Şarkın Sönmeyen Yıldızı: Ümmü Gülsüm

“Ala beledil mahbub” adlı şarkısı:                 

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

“Tholatheya el mokadasa” (tala’al bedru) 

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

“Walla zaman ya selahi”                         

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

SANATI ve SANATÇI KİŞİLİĞİ

Ümmü Gülsüm, konserlerinde sahnenin ortasına oturur ve arkasındaki büyük orkestranın okuyacağı şarkının giriş bölümünü seslendirmesini bekler. Orkestrasında ud, keman, kanun gibi klasik sazların yanında akordeon ve özellikle 1960’larda elektro gitar, org da yerini alır.

Sanatçının sahneye gelmesiyle seyirciler çılgınca tezahürat yaparlar, övgü dolu sözlerle onu yüceltirler. Salonda bulunanların onu gördüklerinde ayağa kalkarak bağıra çağıra övgüleri hiç şaşırtıcı değildir. Halk istisnasız tüm konserlerinde Ümmü Gülsüm’e olan hayranlığını, sevgisini bu şekilde gösterir. Sanatçı, seyircilerini sahnede elinde eksik olmayan mendiliyle, mahcup gülümsemesiyle, selamlar, sakinleştirmeye çalışır. Konserlerinde halkın arasından sahneye fırlayıp onun elini öpen hayranlarının sayısı hiç de az değildir.

Salondakiler Ümmü Gülsüm’ün şarkılarını dikkatle dinler, çoğu zaman kendilerinden geçercesine alkışlarlar. Bu alkışlar ve tezahüratlar şarkısını söylerken de beğenilen bölümlerde yinelenir çoğu zaman orkestra şarkıya ara vererek salonun sessizleşmesini, halkın sakinleşmesini bekler Ümmü Gülsüm de mahcup bir eda ile halkı sakinleştirmeye çalışır.

Ümmü Gülsüm’ün bir bakışıyla, hafif bir el işaretiyle herbirisi kendi enstrumanını en iyi çalan ustalardan oluşan orkestra aynı bölümü tekrar çalar. Böylece 30-40 dakikada bitmesi gereken şarkı bir saatte bazen daha uzun sürede biter.

Yazının devamı ve daha detaylı bilgi için -okumaya devam et – linkini tıklayın..


Ümmü Gülsüm, büyük bir doğaçlama ustasıdır. Hiç beklenmeyen bir anda sözcükleri uzatır ya da cümleleri yineler. Şarkılarında etkileyici bazı bölümleri defalarca tekrarlar ancak bu tekrarları o kadar ustaca yapar ki bundan herkes çok etkilenir. Söylediği şarkıları sahnede yorumlarken şarkının bestecisi bile ne kadar sürede biteceğini bilemez.

Gülsüm, makamla bestelenen şarkıyı süslemek ve değişimler yapabilmek için makamsal kurallar bütününü bozmadan belirli melodi pasajlarını katı ritmik biçimlerinden ayırarak kendi yorumu ile dinleyicilere sunar. Böylece beste ile beste içinde kendi seçtiği bölümlerin yorumları karşı karşıya gelir, ortaya çıkan gerilimse dinleyicilerde Arapların “tarab” dedikleri bir çeşit vecd-esrime oluşturur.

Ümmü Gülsüm’ün söylediği şarkılarda bu karşıtlığı vurgulaması en önemli özeliğidir . Müzikologlar tarafından sesi, tam anlamıyla “taklid edilemez” diye nitelendirilir. Aralarında kasidelerin de bulunduğu 280’in üzerinde beste seslendirdiği bilinir.

DOĞUMUNDAN 1952’ye KADAR YAŞAMI

Ümmü Gülsüm, yoksul bir ailenin son çocuğu olarak Mısır’ın Nil deltasındaki Dakhaliye eyaletinde Sinbillaveyn’in bir köyünde sazdan evlerden oluşan Tammay el Zahayrah’ta 4 Mayıs 1904’de dünyaya geldiği kabul edilir (Doğum tarihini 1898’e kadar götürenler vardır). Dindar ailesi onu nasıl bir geleceğin beklediğinden şüphesiz habersizdir. Köy, Nil Deltası’ndaki diğer yoksul köylerden farksız sazdan, en yükseği iki katlı evlerden oluşan küçük bir yerleşimdir. Babası Şeyh İbrahim el Seyid el Baltacı (öl.1932) küçük bir Cami’de imam, annesi ise Fatima el Maliji (öl. 1947) ev hanımıdır. Ümmü Gülsüm, bu ailenin üçüncü ve son çocuğudur. Mısır’da kız çocuklar evlenene dek baba adını kullandıklarından Ümmü Gülsüm’ün tam adı Ümmü Gülsüm İbrahim el Seyid el Baltacı’dır.

Hafız olan babası, yıllarca kendi köyünde ve çevre köylerde ilahi ve kasideler okuyarak ailesi için ek gelir sağlar. Ümmü Gülsüm, ilk müzik eğitimine henüz beş yaşındayken babasından öğrendikleriyle başlar. Ailesi onu köylerindeki bizde o dönemdeki mahalle mektebine karşılık gelebilecek bir okula yollar. Ancak buradaki hocanın ölümüyle Gülsüm kendi köyüne 7 km. uzaklıkta, Izbat el Hevval köyündeki okula gitmeye başlar. Burada Kur’an’ı yazmayı ve makamlara uygun olarak okumayı öğrenir. Bu arada köylerinde komşularının -hepsi de ailesininki gibi- küçük ve yoksul evlerine özellikle Ramazan gecelerinde giderek ilahiler, kasideler ve Kur’an okur. Bu meclislerde küçük kızların şarkı söylemeleri ayıp ve günah sayıldığı için kendisine erkek giysileri giydirilir. Gülsüm’ün babası onun müzik yaşamının başlangıcındaki gerçek hocasıdır. Böylece sesinin etkileyici güzelliği giderek bütün Delta’da yayılmaya başlar.

Mısır tarihine XX. yüzyıl ortalarına kadar damgasını vuran Hidivler sülalesinden Kral Fuad ve onun üzerinde bir güç olan İngilizler’in yönetimi sırasında ailesi sesini beğenenlerin israrlı önerileriyle 1923 yılında Kahire’ye taşınır. Kahire şüphesiz Mısır müziğinin kalbidir. Burada müzik eğitmenliğinin yanında saygın bir bestekar da olan Şeyh Abu’l ala Muhammed ile tanışır. Sanatçı, 1924-1928 yılları arasında kendisini keşfeden kişi olarak kabul edilen birçok şey öğrendiği hocasının dokuz bestesini seslendirir.

Bu sırada Ümmü Gülsüm, Kahire’nin zengin mahallelerinin evlerine giderek orada şarkılar okumaya başlar ve hatta kendi geldiği fakir, küçük dünyasından bambaşka bir dünyada bulduğu bu insanların bazılarıyla arkadaşlıklar da kurar. Ancak repertuarı başlangıçta hala babasından öğrendiği genellikle kendi yöresine ait şarkılardan oluşur. Bu şarkılarsa 1920’lerin Kahire’sinde artık tutulmamaya başlayan iki ya da dört kişilik erkek vokal grubu eşliğinde okunan şarkılardır. Bu dönemde yeni şarkılar hatta eski şarkıların yeni versiyonları bile daha müzikal ağırlıklıdır.

Mısır, bilindiği gibi Arapça’nın en güzel konuşulduğu yer olarak kabul edilir. Bu yüzden Klasik Arap Müziği’nde tıpkı Klasik Türk Müziği’nde Istanbul Türkçesi gibi Fossa denilen en iyi Arapça kullanılır. Bu Arapça ile halk arasında konuşulan Arapça arasında farklar vardır. Bu nedenle, sanatçının babası onu şiir ve Arapça dersleri için Mısır’ın en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilen ve Ümmü Gülsüm’ün de onun sözlerini yazdığı birçok şarkıyı okuduğu Ahmed Rami’ye götürür.

Ümmü Gülsüm, bu dönemde özellikle okuduğu kasideler ya da tawashih’ler okur. Ancak 1926’dan sonra aşk şarkıları okumaya ve 1928 yılına gelindiğinde ise artık Kahire’nin en başarılı icracıları arasında ilk sırada sayılmaya başlar.

Sanatçı, 1920’li ve 1930’lu yıllarda sanatçı taş plak kayıtlarıyla sesini duyurur. Ancak tüm Ortadoğu’da tanınması Ulusal Mısır Radyosu’nun 1934 yılında kurularak, onun şarkılarına yer vermesi 1935’de de film piyasasına girmesi ile olur.

Ümmü Gülsüm 1937 yılında konserlerini canlı yayınlamaları konusunda radyo ile anlaşma yapar. Sanatçı böylece, çoğunluğu kendisini hiçbir zaman görmeyen ve görmeyi hayal bile edemeyecek kadar yoksul ya da Mısır’dan uzaklarda milyonlarca kişilik dinleyici kitlesine bir anda ulaşır. Öte yandan halk tarafından da anlaşılabilen gündelik Arapça’yı edebi Arapça’nın yerine kullanarak okumaya cesaret ettiği şarkıları, fakir halk tabakaları içinde Ümmü Gülsüm’e olan hayranlığı, saygıyı ve sevgiyi yüceltir.

1930’larda repertuarı artık iyice popüler Mısır müzik zevki biçiminde şekillenir ve romantik aşk şarkılarını onun sesinden dinlemek artık insanlar için vaz geçilmez olur. Bu dönemde hatta daha öncesinden başlayarak 1924-1948 yılları arasında özellikle Muhammed el Kasabcı’nın (1892-1966) bestelerini seslendirir ve onun 72 bestesini okur.

Film piyasası da Ümmü Gülsüm’e geniş kitlelere ulaşabilmenin yanında maddi büyük yarar sağlar. Sanatçı, aralarında Muhammed Abdülvahab’ın da bulunduğu çeşitli sanatçılarla şarkılar okuduğu altı film çevirir.

Bu arada Gülsüm’ün filmlerinin de aralarında olduğu birçok Mısır yapımı film II. Dünya savaşı yıllarında tüm Ortadoğu ve Türkiye’de gösterilerek büyük beğeni kazanır. Şüphesiz Ümmü Gülsüm, Leyla Murad, Muhammed Abdülvahab gibi ünlü şarkıcıların filmlerinin normal olarak Arapça şarkılarla dolu olması Türkiye’de tek parti yönetimini rahatsız eder ve Arapça sözlü şarkılara sinemalarda yasaklar getirilir. Öyle ki dönemin CHP genel sekreterliği bu Arapça şarkılı filmlerin özellikle Arap kültürü etkisindeki Adana ve Mersin gibi kentlerde rağbet gördüğü, Türk diline darbe vurduğu gerekçesiyle filmlerin yasaklanmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı’na yazı gönderir .

Ümmü Gülsüm II. Dünya Savaşı yıllarında da şarkılarıyla tüm Ortadoğu’yu büyüler. Sanatçı, 1940’ların sonundan başlayarak gerçek anlamda Arap dünyasının tartışmasız en büyük sesi olarak ünlenir. Bu yıllar özellikle şair Bayram el Tunusi’nin şiirlerini ve besteci Zekeriya Ahmed’in bestelerini seslendirerek herkesi büyülediği sonradan Ümmü Gülsüm’ün altın çağı olarak adlandırılabilecek dönemdir. 1931-1960 arasında Zekeriya Ahmed’e ait otuz besteye ses verir.

Gülsüm, Mısır’ın en önemli bestecilerinden olan Riyad el Sonbati’nin 1935-1972 yılları arasında tam 89 bestesini seslendirir. Bunların birçoğu şair Ahmed Rami’nin ve bazıları da Mısır’da ‘Şairlerin Prensi’ olarak ünlenen Ahmed Şevki’nin dizelerini içeren besteler.

Ümmü Gülsüm, 1937 yılında sağlık sorunları nedeniyle Vichy’e gider, 1946 yılında ise guatr sorunları nedeniyle depresyona varacak kadar ümitsizliğe düştüğü hatta sahnelere veda etmeyi düşündüğü ağır bir rahatsızlık geçirir. Sorunları bunlarla da bitmez ve 1947’de birlikte yaşadığı annesini kaybeder. Ardından da kendisi Amerika’dayken erkek kardeşini…

Ümmü Gülsüm, ünü arttıkça Mısır aristokrasisinin en üst tabakasıyla tanışmaya ve arkadaşlıklar kurmaya başlar. Kral Faruk yönetiminde rejimin simgesi ve Mısır’ın dördüncü piramidi olarak kabul edilir. Bu arada kralın amcalarından biri olan Şerif Sabri Paşa 1946’da kendisiyle evlenmek ister, ancak sanatsal başarısı ne olursa olsun bir Nil köylüsünü kendilerine asla denk görmeyen kraliyet ailesi bu evliliğe derhal karşı çıkarak kınar. Dönemin Mısır aristokrasisi de bu evliliğe sıcak bakmaz. Ancak tüm bunlarda Şerif Sabri Paşa ile evlenme konusunda istekli olan Ümmü Gülsüm büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntü yaşar.

Tıbbi sorunlarının arttığı, Şerif Sabri Paşa konusunda hayal kırıklığı yüzünden duygusal olarak çöküntü yaşadığı bu dönemde Gülsüm, bestekar ve udi Mahmut Şerif’le evlenmeyi kabul eder. Ancak hem Ümmü Gülsüm hem de Mahmut Şerif tarafından bir hata olarak nitelendirilen üstelik hayranları tarafından da katıca eleştirilen bu evlilik ancak birkaç gün sürer.

Öte yandan Mısır’ın 1948’de İsrail’e karşı savaşta hezimete uğraması vatanseverliği ile bilinen sanatçıyı derinden yaralar. Ordusundan zafer bekleyen Ümmü Gülsüm bu olaya çok üzülür. Alınan yenilgiye rağmen kutsal savaştan dönen Mısır ordusuna konserle moral vermeye çalışır. Konserde dinleyiciler arasında savaşın kahramanlarından birisi ve ilerde Ümmü Gülsüm ile aralarında dostluk oluşacak Cemal Adülnasır da bulunur.


MISIR DEVRİMİ’NDEN VEFATINA KADAR

General Necip ve Albay Cemal Abdülnasır tarafından 23 temmuz 1952 tarihinde Mısır’da Kral Faruk yönetimine karşı darbe yapılır. Kral ülkeyi terk ederek Avrupa’ya gider. Ancak yatıyla İskenderiye limanından Faruk’u sessiz gözyaşlarıyla uğurlayan yüzbinlerce kişi devrimcileri endişelendirir. Her devrimin yaptığı gibi önce eskiye ait ne varsa yasaklamaya, yok etmeye başlayan yeni yönetim Ümmü Gülsüm’ün radyo konserlerine de yasak getirir.

Bunun üzerine Gülsüm, gazeteci Amal Fehmi’yi telefonla arayarak olayı büyük bir üzüntüyle haber verir. Fehmi, derhal Kahire’de devrim konseyinin karargahına giderek Andünnasır’la konuyu görüşür. Kendisi bir Ümmü Gülsüm hayranı olan ve Kral Faruk zamanındaki tüm konserlerini dinleyen albay Abdünnasır, gazeteciye bu olaydan haberi olmadığını hayretle söyleyerek sorumlu kişiyi çağırır. Ona “…Ümmü Gülsüm’ün radyo yayınlarını yasakladınız mı?..” diye sorar. Adam gayet inanarak “…Yasakladık çünkü o eski rejimin simgesiydi…” deyince küplere binen Abdülnasır “Peki o zaman Nil’i kuruttunuz mu, piramitleri yıktınız mı onlar da eski rejimin sembolleri değil miydi? Hemen bu kararı düzeltin!” diye emreder.

Böylece yeni devrimle Ümmü Gülsüm adeta bütünleşirler. Sanatçı gerçek bir yurtseverdir ve şarkılarıyla devrimi taçlandırır. O dönemde tüm Arap dünyasında en iyi tanınan iki isim Abdülnasır ve Ümmü Gülsüm’dür. Bu iki kişinin arasında da saygın bir dostluk oluşur.

Radyo yayınları Ümmü Gülsüm’ün ününe ün katan, şüphesiz onu geniş halk kitlelerine ulaştıran bir aracı olur. 1937’den başlayarak yıllarca her ayın ilk Perşembe gecesi Kahire Radyosu tarafından canlı olarak yayınlanan Ümmü Gülsüm konserleri bir anda Kahire, Beyrut, Şam, Riyad ya da Bağdat, Kazablanka gibi başkentlerin sokaklarının boşaltır. Herkes bu etkileyici sesin lezzetine varabilmenin mutluluğuna ulaşmak için evlerine ya da sokak aralarında komşularıyla birlikte dinleyebildikleri radyolarının yanına koşar. Konser günlerinde Arap ülkelerinde liderler demeç verecekse ya da önemli bir duyuru yapılacaksa Ümmü Gülsüm’ün konserinden hemen öncesi bunun için tamamen en uygun andır. Bu konserler sırasında diğer Arap ülkeleri radyolarında bir lider tarafından konuşma yapmaksa, aynı konuşmayı kimse dinlemediği için başka bir gün yinelemeyi gerektirir.

Bugün bizde de hala Mersin, Hatay ya da Adana’da bazı yaşlı insanlar anne babalarının Ümmü Gülsüm dinleyebilmek için kendilerini erkenden yatırdıklarını ya da radyoyu iyi duyabilmek için konuşmalarına izin vermediklerini anlatır.

Sanatçı 1954’de, evliliğiyle ilgili başından geçen üzücü olaylardan sonra şair Ahmed Rami’nin kendisiyle tanıştırdığı Dr. Hasan el Hifnavi ile evlenir. Dr. Hifnavi, kendisi gibi Nil Deltası’ndaki köylerden birindendir. En az Ümmü Gülsüm kadar tutucu bir çevrede yetişerek, 1940’da bitirdiği okulundan sonra dönemin en tanınmış deri uzmanlarından biri olur. Bu evlilik Gülsüm’ün, Mahmut Şerif’le yaptığı evliliğin aksine halk tarafından da kabul görür.

Ümmü Gülsüm 1955’ten başlayarak dönemine uygun aşk şarkılarını ününe ün katacak şekilde büyük bir başarıyla seslendirir. 1957’den başlayarak 1973’e kadar Mısırlı besteci Beliğ Hamdi’nin eserlerinden de okur.

Muhammed Abdülvahab (1907-1988) ve Ümmü Gülsüm 1920’lerde Kahire’de tanışır. Abdülvahab, Klasik Arap Müziği’ne getirdiği pekçok yenilikle modern Arap müziğinin kurucusu kabul edilir. Kralların ve prenseslerin şarkıcısı olarak ünlenen Abdülvahab’ın 1964 yılında bestelediği sözleri Ahmet Şefik Kamil’e ait “Inta Omri(Sen Benim Ömrümsün)” Ümmü Gülsüm’ün seslendirdiği bugün bile en çok sevilen şarkılarındandır. O kadar ki “Inta Omri” için Mısır’da “tüm zamanların en iyisi” diyenler vardır. Şarkının etkileyici giriş bölümü Türkiye’de arabesk müzikte kullanılır. Neşe Karaböcek bu şarkıyı okur. Son olarak 2004’de Yonca Evcimik “Aşkım” adıyla sözlerini kendisinin yazdığı bir şarkıda bu besteyi kullanır.

Abdülvahab, 1964’den sonraki yıllarda da Gülsüm’ün okuyarak milyonları büyüleyeceği şarkılar besteler. Ayrıca rahmetli Yıldırım Gürses “Bir Garip Yolcuyum Hayat Yolunda” adlı çalışmasında Ümmü Gülsüm’ün seslendirdiği ve bestekar Riyad Al-Sonbati’nin Aqbal Al Layl adlı eserinin ara nağmesini kullanır.

Araplar için trajik bir sonla biten 1967 Arap-İsrail savaşının ardından Ümmü Gülsüm yenilgiye uğrayan ülkesinin kırılan onurunu yeniden güçlendirmek ve ülkesine yardım toplamak amacıyla Arap ülkelerini kapsayan yardım kampanyası için turneye çıkar. Mısır hükümeti için kazanç dolu bu gezilerde Arap liderlerle görüşerek ülkesi için elinden geleni yapar.

Yükselen Arap milliyetçiliğinin de etkisiyle Libya’da 1969’da Muammer Kaddafi ve Abdüsselam Callud liderliğinde Türk dostu Senusi ailesinden Libya Kralı İdris es Senusi’yi devirmek için bir devrim planlanır. Devrimin tüm şartları 21 Mart’ta hazırken aynı gün Bingazi’ye gelip konser verecek olan Gülsüm yüzünden Libya devrimi uygun şartlar yeniden değerlendirilerek tam beş ay ertelenir . O gece hem devrimciler hem de kraliyet ailesi üyeleri Ümmü Gülsüm’ü dinlemek üzere Bingazi’deki konser salonunda yerlerini alır. Devrimciler o gece devrimi değil ülkelerini onurlandıran qawqab ash shark’ı dinlemeyi isterler. En azından şimdilik…

Ümmü Gülsüm’ün sağlığı yaşlandıkça dramatik bir şekilde bozulmaya başlar ve eski rahatsızlıkları yeniden ortaya çıkar. Sanatçı, 1972 yılının Aralık ayındaki ilk konseri sırasında bayılacağını hisseder ve bu, sanatçının verdiği en son konser olur. Ancak sağlık sorunlarına rağmen hep bir ümitle bir daha sahneye çıkacağını düşünerek ileriye dönük çeşitli planlar yapar.

Sözlerini Muhammed Abdülvahab’ın yazdığı Beliğ Hamdi tarafından bestelenen “hakam aleyna al hawa” şarkısını 1973 yılı baharında konser salonunda okumak ister. Ancak sağlığı buna izin vermez. 13 Mart 1972 tarihinde bu besteyi seslendirmek için kayıt stüdyosuna gider ancak ayakta duramayacak kadar güçsüz olduğundan bir sandalyeye oturur. Kayıt tam on iki saat sürer bunun ardından da şarkının ilk kez okunacağı konser iptal edilir. Bu nedenle “hakam aleyna al hawa” hiçbir zaman seyirci önünde canlı olarak okunamaz.

Ümmü Gülsüm’ün Kahire’de düzenlenen cenaze törenine 4.5 milyon kişi katılır…

Sanatçı, 21 ocak 1975’de, ölümüne yol açacak olan böbrek rahatsızlığına yakalanır ve Hastaneye gitmek istemez çevresindekilere ‘hastaneye gidersem öleceğim.’ der. Hastalığı hakkında Al Ahram gazetesi günlük bültenler yayınlar, Ulusal Suriye Radyosu hastaneden kurduğu telefon bağlantısıyla sanatçının hastalığıyla ilgili gelişmeleri dinleyicilerine duyurur. Kahire’nin Zamalik semtindeki evinin önü sağlığı hakkında bilgi almak isteyen sevenlerince doldurulur. 4 Şubat 1975 günü Mısır radyolarından aralıksız Kuran-ı kerim okunarak Ümmü Gülsüm’ün kalp yetmezliği nedeniyle vefatı dünyaya duyurulur. Arapların sevgilisi, seslerin en güzeli hayata veda eder.

Cenazesine katılmak için, yalnızca Mısır’dan değil birçok ülkeden liderler, bakanlar, şairler, yazarlar Kahire’ye akın eder. Cenazesi Kahire caddelerinin o zamana kadar gördüğü en büyük kalabalıkla uğurlanır Ümmü Gülsüm. Tabutu eller üzerinde gözyaşları ve ‘güle güle her zaman seveceğimiz şarkıcımız’ sesleriyle hayattayken çok sevdiği El Seyid Hüseyin Camisi’ne götürülür. Cenaze namazı kıldıracak olan imam onun için övgü dolu bir son konuşma yapar, dindarlığını vurgular. Ümmü gülsüm’ün cenaze törenine 4.5 milyon kişi katılır. Mısırlı lider Cemal Abdülnasır’ın cenaze törenine katılan kişi sayısının 3 milyon olduğu düşünülürse sanatçının Mısır için ne anlama geldiği daha iyi anlaşılabilir.

EN SEVİLEN ŞARKILARI

Sanatçının unutulmaz yorumları arasında;

ala beledi mahbub (sevgi dolu beldeye) -mısır için söylemiş- (1936), la talaveyni (1938), bukra el safar (yarın yolculuk) (1940), ene fintazarak (seni bekliyorum)(1943), gannili şuveyye şuveyye (bana yavaş yavaş şarkı söyle 1946), el emel (1946), Rubaiyyat el Hayyam (Hayyam’ın Rubaileri-1949), şems el asil (1955), Miş mümkün ebeden (sonsuza kadar olmaz) (1961), El hob kida (işte böyle aşk)(1961), Zalimni’l hob (aşk bize zulümdür)(1962), Sireti’l hob (1964), Inta ömri (1964), Baed annak (1965), Inta el hob (sen benim aşkımsın-1965), emel hayati (hayatımın emeli-1965), Fakkarouni (beni düşün)(1966), El-Atlal (harabeler-1966), Hadis el Ruh (Ruhumun sözleri-1967), Leyleti’l hob, Fat el ma’ad (1967), Hazihi leyleti (1968), Alf Leyla ve Leyla (binbir gece-1969), Daret el eyyam (geçip giden günler-1970), El selasiyeti’l mukaddese (kutsal üçleme-1972), Hakam aleyna el hava (1973) sayılabilir.

Kaynakça;

Alkan, T., Her Daim Ümmü Gülsüm, Aksiyon Dergisi S. 488, Istanbul 2004

Cantek, L., Türkiye’de Mısır Filmleri, Tarih ve Toplum Dergisi S. 204, Istanbul 2000

Danielson, V.,The Voice of Egypt, Chicago 1997

Özyıldırım, M., Ümmü Gülsüm, Cumhuriyet Dergi, Istanbul 2002

Özyıldırım, M., Doğumunun 100. yılında es – sett, Milliyet Sanat Dergisi (Haziran 2004), Istanbul 2004

Özyıldırım, M., Şarkın Sönmeyen Yıldızı Ümmü Gülsüm, Orkestra Müzik Dergisi (Temmuz 2004), Istanbul 2004

Özyıldırım, M., Doğumunun Yüzüncü Yılında Ümmü Gülsüm, Metafor Dergisi (sayı II), Konya 2004

Touma, H., H., Die Musik der Araben (çev. M. Şahiner), Internationales Institut für vergleichende Musikstudien Heinrichsofen_bücher Wilhelmshaven, Almanya 1999

Tournier, M., Altın Damla, Ayrıntı Yay. Istanbul 1996

 

Bu yazıda kullanılan bilgiler ve fotoğraflar http://omkalsoum.sitemynet.com adlı siteden alınarak derlenmiştir. Siteyi hazırlayan Murat Özyıldırım’a emeklerinden dolayı teşekkür ediyor, saygı ve sevgilerimizi iletiyoruz.