vakti hiç durmadan serpme sallamak gerçekten zor iş. Hasan amca olağanüstü güçlü birisi, bunlar ona pek zor gelmiyor. Gece 3’ten sonra tuttuğumuz balıklarla birlikte Hasan amcanın kulübesine dönüyoruz. Üşümüşüz, hemen sobayı yakıp o küçük kulübede uyuklamaya koyuluyoruz. 6 kişiyiz, herkes yattığında odada adım atacak yer kalmıyor. Birkaç saat sonra sabah namazına uyanıyor, sonra yeniden yatıyoruz.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-642" title="hayat" src="http://aleminrenkleri.com/wp-content/uploads/2010/11/hayat.jpg" alt="" width="650" height="485" /></p>
<p>Tekrar uyandığımızda hazırlanıp buradan ayrılıyoruz. Hasan amcanın işleri var zira. Mangal kömürü yaptığı mekâna doğru gidiyoruz. Dün gece tuttuğumuz balıkları derede temizleyip yağda kızartıyor, afiyetle yiyoruz. Birkaç çeşit balık tutmuşuz, ama en lezzetlileri benekli alabalıklar.</p>
<p>İbrahim’le bir gün daha Hasan amcanın köydeki evinde misafir oluyoruz. Sabah 7’de kalkan otobüsle İstanbul’a geri dönüyoruz. Bir yolculukta böyle nihayete eriyor. Omleti zeytinyağlı yapınca gayet leziz oluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2010/11/04/kirklareli-gezisi-hasan-amca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Issız Bir Adada Kamp Fikri</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2007/08/18/issiz-bir-adada-kamp-fikri/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2007/08/18/issiz-bir-adada-kamp-fikri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 08:20:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/2007/08/18/issiz-bir-adada-kamp-fikri/</guid>
		<description><![CDATA[Yassı Ada’da kamp yapma fikri girmişken akıllarımıza, bizim gibi tutkulu ve macera arayan insanlar için yapacak pek bir şey yoktur. Yassı Ada’da kamp yapılacaktır. Yedi kişilik kamp ekibinin son gün yarısı dökülse de, arkadaşların çoğu gelmese de (gelemese dememi yeğlerlerdi) yedi kişi iken ancak üç kişi gidebilsek de, gitmeyi kafamıza koymuştuk bir kere. Ve çıktık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yassı Ada’da kamp yapma fikri girmişken akıllarımıza, bizim gibi tutkulu ve macera arayan insanlar için yapacak pek bir şey yoktur. Yassı Ada’da kamp yapılacaktır. Yedi kişilik kamp ekibinin son gün yarısı dökülse de, arkadaşların çoğu gelmese de (gelemese dememi yeğlerlerdi) yedi kişi iken ancak üç kişi gidebilsek de, gitmeyi kafamıza koymuştuk bir kere. Ve çıktık yola. Issız bir adada kalacaktık, kimsenin yaşamadığı, pek uğrayanı olmayan bir adada.</p>
<p>Akşamüzeri Eyüp’ten bizi bekleyen tekneye üç kişi olarak binip yola koyulmuştuk. Henüz yeni açılmışken unuttuğumuz şeyler olup olmadığını kontrol etmek bakımından unutulması muhtemel olan çay kaşığı ve benzeri şeylerin alınıp alınmadığını sorgularken en önemli şey olan ekmek ve suyu unuttuğumuzu fark ettik. En yakın limana yanaşarak bu eksikleri de tamamladıktan sonra yolumuza devam etmeye başladık. Ama ekmek ve suyu unutmuş olmamıza biz bile inanamamıştık. Bizi getiren tekne geri dönecek biz ise kimsenin olmadığı bir adada üç gün kalacaktık. Bir şeyler unutmak bizim için çok kötü olabilirdi.</p>
<p>İlk defa tekne yolculuğu yapacak olan ben gayet heyecanlıydım tabi ki. İlk bir saatlik yolculuğumuz İstanbul siluetini temaşa ederek geçti. Ekibimizin tarihçisi, hukukçusu ve geleceğin siyasetçisi Cem bizlere Süleymaniye minarelerinden, Yavuz Selim Camiinden, kilise ve tarihi yapılar hakkında anekdotlar aktarırken gökyüzündeki aydınlık yerini karanlığa bırakmak üzereydi ve yol tükenmekteydi. Kaptanın arkasına bakıp bizim tedirgin halimizden dolayı gülümsemesini yine tedirginlikle karşılıyor, “acaba devrileceğiz de kaptan bize gülerek çaktırmamaya mı çalışıyor” diyerek espri yapmakta, boğaz çıkışındaki dalgalarda sallanan teknede güneşin batışını seyrederek ferahlamaya çalışmaktaydım. Sertifikalı kaptanımız ve ekibimizin demir başı Yusuf bizi yol hakkında bilgilendiriyor, ara sıra tekne kaptanı ile sıkı bir muhabbete dalıyor, denize ve tekneye alışık olduğunu ispatlarcasına rahat hareketlerle teknenin uç kısmına gidip Captain Black sigarasından sıkı bir duman asılıyor…</p>
<p>Hava iyice kararıyor. Yassı ada uzaktan görünmeye başlıyor. Deniz gayet dalgalı. Zar zor iskeleye yanaşıyoruz. Bu arada adada birkaç kişinin olduğunu görüyoruz. Birkaç balıkçı, ağ atmışlar ve çok dalgadan dolayı açılamayınca adada konaklamak zorunda kalmışlar. Eşyaları alıp kamp kuracağımız mekana doğru gitmeden, evden getirmeyi unuttuğumuz ama tekne kaptanından ödünç aldığımız çaydanlığı da unutmuyoruz tabi ki.</p>
<p><span id="more-152"></span></p>
<p>Çadırı kurup, koltuklarımızı açtıktan sonra, programımızda o gece mangal yapmak olmadığı halde ufak bir değişiklik yapıp (yorgunluk ve açlıktan dolayı) ateşi yakmaya koyuluyoruz. Bizden başka adada kalan (mahsur kalan) balıkçılardan yaşlıca olanı ateşi yakmamıza yardım etmek maksadıyla yanımıza sokulduğundan beri, içimizden “ne isteyecek acaba” diye düşünmeden edemiyor, bunun yiyecek olacağını tahmin ederek yine içimizden makul karşılıyorduk ki, yaşlı amca baklayı ağzından çıkardı: Şişe teknede kırılmışmış, sabaha yetecek krizi atlatacak kadar içki lazımmış. Biz şaşırdık şaşırmasına, ama balıkçı bizden daha çok şaşırdı: “alkol bulunmaz bizde dayı” lafından sonra. İşin garip tarafı o kadar emin ki, var mı yok mu diye bile sormuyor, direk istiyor. Yanımızda sadece su, kola, nescafe, çay, elma suyu ve ice tea (şeftalili tabi ki) var. Hasbinallah diyoruz…</p>
<p>Mangal sonrasında kurulup karşı adaların (Burgaz, Kınalı vs.) ve İstanbul’un ışıklarını seyrederken bu harikulade gecede puro (Titan) keyfini de aradan çıkartmakta oluyoruz. Simsiyah gecede parlayan yıldızlar altında muhabbetimiz sürüp gidiyor öylece. Issız adada kalma fikrini yorumluyor, mangal sonrası üstümüze sinen barbar ruh hali üzerine espriler yapıyor, sonra harabe bir evin avlusuna kurulu olan denize nazır çadırımıza girip yatıyoruz. O gece konuştuğumuz mevzular özetle: siyaset ve edebiyattan, güncel mevzulara; laiklik ve seküler yapı, yönetim sistemleri; Atatürk zamanında yapılan değişimlerden o zaman ki aydınlara, Türkçeleştirilmeye çalışılan kuran, ezan ve namaz mevzularına; Meclise giren Kürtlerden, Milliyetçilerin tavırlarına; Harzemşahlar’dan Cengiz Han’ın ordularına; Şiilik, Alevilik, Vahabilik konularından müzik ve çeşitlerine dair onlarca konu hakkında…</p>
<p>Yattıktan birkaç saat sonra uyanınca Cem’in de pek uyuyamadığını görüyorum. Sonra çıkıyoruz avlumuza. Portatif koltuklarımıza kurulup ve üşümemek için üzerimize bir şeyler alıp gecenin tadını çıkartmaya devam ediyoruz. Muhteşem bir manzaraya bakarken sohbet etmeye devam ediyoruz. Hemen karşımızda adaların ışıkları gözüküyor. İstanbul’un ışıkları gökyüzünü bile aydınlatmış gibi gözüküyor uzaktan, bulutlar aydınlanmış. Gece boyunca sert dalgalar vuruyor limana ve dalgaların sesi ninnimiz oluyor. Zifiri karanlık bir adada yıldızlara bakmak doyumsuz bir zevk veriyor. Teker teker seçilen yıldızlar, apaçık, parıl parıl. Sabaha kadar en azından on adet yıldız kayması olayına şahit oluyor ve her seferinde heyecanlanıyoruz. Güneşin ilk ışıkları ile mest oluyor, güneşin doğuşunu seyrediyoruz.</p>
<p>Biraz daha uyuyup, sıcağın kendini hissettirmeye başladığı sabahın erken saatlerinde bir karpuz kesip yiyerek kendimize geliyor ve adayı gezmeye çıkıyoruz. İlk olarak Menderes’in de yargılanmış olduğu spor salonunu geziyoruz. Ardından diğer harabe evleri; rum evlerini, askeri yapıları; laboratuarlar, yemekhaneler vs. Camları kırılmış, kapıları sökülmüş, sıvaları dökülmüş onlarca yapı mevcut adada. Bazıları gayet eski yapılar. Çok katlı yapıların bile en son katlarına kadar çıkarak birçok harabe yapıyı geziyoruz. Bunlar şimdilerde kullanılmıyorlar. Yıllardır insanların ve doğanın yıpratması sonucu pekte kullanılacak gibi değiller zaten.</p>
<p>O günümüz gezerek, yemek yiyerek, muhabbet ederek geçiyor. Akşama doğru rahatsızlanan Cem’i bir tekneyle geri gönderiyor ve adada sadece iki kişi kalıyoruz. Havanın kararmasıyla birlikte ve ıssız bir adada yalnız kalmanın psikolojisi ile hafiften tedirgin olmaya başlıyoruz. Ve düşünüyoruz, yedi kişi gelecektik, üç kişi gelebildik ve iki kişi olarak geri döneceğiz. O geceyi yine denize nazır, pencerelerinde camları olmayan ama şöminesi olan fakirhanemizde mangal yaparak ve denizi seyrederek geçiriyoruz. Büyük dalgaların ara sıra limana vurmalarından dolayı çıkan sesten de tedirgin olmuyor değiliz. Üstelik kullanılmasa da, adada üçüncü bir iskele daha var. Ve o iskele görüş alanımızın dışında. Aslında tedirginliğimiz birazda ondan.</p>
<p>Adada bolca tavşan var. Hava kararırken ve sabahın ilk ışıklarında görmek mümkün. Siyah, gri ve kahverengi bıdık bıdık sevimli tavşanlar. Adada en çok bulunan şeylerden biride kertenkeleler ve böğürtlenler.</p>
<p>O gece adada sadece iki kişiyiz. Çadırımıza giriyor ve uyuyoruz. Sabah çorba ile başlayan bir kahvaltı yapıyoruz. Öğle saatlerine doğru Pazar olması sebebi ile bir çok tekne limana yaklaşıyor, denize girmek için gelen ekipler çoğalıyor. Öğle sonrasında eve dönmek için hazırlanıyor ve küçük bir tekneyle yola koyuluyoruz. İyice açıldıktan sonra teknenin merdivenini indirip suya atlıyoruz. Açıklarda yüzmek çok zevkli. Biraz yüzdükten ve tekneyle beraber sürüklendikten sonra tekneye dönüp yolumuza devam ediyoruz. Yolun yarısına kadar yelken yaparak gelmemize rağmen sonrasında motorları çalıştırıp olaya hız katıyoruz. Teknede fıstık ezmesi ve sarma ziyafeti yaparak sonunda Bakırköy marinaya ulaşıyor ve yolculuğumuzu tamamlıyoruz. Peki neden mi hiç fotoğraf yok. Unuttuğumuz şeyler sadece çay kaşığı ve çaydanlıktan ibaret değildi de ondan. (:</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2007/08/18/issiz-bir-adada-kamp-fikri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İllegal Keyif</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2007/06/09/illegal-keyif/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2007/06/09/illegal-keyif/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jun 2007 14:21:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/2007/06/09/illegal-keyif/</guid>
		<description><![CDATA[“Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin hazırlanmasının ardından Kültür ve Tabiat Koruma Kurulu&#8217;ndan onay alındı. 14 Eylül 2006 tarihinde caminde gerçekleştirilecek restorasyon çalışmaları için ihale yapıldı ve ardından da caminin iç, dış, kubbe ve minarelerinde restorasyon çalışmalarına başlandı. Restorasyon dolayısıyla ibadete kapatılan camideki çalışmaların bu yıl sonunda tamamlanması öngörülüyor.” demiş ağabeyler… Fatih Çarşamba’da bulunan Yavuz Sultan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><img src="http://aleminrenkleri.com/grafik/carsamba.jpg" /></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">“<span class="habermetin">Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin hazırlanmasının ardından Kültür ve</span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><span class="habermetin"> Tabiat</span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><span class="habermetin"> Koruma Kurulu&#8217;ndan onay alındı. 14 Eylül 2006</span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><span class="habermetin"></span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><span class="habermetin"></span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><span class="habermetin"> tarihinde caminde gerçekleştirilecek restorasyon çalışmaları için ihale yapıldı ve ardından da caminin iç, dış, kubbe ve minarelerinde restorasyon çalışmalarına başlandı.</span><span class="habermetin"> Restorasyon dolayısıyla ibadete kapatılan camideki çalışmaların bu yıl sonunda tamamlanması öngörülüyor.” <strong>demiş ağab</strong></span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><span class="habermetin"></span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><span class="habermetin"><strong>eyler…</strong></span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><span class="habermetin"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="habermetin"><span class="habermetin"><strong><o:p></o:p></strong></span><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Fatih Çarşamba’da bulunan Yavuz Sultan Selim Camii’nden bahsediyorlar. Yedi tepeden birine yapılmış olan bu caminin enfes Haliç manzarası vardır. Her hafta mutlaka gider, dış avludan Haliç’i ve karşı kıyıları izlerdim. Gerçekten çok sevdiğim bir mekandır. Ancak tamirat sebebi ile etrafı çevrili olan cami ve avluya uzun zamandır giremiyoruz. <o:p></o:p></span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="habermetin"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><o:p></o:p>Bu hafta yine oralarda dolaşırken, buraya girmek için yılsonuna kadar bekleyemeyeceğimi, içeriyi çok özlediğimi hissettim. İlk önce arkadaşımla şaka olarak bahsini yaptığımız “gerili 3 metrelik demir hattan içeri atlama” planı güvenlik görevlisinin yerinde olmayışı ve özlemin ağır basması sebebi ile ciddiye dönüştü. Güvenlik kulübesinin hemen yanında bulunan kapının kilidin açık kalmış olmasından faydalanarak, herhangi bir atlama fiili gerçekleştirmemize gerek kalmadan içeri girebildik. Hava karanlık olduğundan etrafta dolaşan birkaç işçi bizi görmedi, ya da yabancı olduğumuzu fark etmedi. Hızlı ve sessiz bir şekilde avlunun son taraflarına doğru ilerleyip, Haliç’i en güzel gören bir yere mevzilendik :) <o:p></o:p></span></strong></span></p>
<p><span class="habermetin"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><o:p></o:p>Çok heyecan vericiydi. Haliç harikaydı. Akşam harikaydı. Martılar harikaydı.<o:p></o:p><br />
Sonra ne mi oldu? Yaklaşık yarım saat sonra bizi fark eden görevli tarafından kibar bir şekilde kovulduk :) Tabi yarım saatte zevkimizi almıştık zaten. Bu hafta aynı şeyi yeniden deneyeceğim, bol şans dileyin :)</span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2007/06/09/illegal-keyif/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efsane Lezzet: Al-Baik</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2007/04/21/efsane-lezzet-al-baik/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2007/04/21/efsane-lezzet-al-baik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2007 09:24:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/2007/04/21/efsane-lezzet-al-baik/</guid>
		<description><![CDATA[Şimdi sizlere bir lezzet tanıtacağım. Elimden geldiğince abartmamaya çalışıyorum. İlk defa geçen yıl Mekke’de ve Medine’de tadına baktım. Aslında son bir haftadır canım aşırı derecede çekmeseydi bu yazıyı yazmayacaktım. Şimdi internette Al-Baik hakkında bulabildiğim yorumları sizlerle paylaşacağım. Aslında uzun uzadıya anlatmak isterdim, ama onlarca yorum var ve bu yorumlar her şeyi anlatıyor: “Suudi Arabistan&#8217;da bulunan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black"><img src="http://aleminrenkleri.com/grafik/al-baik1.jpg" /></span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black">Şimdi sizlere bir lezzet tanıtacağım. Elimden geldiğince abartmamaya çalışıyorum. İlk defa geçen yıl Mekke’de ve Medine’de tadına baktım. Aslında son bir haftadır canım aşırı derecede çekmeseydi bu yazıyı yazmayacaktım. Şimdi internette Al-Baik hakkında bulabildiğim yorumları sizlerle paylaşacağım. Aslında uzun uzadıya anlatmak isterdim, ama onlarca yorum var ve bu yorumlar her şeyi anlatıyor:</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: maroon">“Suudi Arabistan&#8217;da bulunan bir fast food..<br />
Al-baik yedikten sonra bir daha hiç bir chicken nuggetin veya butun size lezzetli ve çekici gelme olasılığı yoktur. Banvit, Mcdonald’s, Kfc vs. hepsi yalanmış dedirtecek bir lezzete sahiptir. Gidip de yemeyeni, yiyip de beğenmeyeni görmedim daha.<br />
Sabahın altısında yataktan kalkıp yediğimi bilirim. Tadını çok özlediğim ve bir an önce tekrar yemek istediğim chicken nugget.”<br />
</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray">(peygamber devesi rumuzlu şahıs, <a href="http://www.uludagsozluk.com/k/al-baik/"><span style="color: gray">http://www.uludagsozluk.com/k/al-baik/</span></a> 24.12.2006 21:12)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span id="more-109"></span><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray">.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black">“En çok dikkat çeken Al Baik adında bir piliç Fast Food Zinciri var. Bu Restaurantı Suudi Arabistan&#8217;ın her yerinde yaklaşık olarak altmış şubesi var. Buralara özellikle Arap gençleri yoğun ilgi gösteriyor. Biz Türkiye&#8217;de iken buranın namını duymuştuk. Medine&#8217;de gitmeye karar verdik . El Cezire Oteli altında oraya vardığımızda belki 300 kişi kuyrukta bekliyordu. Bu ne kuyruğu dediğimizde (yemek alma kuyruğu dediler) . Bizde kuyruğa girdik kuyruk yarım saat de geldi ama sadece bu kuyruk fiş alma kuyruğu. Fişi aldık aynen bizim Bankalardaki gibi ışıklı panoda numaralar yanıp sönüyor , bir genç benim fişteki 987 yazan numarayı gösterdi ve panoda 661 yazıyordu bana bakarak ( oooo sana sıra zor gelir gibi ) bir işaret yaptı. Ama içerde arı gibi çalışan özellikle Bengaldaşlı , Endenozyalı işciler sayesinde sıra yarın saatte geldi ve bu fast food&#8217;un Musabb adının verdikleri piliç kızartmasının aldık , hakikaten bambaşka bir lezzet vardı. . Arap gençlerin bu kadar yoğun ilgi göstermelerini haklı bulduk. Yaklaşık bir saat beklediğimize değdi. Piliç yanında bir Cola , ptates kızatrması , 2 tane mayonez, ketçap verdiler. Bu Al Baik türü ona benzetilmeye çalışılan çok sayıda Fast Food özellikle Hilton , Shereton gibi lüx otellerin içine açılmış ama Al Baik kadar diğerleri ilgi görmüyor.”<br />
</span></strong><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: maroon">(www.mehmetkuntbilek.gen.tr)<br />
</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: maroon">.</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: maroon">“<span class="postbody">Tavuk eti üzerine bir fast food zinciri; tek kelimeyle konusunda bir numara, hele nugeti süper. Al-baik’le tanışmam 2003 haccında oldu. Riyad’da oturan arkadaşla Mekke’de otururken yemek almak için şimdi rahmetli olan Necmettin ERDİNÇ kardeşimizi gönderdik elinde al-baik paketleriyle geldi ilk orada tattım ve hastası oldum.”</span></span></strong><br />
<span class="postbody"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray">(<a href="http://hacumre.forumup.com/post-3-hacumre.html"><span style="color: gray">http://hacumre.forumup.com/post-3-hacumre.html</span></a> adreste, Tayfa rumuzlu şahıs)</span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="postbody"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black">.</span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="postbody"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black">“</span></strong></span><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black">Albaik lezzetleri öyle böyle değil, hakikaten aşmış mekan(lar). Mekke&#8217;de sırf acılı musahhab yemek için tee aziziye&#8217;ye getirttirir adamı&#8230;”<br />
</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray">(Ekşi Sözlükten, rumuz: dilemma of subscribtionability)</span></p>
<p class="MsoNormal"><img src="http://aleminrenkleri.com/grafik/al-baik.jpg" height="184" width="543" /></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: maroon">&#8220;Albaik, Suudi Arabistan’da genelde Cidde’de adım başı rastlayacağınız, kfc benzeri, tavuk yemekleri satan fast food zinciri. Lezzeti muhteşemdir, her daim yemek yiyebilmek için sıraya girmeniz gerekir. Hatta rivayet olunur ki Cidde’de bir yerde kfc ile yan yanaymış; kfc sinek avlarken, bunlar siparişleri zor yetiştiriyormuş. Bir şekilde yolun Suudi Arabistan’a düşmesi durumunda mutlaka uğranılması gereken yer.”</span></strong><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray">  </span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray">(Ekşi Sözlükten, rumuz: dash)</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black">. </span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black">“Orada akşamları &#8220;All Baik&#8221; almak bir sorun. Suudili aileler sırada.<br />
Önünüzde en az 30-40 kişi oluyor.Bankada sıra bekler gibi sıra bekliyorsunuz.”<br />
</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray">(imam.gen.tr den, rumuz: Lokman_hakim)</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black">Eğer canınız çok çektiyse ve eğer Türkiye’ye servis yapıyorlarsa: :P</span></strong></p>
<p style="margin-bottom: 12pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: black">Al Baik &#8211; Sitteen Street, Um Al Quora, Makkah<br />
Suudi Arabistan Krallığı<br />
Telefon : +966 2 5370883</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2007/04/21/efsane-lezzet-al-baik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>45</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuzuluk Kaplıcaları</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2007/04/02/kuzuluk-kaplicalari/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2007/04/02/kuzuluk-kaplicalari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2007 13:46:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/2007/04/02/kuzuluk-kaplicalari/</guid>
		<description><![CDATA[“Kuzuluk, Sakarya ili Akyazı ilçesine bağlı Akyazı’nın güneydoğusunda yer alan il merkezine 38 km. ilçe merkezine 8 km. uzaklıktadır. Bozulmamış doğası ve şifalı kaplıca suları ile tam bir sağlık kaynağı ve ruhunuzun dinleneceği, özlemini kurduğunuz tatil için en ideal yerlerden biridir.” Bu metin çok resmi oldu. Baştan alıyorum. (: Efendim Kuzuluk bundan 14 yıl öncesine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray"><img src="http://aleminrenkleri.com/grafik/kuzuluk.jpg" /></span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive">“Kuzuluk, Sakarya ili Akyazı ilçesine bağlı Akyazı’nın güneydoğusunda yer alan il merkezine <st1:metricconverter productid="38 km" u1:st="on"><st1:metricconverter productid="38 km" w:st="on">38 km</st1:metricconverter></st1:metricconverter>. ilçe merkezine <st1:metricconverter productid="8 km" u1:st="on"><st1:metricconverter productid="8 km" w:st="on">8 km</st1:metricconverter></st1:metricconverter>. uzaklıktadır. Bozulmamış doğası ve şifalı kaplıca suları ile tam bir sağlık kaynağı ve ruhunuzun dinleneceği, özlemini kurduğunuz tatil için en ideal yerlerden biridir.”</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"></span></strong><span style="color: olive"><o:p></o:p></span><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive">Bu metin çok resmi oldu. Baştan alıyorum. (:<u2:p></u2:p><br />
Efendim Kuzuluk bundan 14 yıl öncesine kadar kimselerin uğramadığı sıradan bir köy idi. İhlas’ın olaya el atıp bu mekana bir devre mülk tatil köyü kondurması ile değerlenen Kuzuluk şimdilerde –ağırlıkla İslami kesim olmakla birlikte- tatilcilerin gözdesi. <u2:p></u2:p></span></strong><span style="color: olive"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p></u2:p>Konaklamak için bir otel, yaklaşık otuz blokluk İhlas Kaplıca Evleri ve onlarca pansiyon mevcut. Kış mevsiminde genelde yaşlılar tarafından tercih edilmekte. Yaz aylarında ise her kesimin bolca uğradığı bir mekân. İlk zamanlarda internet cafe dahi bulamadığımız Kuzuluk’ta şimdilerde lunapark, cafeler, go-kart vs. gibi birçok eğlence aktivite bulunmakta. <u2:p></u2:p></span></strong><span style="color: olive"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p></u2:p>Buranın bence cezbeden tarafı sessiz, sakin ve dinlendirici olması. Tatillerini Çeşme, Bodrum vb. yerlerde geçiren gençler için elbette aşırı sıkıcı gelecektir (: </span></strong><span style="color: olive"><o:p></o:p></span><br />
<strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p><br />
</u2:p>Her mekânın gidildiğinde yapılması gereken bir şeyi vardır ya hani. Kuzuluk’ta bu “şey” güzel bir alabalık ziyafetidir. Yolunuz düşerse alabalık yemeden gelmeyin (:<u2:p></u2:p><br />
Tavsiyem güveçte alabalık ve ardında da kabak tatlısıdır.</span></strong><span id="more-107"></span><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"> <u2:p></u2:p></span></strong><span style="color: olive"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p></u2:p>Altınızda araba varsa, yakındaki dağlara doğru yol alabilirsiniz. Önünüze birçok alabalık tesisi ve lokanta gelecektir. Zirvedeki lokantaların hangisine girseniz fırından yeni çıkmış sıcak pide ve tereyağı ikilisini bulabilir, yemek öncesi atıştırabilirsiniz. <u2:p></u2:p></span></strong><span style="color: olive"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p></u2:p>Yapacak çok şey var… Kapalı kaplıca havuzuna girebilir, dilerseniz ormanda mangal yaparsınız. Bir arkadaş gurubu ile gidildi ise, topu kapıp sahaya inebilir, dik ormana dalıp dağcılık oynayabilirsiniz :) Gurupça gidildi ise topluca bisiklet kiralayıp sarp yollarda yarış yapmak en zevkli şeylerden biridir (:</span></strong><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"> <u2:p></u2:p></span></strong><span style="color: olive"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><img src="http://aleminrenkleri.com/grafik/kuzuluk1.jpg" /><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"></span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive">Tabi en önemli şeylerden biri de kaplıca sularıdır… Kaplıca suyunu ve faydalarını atlamak olmaz:<u2:p></u2:p><br />
Kaplıca sularının iyi geldiği belirlenen rahatsızlıklar şöyledir:<u2:p></u2:p></span></strong><span style="color: olive"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p></u2:p>. Kan dolaşımı ve kalp hastalıkları<u2:p></u2:p><br />
. Mide, bağırsak, karaciğer ve safra kesesi hastalıkları ve kronik iltihapları. İdrar yolları ve kadın hastalıkları</span></strong><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p></u2:p><br />
. Cilt ve deri hastalıkları<u2:p></u2:p><br />
. Sinir sistemi rahatsızlıkları<u2:p></u2:p><br />
. Solunum yolu hastalıkları<u2:p></u2:p><br />
. Çocuk felci ve bazı çocuk hastalıkları<u2:p></u2:p><br />
. Kireçlenme</span></strong><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p></u2:p><br />
. Kirik &#8211; çıkık sakaları<u2:p></u2:p><br />
. Aşırı kilolar<u2:p></u2:p><br />
. Böbrek taşları<u2:p></u2:p><br />
. Her türlü romatizmal hastalık</span></strong><span style="color: olive"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p></u2:p>Evet… Güzeldir, gidin abi… (:</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="color: olive"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: olive"><u2:p></u2:p>Not: İhlas Kuzuluk Kaplıcaları ve diğer pansiyonlarla müşterileri olmaktan başka bir alakam yoktur. Ücret karşılığı bir reklam değildir yani bu :) Ama bu yazım için bana bedavadan bir haftalık tatil ayarlarlarsa bir yazı daha yazar iki hafta tatil yaparım. ahah :)</span></strong></p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: #3366ff"></span></strong><span style="color: #3366ff"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray"> <o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray"><o:p> </o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma; color: gray"><o:p> </o:p></span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2007/04/02/kuzuluk-kaplicalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>146</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Loreena McKennitt dinlemenin zararları ve Dilruba..</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2007/01/30/loreena-mckennitt-dinlemenin-zararlari-ve-dilruba/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2007/01/30/loreena-mckennitt-dinlemenin-zararlari-ve-dilruba/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jan 2007 17:20:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/2007/01/30/loreena-mckennitt-dinlemenin-zararlari-ve-dilruba/</guid>
		<description><![CDATA[Kulaklıkları takıp çıktım yola. Sonrasında hatırlanacak pek bir şey yok zaten. Bir vapura bindim. Alt kat salona indim. Hala Loreena çalmakta birde mazot kokusu var havada. Bu yolculuğun diğerlerinden çok daha uzun geçtiğini düşünmeye başladım, zira yol gerçektende uzamış gibiydi. Nihayetinde Eminönü’nden Üsküdar nerdeyse her hafta geçiyorum. Yolun uzamasını herhangi bir şeye bağlayamadım. Sonra uykusuzluktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana"><img src="http://aleminrenkleri.com/grafik/dilruba.jpg" /></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">Kulaklıkları takıp çıktım yola. Sonrasında hatırlanacak pek bir şey yok zaten. Bir vapura bindim. Alt kat salona indim. Hala Loreena çalmakta birde mazot kokusu var havada. Bu yolculuğun diğerlerinden çok daha uzun geçtiğini düşünmeye başladım, zira yol gerçektende uzamış gibiydi. Nihayetinde Eminönü’nden Üsküdar nerdeyse her hafta geçiyorum. Yolun uzamasını herhangi bir şeye bağlayamadım. Sonra uykusuzluktan hafif daldım, Loreena hala çalmakta. Vapur durdu, herkesle birlikte bende indim. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">Yanlış vapura binmiş olduğumu ve geldiğim yerin Üsküdar değil de Kadıköy olduğunu fark ettiğimde çok şaşırmadım, hala Loreena çalıyordu zira. (: </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">Kadıköy’den otobüse binip Üsküdar’a geçtim sonra. Beni Dilruba’da nargile içmek için bekleyen arkadaşlarımın yanına. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">Dilruba, Fethi Paşa Korusunun en zirve yerinde. Zaman zaman uğradığımız bir mekan. Nargile sevenlere tavsiyemdir (: Ve güzel bir yanı daha var ki, oda Dilruba Restoran ve Cafe de wireless hizmetinin olması. Böylelikle dizüstü bilgisayarınızla cafeye gelip internet bağlantısını kullanabilirsiniz. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana">Her neyse.. Sıcak çikolata ve nargile, birde Loreena. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2007/01/30/loreena-mckennitt-dinlemenin-zararlari-ve-dilruba/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>28</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kutsal Topraklarda</title>
		<link>http://www.aleminrenkleri.com/2006/11/20/kutsal-topraklarda/</link>
		<comments>http://www.aleminrenkleri.com/2006/11/20/kutsal-topraklarda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Nov 2006 21:26:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>abdullah kibritçi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aleminrenkleri.com/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[Zihinlerimizi hazırlamışız, yola çıkmışız. Tek yadırgayacağımız, alışamayacağımız şeyin sıcak olduğunu söylüyorlar. Zihnimiz sığacın düşünceleri ile dolmuş, evet çok sıcak olmalı diyoruz. Uçağın kapıları açılıyor ve iniyoruz. Suratımıza çarpan alevi, kuru sıcağı zaten bekliyoruz. Sıcak, ama her şey gayet normal. Buna psikolojik olarak hazırlanmışız. Şaşıracak bir şey yok. Mekke’deyiz. Benim bu topraklara yaptığım ilk seyahatim. Yanımda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://aleminrenkleri.sitemynet.com/kabe1.jpg" /></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Zihinlerimizi hazırlamışız, yola çıkmışız. Tek yadırgayacağımız, alışamayacağımız şeyin sıcak olduğunu söylüyorlar. Zihnimiz sığacın düşünceleri ile dolmuş, evet çok sıcak olmalı diyoruz. Uçağın kapıları açılıyor ve iniyoruz. Suratımıza çarpan alevi, kuru sıcağı zaten bekliyoruz. Sıcak, ama her şey gayet normal. Buna psikolojik olarak hazırlanmışız. Şaşıracak bir şey yok.<br />
Mekke’deyiz. Benim bu topraklara yaptığım ilk seyahatim. Yanımda deneyimli arkadaşlar var. Otellerimize gidip dinleniyoruz. Akşam Mescidi Haram’a gitmek üzere otelimizden çıkıyoruz. Otelin son kapısından da geçip, Mekke’nin havasını teneffüs ettiğimde afallıyorum: Yo olamaz! Burası geceleri de mi sıcak?<br />
Bu sefer hazırlıksızım, öğle sıcağında uçaktan inerken hazırlanmıştım, sıcak olacaktı, bunu biliyordum. Ama şimdi gece vakti suratımı karanlık bir alevin yalayacağı aklıma gelmezdi ki.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Mekke, gece gündüz durmayan, uyumayan bir şehir. Daha doğrusu Mescid-i Haram ve etrafı. Bir an olsun hayat durmuyor; gece 3, 5, sabah, akşam, hiçbir zaman..<br />
Bu yönüyle Mekke dünyanın benzersiz beldelerinden biri.<br />
Işıklar, ışıklar.. Her taraf ışıklarla dolu. Petrol zengini bir ülkenin bu enerjiyi nasıl karşıladığına pek takılmıyorum. Her taraf ışıl ışıl. Duvarlarda, minarelerde ve en güzeli Kabe’nin siyah örtüsünde eriyen bu ışık demetleri ne güzel. Parıl parıl bir dünya hayal ediyor insan, parıl parıl bu Kabe’nin karşısında. Unutuyor derdini tasasını milyonlar, tek bir yürek olup tek bir duaya amin diyorlar. En güzeli de bu olmalı bu mekanın bize kazandırdığı; kardeşlik. Onlarca ırk, kavim yan yana, saf safa, omuz omuza duruyor. İnsanlık, Müslüman âlemi bir fıtri ihtiyacını böyle gideriyor. Müslüman kardeşler omuz omuza. Binler, milyonlar omuz omuza, aynı safta. Aynı duaya âmin diyen milyonlar, kendilerini sömüren, bölen, Arap, Türk, Kürt diye ayıran, etnikçilere, kapitalistlere ve batıya böyle küfür ediyor. Yan yana durarak, aynı safta olarak.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span id="more-46"></span></p>
<p><img src="http://aleminrenkleri.sitemynet.com/mekke.jpg" /></p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Mekke bir taşlar ülkesi. Dağlar neredeyse tamamen sert taşlardan oluşmakta. Bir bina dikmek, bir yapı oluşturmak o kadar da kolay değil. Bazen taşlardan oluşan dağları yontmak zorundalar. Orada bulunduğumuz sıralarda Kâbe’nin hemen dibinde büyük bir otelin inşaat çalışmaları sürüyordu. Kral yaptırıyormuş bu oteli. Devasa otel, tamamlandığı zaman etraftaki otellerden ve beklide kralın sarayından daha bir ihtişama sahip olacak. Otelin yapımını Bin Laden Grup almış. Mescid-i Haram’ın temizliği ve benzer hizmetlerini de Bin Laden Grup yapmakta. Yolları temizleyen, suları değiştiren işçilerin giydikleri elbisenin sırtında hep aynı yazıyı görmek mümkün: Bin Laden Grup. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Otelimizin hemen önünde arkadaşla elimizdeki bu çamaşırları nereye yıkattırsak diye konuşurken biri selam veriyor. Her halinden Türk olduğu anlaşılan, otuz yaşlarında zayıf biri. Altı aydır buralardaymış. Arafat’ta Şeytan taşlama mahallinde çalışıyormuş.<br />
Burada yaşamak zor olmalı diyorum. Evet zor diyor. Buranın havasına alışmak zor, çeşmeden değil marketten alınan sulardan içeceksin ve bol bol meyve yiyeceksin diyor. Burada oksijen çok az diye devam ediyor. Bin dolar aylık maaş alıyormuş. Burada çalışmak daha kolay diyor, işler ağır değil. Türkiye’de ki kadar ağır değil diyor. Türkiye’den bin işçi gelmiş bu inşaatta çalışmak için. Daha önceleri de bir çok Arap ülkesinde çalıştım diyor.<br />
Ayrılırken bize yeniden tavsiyelerini sıralıyor, burada bol meyve yiyin ve su için, çeşmeden değil ha marketten alın!</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Mescid-i Haram’ın hâkimiyeti Vahabilerde. Güvenlik ve benzeri hizmetlerini de kendileri sağlıyorlar. Bizi gören vahabiler, Araplar yanımıza yaklaşıp nereli olduğumuzu sormakta gecikmiyorlar. Bir Arap nereli olduğumu soruyor yanıma yaklaşıp, Türkiye diyorum. İstanbul mu diyor, Ankara mı diyor. İstanbulluyum diyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Buradaki her ırktan insan neredeyse İstanbul’u biliyor. Bazıları Türkiye deyince başlıyorlar saymaya: İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa.. Nereli olduğumuzu öğrendikten sonra ehlisünnet olup olmadığımızı soruyor. Evet diyorum biz sünnet ehliyiz. Bir elhamdülillah çekiyor. Sonra konu farklı yerlere kayıyor, bizlerdeki tasavvuf anlayışını eleştirmeye başlamakta gecikmiyor. Bu konularda gayet donanımlılar, ortaya koyduğun tezlere karşı ayet ve hadis okuyabilecek kadar bilgili her vahabi. Aramızda ufak tartışmalar olsa da bizi seviyorlar. Şia olmadığımız için, ehlisünnet olduğumuz için şükür ediyorlar. İranlıları ve şiaları hiç sevmiyorlar. Hatta tamamen nefret de ediyorlar diyebiliriz. Şiaların kutsal mekânlara fazlaca hürmet edip, taşları öpüp koklamaları Vahabileri çıldırtıyor. Onlar bu gibi şeylere şirk diyorlar. O yüzden şiaları iflah olmaz insanlar olarak görüyorlar. Bizlere daha hoş görü ile baktıkları ve birazcıkta olsa sevdikleri açık. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Bir Vahabi çocukları ile mescide gelmiş, yanında da iki tane çocuğu oturmakta. Hemen yanımdalar. O sırada arka saflardan bir İranlı geliyor. Vahabinin çocuklarının yanından geçerken cübbesi çocuklardan birinin kafasını sıyırarak, çocuğun saçlarına sürterek geçiyor. Ve adam çocuğunun saçlarını eliyle siliyor. Bir Şianın cübbesi değdi diye.<br />
Hayır, bu bir hikaye değil. Yanımda gerçekleşen bir olay, bir Vahabinin bir Şiaya bakış açısı böyle işte.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><img src="http://aleminrenkleri.sitemynet.com/medine2.jpg" /></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Arkadaşlar bir vahabi ile oturmuş muhabbet ediyorlar. Yanlarına muhabbete ortak olmak için gidiyorum. Konuştukları konu: Araplarda başlık parası. Gerçekten hayret ediyorum, nasıl yapıp ettiler de bu konuya gelebildiler, hayret doğrusu. Genç Arap başlık parası dediğimiz şeyin onlarda da olduğunu söylüyor. Hatta bir başlık parasının dört bin Riyalden fazla olduğunu söylüyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Doğrusu Arapların yemeklerinden yemedim. Pilavlarının sadece tadına baktım hoşuma gitmedi. Türk yemeklerini bulmak mümkündü nasıl olsa. İstanbul’un meşhur ismini kullanarak bir çok Türk lokantası açılmış. İşletenler Türkler. Türk yemeklerini, Türkiye’deki kadar leziz olmasa da bulmak mümkün. Adana, Urfa kebap; İskender, nohut, pilav ve sütlaç Türklerin buradaki tercihi. Bazen Türk lokantaları tamamen Türkler tarafından doluyor. Mekke’nin ortasında İskender yemek gerçekten güzel. O sıcakta biraz ağır gelebilir ama buna değer..</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><br />
<img src="http://aleminrenkleri.sitemynet.com/medine1.jpg" /> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Çarşıda pazardaki esnafların çoğu Pakistanlı, Afganistanlı, Hindistanlı. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Bir taksiye biniyoruz, şoförümüz Hindistanlı. Biraz muhabbetten sonra, iyi para kazanabiliyor musun taksicilikten diye soruyoruz. Burada ki taksiler şirketler adına çalışıyor diyor. Şirkete günlük dört yüz riyal ödememiz gerekiyor diyor. Biz söylemediğimiz halde Türk olduğumuzu anlıyor. Gerçi esnafların hepsi bizi gördüklerinde Türk olduğumuzu anlamakta güçlük çekmiyor. Arapça olarak bu kaç riyal diye soruyorum, Türkçe olarak kırk riyal diyor.  İlk başlarda komik geliyor, zamanla alışıyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Elimdeki birkaç parça elbiseyi yıkatmak için temizlikçiye götürüyorum. Elbiseleri verdikten sonra ne zaman gelip alayım diyeceğim. Baya bir düşündükten sonra zar zor bir cümle kuruyorum, Arapça olarak ne zaman gelip alayım derken baya bir terliyorum. Adam umursamaz bir tavırla bana dönüyor ve “sabah sekizde gel, sekizde” cümlesini Türkçe olarak kuruyor. Afallıyorum ve canımda sıkılıyor üstelik. Onca uğraşmış çok uzun olmasa da bir cümle kurmuşum, adam benle gırgır geçiyor. Esnafların hepsi İngilizce ve Türkçe biliyor neredeyse. Burası Arapça mı geliştirmek için hiç uygun bir yer değil..</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Bu topraklara ziyaret için en çok İranlılar geliyor, sonra Türkler. Her baktığın yerde bir İranlıya rastlamak mümkün. Bir çok ırktan insanı tanıma fırsatımız oluyor. Malezyalılar ve Endonezyalılar dikkatimi çekiyor, çok sakin ve masum insanlar. Hep gülümseyen bir çehreleri var. Afganlar giydikleri elbiselerindeki dikkat çekici renklerden tanınıyor. Endonezyalılar kadın ve erkek bembeyaz giyiniyorlar. Oraları ziyarete giden bir çok kişi Araplar gibi Mekke ve Medine’de fistan giyiyor. En çokta fistan zencilere yakışıyor. Uzun boylu siyah insanları kaplamış baştan başa beyaz bir elbise. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Bir adam selam veriyor. Nerelisin diyor bana. Bu soruyu sorduğuna göre buranın yerlisi olamadığını anlıyorum. Adam Tunus’tan gelmiş buralara. Türkiyeli olduğumu öğrenince başbakanımızdan bahsediyor, ama ismini hatırlayamıyor. Biraz düşündükten sonra araya ben girip söylüyorum. Evet diyor, Recep Tayyip’i tanıyorum. Beni fistanlı halimle gördüğünden herhalde, Türkiye’de nasıl giyiniyorsunuz diye soruyor. Anlatıyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Mekke’de Hira mağarasına doğru çıkıyoruz. Yol üzerinde sözde merdiven yapan işçiler var. Birkaç merdiveni birkaç haftada yaparak yoldan geçenlerden yardım toplamak maksatları.  Ve Türkçe birkaç talep kelimesi ezberlemişler. Bir dilencinin ısrarına dayanamayıp annem: “ Tamam dönüş yolunda veririm” diyor. Komik olansa, o dilencinin yüzlerce kişi arasından, dönüş yolunda oradan geçerken bizi tanıyıp, “hani dönüşte verecektiniz” demesi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Omzumda kamera ile birlikte 3 çanta var. Biraz daha çıkınca yukarı yolda oturup dinlenmekte olan biri bana omzumda asılı olan çantaları göstererek bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Memur ve mazbut kelimelerine benzer kelimeler kullanıyor. Pek bir şey anlamıyorum ama biraz düşününce sinirleniyorum.<br />
“Mazbut dedi herhalde bu adam, muhtemelen memur zabıtaları kast ediyor. Her halde yukarda görevliler var, kamera çekimi Kabe’de olduğu gibi burada da yasak. Ama bu çok saçma ya!” diye söylenerek ve sinirli halde devam ediyorum tırmanmaya.<br />
Zirveye çıkınca gülüyorum kendi kendime ve anlıyorum adamın ne demek istediğini gerçekten. Tepede öğreniyoruz ki, çanta alıp kaçan maymunlar varmış bu dağda. Yukarı çıkarken görmüş olduğum adam da bana bunu anlatmaya çalışıyordu. Memur ve mazbut olarak anladığım cümlenin manası muhtemelen şu: “ Maymun var, çantanı zapt et”.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"><img src="http://aleminrenkleri.sitemynet.com/sevr.jpg" /></span></p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Sevr Dağı’na da çıktık. Bir hoca ve bir arkadaş. Sevr dağı Hira gibi kalabalık değil. İranlılar Hz. Ebubekir (r.a.) bu dağa çıktı diye buraya gelmiyorlar çünkü. O yüzden gayet sakin ve zaten buraya çıkmak pekte kolay değil. Çıkmaya devam ederken merdiven taşlarında, kayalarda görmekte olduğumuz yüzlerce yazı var. Büyük çoğu Türkler tarafından yazılmış. Artvinli Fatma, Bolulu Mehmet gibi ibareler ve benzerleri tarihleri ile birlikte taşlara yazılmış. Zirveye ulaştığımızda birkaç gurupla karşılaşıyoruz. Ufak bir baraka var, sahte mağaranın hemen yanında. Sahte mağara diyorum çünkü gerçek mağara biraz daha ilerde dağın arka tarafına giden yolun solunda. Bilmeyenler bu sahte mağaraya geliyor, burası özellikle mağara şekline getirilmiş; çünkü baraka kurmak ve satış yapmak için bu düzlük tepe daha uygun. Biz bildiğimiz için burada oturup birer çay içiyoruz. Bu baraka da soğuk su dahi var. Bir buzdolabı çıkartmışlar buraya. Hayret verici, bizim zor çıktığımız ve neredeyse kırk beş dakikamızı alan yoldan bir buzdolabı çıkartmak akıl almaz bir durum.<br />
Burada çaylarımızı içip arka tarafa, gerçek Sevr Mağarası’na gidiyoruz. Kimseler yok, ama bu mağara bildiğimiz tariflere tam olarak uyuyor. İçeri giriyoruz ve ürperiyoruz. Çok garip, arındırıcı bir ortam o mağaranın içi. Daha önce hiç tatmadığım garip hisler doluyor içime. Huzur dolu, feyiz dolu bir mekan. Gözlerimizi kapatıp sanki oradan başka âlemlere yolculuk yapıyoruz. Mistik bir havası var insanı dinlendiren. Umre boyunca geçirdiğim anlardan en güzel birkaç dakika burada geçiyor. Anlatılamayacak kadar harika birkaç dakika..</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Medine de başımdan garip ve komik olaylarda geçiyor.<br />
Medine’deyiz. Sabah namazından sonra Mescid-i Nebevi’nin etrafında bir arkadaşla dolaşırken bir kadın bize sesleniyor. Yanına yaklaşıyorum. Elleri ile gözlerini işaret ederek bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Pek bir şey anlamıyorum. Yaptığı hareketleri sürdürerek Rasülullah kelimesini tekrarlıyor. Şaşkın şaşkın bakarken ben, elleri ile yine gözlerini işaret ederek Rasülullah’ı göreceğim diyor. Ee teyze diyorum, peki niye burada oturuyorsun? Yaşlı teyze Türkçe konuştuğumu görünce gayet şaşırıyor. Çünkü bu kıyafetlerle benim Türk olduğumu anlamasına imkân yok. Burada bekleme teyze diyorum, şu ilerde kadınların giriş yaptığı bir kapı var, oradan gireceksin. Neyse teyzeyi kapıya doğru götürüyoruz. İlerde kendi gibi acemi olan arkadaşları ile karşılaşıyor. Bizi göstererek, bak diyor arkadaşlarına, bunlar Türkçe konuşuyor. Arkadaşla gülüyoruz. Teyze biz Türk’üz zaten diyoruz. Kapıya kadar götürüyoruz, teyze arkamızdan dua ediyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">Yine Medine’de Mescitte birkaç Türk’le muhabbet ediyoruz. İstanbul’dan gelmişler, Ümraniye’den. Biri vaizlik yapıyormuş. Bize soruyorlar İstanbul’un neresinden geldiniz diye. Vaizin yanındaki arkadaşlarından bir tanesi İstanbul’un neresinden olduğumu söyleyince, soruşturarak oturduğum mahalleye kadar öğreniyor. Sonra, hani o mahallede bir sütçü var diyor, motorla gelip süt satıyor. Evet diyorum, o sütçüyü tanıyorum. İşte ben o sütçünün abisiyim diyor. İstanbul’a geldikten sonra o sütçüyü gördüm yine mahallede; ama Medine’de ağabeyini gördüm deme şansım olmadı. Ama yine görürsem bu olayı ona da anlatacağım.. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma">(2006 Umre ziyareti)</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aleminrenkleri.com/2006/11/20/kutsal-topraklarda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

