Önceki yazıda internetin geçmişine bakıp birçok alışkanlığın IRC ile elde edildiğini ve ortaya konuşmanın sosyal ağlar için vazgeçilmez bir durum olduğunu söylemiştik. Bu yargıyı doğrulaması bakımından ICQ ve MSN Messenger’dan bahsedebiliriz. İkili iletişimden ötesine geçemeyen ICQ, 99’da MSN’in doğuşu ile pazar payının büyük bölümünü kaptırdı ve bu makas giderek açıldı. Facebook’a kadar dünyanın en çok kullanılan anında iletişim aracı olan MSN, kendini geliştiremediği ve bir iletişim aracından öteye geçemediği için hızla kredisini tüketip ICQ’nun kaderini yaşamaya mahkûm oldu. Son zamanlarda şirket yazılımın alanını ve etkileşim mantığını geliştirmeye çalışmışsa da paylaşım ve ortaya konuşma mevzusunu çözemediği için yeterli ilgiyi görmedi ve eski kullanıcıların yeniden MSN’e dönmesi mümkün olmadı. İkili iletişimden çoklu iletişime geçerken bu iki araç hala varlıklarını sürdürse de artık bir fanteziden ibaretler. Kullandığımız sosyal ağ teriminin çoklu iletişim araçlarıyla birlikte hayatımıza girmesine rağmen sosyal ağların atasının IRC olduğunu tekrardan söyleyip asıl meselemize dönelim.
Anlattığımız süreç sonucunda, günümüzde internet haberciliği, sosyal medya uzmanlığı gibi etkin ve önemli alanlar oluştu. İnsanların bir kısmı klasik haber araçlarından bilgi edinmeye devam etmekte ısrar etse de, bir kısmı haberleri sadece internetten takip ediyor. Firmalar reklam bütçelerine artık interneti de dâhil edip sanal dünyaya yatırım yapıyorlar. Sosyal medyada olup bitenler siyasilerin gündemine yansırken, siyasetin gündeminde ve dilinde olan şeyler de bazen klasik bilgi kaynaklarından önce internette kendisine yer buluyor. Köşe yazarları halkın tepkisini ve eğilimini anlamak için sokağa bakmak yerine artık Twitter’a bakıyor. İşte problem de burada başlıyor. Halkın eğilimlerini anlamak için sanal dünyadan veri toplamak veya sanal dünyada olup bitenleri halkın gündemi sanmak komikliğine düşüyor analistler çoğu zaman. Sanal dünyada bir olaya şu şekilde tepki verilmişse demek ki insanlar böyle düşünüyor, şeklinde üretilen fikriyat, bunun üzerinden geliştirilen yorum, gerçeği yansıtmaktan öte çarpık bir sonuca götürüyor.
Bunun en bariz örneği Van depremi konusunda yaşandı. Birkaç yüz adet kendini bilmez insanın “oh olsun” tarzındaki yorumları önce haber siteleri tarafından “insanlığın geldiği son nokta” olarak faş edildi. Ardından bu çirkin yorumları derleyip toplayıp yayın yapan siteler ortaya çıktı. Derken mesele siyasilerin kulağına kadar gitti. Birçok parti başkanı bu durumu kınayan açıklamalar yaptı, çirkin yorum yapan insanları lanetledi. Böylelikle bu çirkin yorumlardan –hiç alakaları yokken- halkın hepsi haberdar oldu. Hepimiz bu durumu lanetleyip yapılan şeyin kötü olduğunu söyledik. Yazarlar bu konu hakkında sayfalarca milyonlarca kafayı yemiş gibi çıldırasıya yazılar yazdılar. Çünkü kabul edilemezdi, depremde hayatını kaybeden insanlar için “ettiklerini buldular” nasıl denebilirdi, falan… İyi güzel de yapılan şeyin halk nezdinde bir karşılığı olmadığı gibi yapanların da temsil kabiliyeti yoktu. Birkaç yüz tane twit’i milyon kere kopyalayıp binlerce lanetleyip o kadar çoğalttık ki… Sosyal medyada ön plana çıkan şeyler genellikle sıradan olmaktan uzak absürd şeyler. Eğer bunların bir temsil kabiliyeti olduğunu düşünüyorsak internet aleminde başbakana yapılan hakaretleri de dert etmemiz gerekiyor. Irkçı grupların asmak kesmek hakkında yüzlerce yazıları var, Atatürk’e dahi küfür eden onlarca video var, PKK övgüsüyle bezeli binlerce yorum bulabilirsiniz. Bunlara bakıp “eyvahlar olsun” demek gereksiz. Eğer haber yapmak istiyorsanız milyonlarca sapıklık bulabilirsiniz sanal alemde. Ama bu absürtlüklerin halk nezdinde bir karşılığı yok.
Sokakta sıradan insanların konuşmadıkları, dert etmedikleri, gündeme almadıkları şeyler sanal dünyanın en çok konuşulan şeyleri oluyor çoğu zaman. O da ayrı bir garabet barındırıyor. Apaçık bir problem var. Ya sokağın hiçbir şeyden haberi yok, ya da sanal dünyanın sokaktan.
Genç Dergisi – Ocak 2012
Üç aylara mı girdik, ah Ramazan mı yaklaştı, hemen televizyonları doldurup şu cahil halkı aydınlatmalıyız, kandillerin bidat olduğunu bağıra çağıra söylemeliyiz, diye düşünen muhterem hocalarımızın sayısı günden güne artmaya başladı. Sadece hocalar değil, iki kitap devirip birkaç modern okuma yapan abiler ablalar acayip heyecanlılar bu günlerde. Çünkü söyleyecekleri çok orijinal şeyler var, içleri içlerine sığmıyor mübareklerin. Sosyal medyada şu tarz şeylere rastlamak oldukça mümkün: “arkadaşlar, dostlarım, sevgili spartalılar: kandiller bidattır!”. Vay canına, vay canına, işte bu! Oy gadanı alim senin, diyesi geliyor insanın. Tabii “kandil bidattır” mevzusu, okuma yapmaya başlayan salikin ilk dersi, arkası geliyor sonra: “salat-ı tefriciye okunmaz: günah”, “ayol bu tespihatların adetleri de uydurma”, “kabirnur namazı da nereden çıktı tü tü neüzübillah” vb. şekilde devam edip gidiyor. Salik okumalarını tamamlayıp zirveye vardığında, yani facebook’ta 500 takipçiye ulaştığında, derin okumalar sonucu elde ettiği bulguları bizimle paylaşmak lütfunda bulunuyor: “sevgili spartalılar: peygamberimiz de normal bir insandır, bizden bir farkı yoktur”.
Artık sözün gözle görülür bir değeri var. Kelimelerin kavramların bir ederi var. Bu işlerin piyasasının oluştuğu bir dönemdeyiz. Yeni fikirler yeni kavramlar doğuruyor, yeni sözler hayatın içinde anlam buluyor. Ama arka planda kıran kırana bir kavramlar savaşı da var ki dikkate değer. Avrupa’da üretilen kavramlar, ithal kavramlar çoğu kez sorgusuz sualsiz hayatımıza girebiliyorlar. Onlar üzerinden tartışıp onlar üzerinden fikir yürütmeye çabalıyoruz. Kavramı kim ürettiyse, o kavramın hakları da aslında onların elinde. Demokrasi kavramına ucundan değinsek bile bir ton patırtı kopar. Batı demokrasiyi ürettiği için demokrasiyi yayma ve taşıma haklarını da kendisinde görüyor mesela. Herhangi bir Müslüman toplum herhangi bir topluma demokrasi götürmek için yollara düştü mü? Ama batı her türlü numarasını çekip demokrasinin kadim sahibi olarak demokrasi kuryeliği yapıp durmakta… Bazen ambargolar, bazen savaş uçakları ve bazen de bombalar bu iş için kullanılıyor. Kültür emperyalizmi dediğimiz şeyin bir parçası olarak görebiliriz bu kavramlar savaşını. Ama artık teknolojinin getirileri ile birlikte savaşın mecrası değişmiş görünüyor. Global ve yerel ölçekte fikirler ve kavramlar hayatın her alanında bir çatışma bir savaş taktiği olarak kullanılacak bundan böyle. Ben buna kavramlar borsası diyorum. Fikirlere bir değer/eder/fiyat biçmem de bundan dolayı.