Sayım var gibi renksiz
Ahenksiz, gri, güneşsiz bir gün
Bakanın kalmadığı gökyüzüne
Sağı solu kapatmış şehir
Şehrin kırık dişleri, çanaklar
Rabıtada mıhlanmış
Yakınlar uzaktılar
Eskiler bilir…
Uzaklarda yükselip alçalan bir martı
Hava yağmurlu
Yavaştan çöken karaltı
Ötelerden yarı yaşanmış bir gün gelir…
Gri günün akşamında
Müstakil bir huzur
Martı kayboldu
Bacalar ve pencereler
Ot bulunur, taş bulunur…

en son beşinci sınıfta dizginlediğim duygularıma iğneler batırıp havaya fırlattı bu site…
tarif edemiyorum.aslına bakıldığında anlamsız,abuk subuk cümleler alt alta sıralanmış gibi…okuyan herkes kendince anlam yükleyebiliyor.bu şiirlerin konusu yok!! bu şiirler okuyucunun ta kendisi…okudukça sahipleniyorum:))benimmiş gibi geliyor şiirler. “al işte!! al!! benim mesele bu işte” diyorum.
hmm..”nasıl?” diye sorsalar…
hmm… nasıl desem…?…
AYNA!!:))
neyse..diyeceğim o ki;
güvenilir bir takipçi olarak sadece nisan sonundan beri tek bir şiir eklenmiyor diye hayıflanıyor,yoğun ve ünlemli ricalarda bulunuyorum
kendine kaçış ; rabıta, huzur ve kayboluş… güzel olmuş ya, bu şehrin karaltısında akşam eve gidip huzur aramaya benziyor… Şehirler karanlık… peki kalpler? Huzur bulmak için biraz yol katetmek lazım sanırım, kolay gelsin;)
İnsan, kendine kaçıp, kendi içine dönünce… Belki kitapların, şiirlerin, kelimelerin ahengine sığınınca gri bir günün akşamında, hayat ne kadar hırpalayıcı olsa da, bulabilir geçici bir huzur. Tüm bu karmaşanın ortasında, geçici de olsa, huzur bulabilmek, büyük nimet, olsa gerek…
Bu kadar karaltı ve ahenksizlik içinde müstakil bir huzuru neye borçlu?