Bakliyat bölümünü hızlıca geçip konservelerin olduğu yere geldiğinizde, etiketleri ve markaları süzerken hızlıca; denizin kokusu ızgara balığın kokusuna karıştığında, balık ekmek dört lira bağırışları arasından yürürken elleriniz ceplerinizde; önlüğün kopan düğmesini sabah okula giderken anca hatırlayan oğlunuza reçel ekmek yedirirken ve bir yandan aceleyle düğmeyi dikerken; bir şarkı daha söyleyip geceyi bitirmeye karar verdiğinizde tozlu dumanlı sahnede; arka dörtlüye oturup okul çantanızı koltukla camın arasına yerleştirdiğinizde her zamanki gibi; erkenden yatan tüm yaşlılar gibi yatağınıza sokulmadan önce elinize geçen eski fotoğraf albümünü karıştırırken, halinizi hatırınızı sormak için arayan oğlunuz telefonu çaldırdığında; şehrin unutulmuş bir köşesinden yüklü vagonlarla bir tren daha kalkar.

Düğün fotoğraflarınızın olduğu sayfaya geldiğinizde gözlerinizden yaşlar süzülürken; kasadan geçerken şekeriniz çayınız makarnanız; geç kaldığı için ağlayıp zırlayan oğlunuzu ikna etmeye çalışırken okula gitmeye; şehrin unutulmuş bir köşesine boş vagonlarla bir tren daha yanaşır.

Otobüslerin ve uçakların aksine trenler, sessiz sakin, kimseye görünmeden geçip giderler şehrin tenha yerinden. Tren yolcuları da tıpkı trenler gibi yavaşça ve fark edilmeden dahil olurlar karmaşaya. Bazen aylar yıllar boyunca hiç tren görmesek de, yolcular bir kasabadan bir kasabaya, bir şehirden bir şehre her gün taşınır durur bu gürültünün sırtında. Koca geniş koltuklarıyla, boydan boya camlarıyla, bitip tükenmez gürültüleriyle trenler insan hayatında pek ilginç bir yere sahiptir.

Sahil boylarından, boş arazilerden, ormanlardan ve dağların içinden geçer demir yolları. Doğaya uyumlu bir yapısı, geçtiği yerle bütünleşerek akması sebebiyle diğer araçlardan daha yakın hisseder insan kendini trene. Yolculukları seven insanlar için bir tutku olan trenler, birçok insan için işi ucuza getirmenin zaruri bir yöntemidir. Ayrıca edebiyatçıların da özel bir ilgisi vardır trenlere karşı. İçinde tren geçen yüzlerce şiir, öykü, hikaye yazılmış ve belki sayısı yüzleri bulan kitaplar telif edilmiştir.

Güney Ekspresi’nin her seferinde üç-dört saat rötarlı gelişi, Van Gölü Ekspresi’nin ağır kokusu, Doğu Ekspresi’nde sere serpe uzanmış uyuyan yolcular; evet tüm bunlar, yakın bir zamanda tamamen tarihe karışabilir. Tıpkı buharlı trenlerin tarihe karıştığı gibi.

Bir süre önce Ankara – Eskişehir arasındaki demiryolu yeniden elden geçirilip düzenlendi, sonrasında bu hatta hızlı trenler verildi. Şimdilerde ise İstanbul – Eskişehir arasında bir çalışma var. Bu tarihten itibaren artık doğunun en ucundan kalkan birçok tren İstanbul’a ulaşamayacak. TCDD’nin yaptığı açıklamaya göre Eskişehir Ekspresi seferlerine ara verilirken Kars’tan kalkan Doğu Ekspresi artık Ankara’ya kadar gelecek. Diğer seferlerin saatlerinde ise yol çalışmasına göre saat değişiklikleri yapılmış. 2014’e kadar işler bu şekilde işleyecek.

Hızlı trenler geldiğinde, bizim bu külüstürlerin yüzüne pek bakılmayacak anlaşılan. Biz de kafamıza göre bir istasyon bulup inelim, Edip Cansever’le eski günleri yad edelim: “Ve zaman dediğin nedir ki Ahmet abi / Biz eskiden seninle / İstasyonları dolaşırdık bir bir / O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar / Nazilli kokardı”

Milat – 9 Ocak 2012