Yetmiş yaşındaydım
Yetmemiş bir meyve gibi dünyanın dalında
Yetmeyen bir hayatın sonunda
Elinden tutup parka götürüp
Aklımı oynattım
Salıncağa bindirip, gülüp eğlenerek
Kediler vardı bıdık bıdık
Ayakları tombik bebekler
Küçük ablalar, yanaklarında benekler
Sakızdan çıkan kelebekler gibi
Tesisatlı arabadan gelen ninni sesi
Bastırdı bir annenin tencere taştı sesini
Tencere taştı, kaldırımlar taş
Taştan odalar içinde ağlayarak bir beşik taştı
Sütün taşması gibi
Sevdiğim semtlerden biri
Beşiktaş’tı
Islak mendil gibi
İşim yaş…

Eğlendiren ve güzel şeylerin
Yumrukluyor, dağıtıyorum çenesini
Ramazanda erzak dağıtır gibi
Mutlu ediyor beni
Taze armutlar ve umutlar
Umut var gazoz kapaklarının altında
Bakkalın oğlu Umut var
Bulut var havada, kan yüklü bulutlar
Çekiyor gözüme sürmeyi
Sevmem araba sürmeyi sevmediğim gibi
Ama sürdürürüm bu gidişi
Git işine demeden
Zehir eden bu anı dem eden
Demli çay tadında
Süzülüyorum demlikten.

Aklımı oynattım, götürüp parka
Eskiden kutu kutu pense bilmezdi
Söylenince arkasını dönmezdi
Dönmezdi gidip dönmeyenler gibi
Dönüyor çocuğun elindeki fırıldak
Dönüyor oysa dünya
Bugünü istiyor dün
Kız isteyen dünürler gibi
Ellerinde patik birde papatya
Patik gelecek vaat ediyor
Papatya bir seviyor bir sevmiyor
Süslenmiş sev diyor beni dünya.

Ben büyük bir yazarım
Ama küçük bir yazamam
Rakamlar büyüktür çünkü
Hep büyük olan babalar gibi.