“O vakitler evlat, halk Ak Parti’nin yanında olduğu için sosyalistler halkın yanında olamadı”
Gandalf
İnsan bazen durur düşünür ve der ki: “neden durup düşünecekmişim ki?”. Oysa durmadan da düşünebilirsiniz ve cümleyi alışılagelmiş formunda kullanmak muhafazakar bir harekettir. Biraz daha açarsak meseleyi: daha da karmaşık bir hal alacaktır. Meseleyi geniş geniş ele almak veya kelimenin tam anlamıyla derine dalmak, işlerin karışmayacağı manasına gelmediği gibi, dipten kum kaldırmak da olası sonuçlarından biridir.
Meseleyi daha açmak, kavram dünyasına elde pipolu düşünlerle adım atmak eylemi, daha önce kavramsallaştırılmadığı için bana bir cümleye mal oldu. Yeni kavramların yoksunluğundan, kadim kavramların üzerine oturan ‘aksam’lar, terbiyesizliğinden gidip hocanın koltuğuna oturan talebe gibi pişkince sırıtıyor.
Kırk dört milyon yıldır solun sol olmadığı, sağın da sağ olmadığı –birkaç milyon yıl fetret görse de- söyleniyor ya hani, -neye yarıyorsa sanki- bununla alakalı. İşin kötüsü solun aslında sağ olduğundan başka söyleyecek bir şeyimizin olmaması da bununla alakalı. Bu: Mantık dersinden atılan talebenin tanımlarla alakalı babı kaçırması belki. Derse hiç girmeyenlere Kemalist diyoruz, zılgıt yiyip kovulanlara laik, dersi kaynatanlar İslamcı.
Muhafaza etmeyi, yani korumayı ilk bırakanların İslamcı olmaları, şuan karşılaştıkları muameleye bakınca komik görünüyor. “Şeriat” kavramını hıfz (saklamak, korumak) etmeyi bırakmak üzerine kurulu İslamcılığın nasıl muhafazakar olması beklenebilir ki. Dört milyon yıl öncesinin kafasıyla güzelleşen Kemalistlerin çağdaş olmalarını bekleyemeyeceğimiz gibi.
Yeni tanım bulamadığında boş bulduğu tanımının kucağına oturan anlam/durumlarımız saymakla bitmez. Örnekler üzerinden gitmenin faydalarından yararlanıp “mücahid” üzerine düşünelim. Allah için Allah yolunda cihad eden kişiyi tanımlar. İsmi faildir. “aktivist” ise iyilik peşinde koşan, vicdanının ( emredilen üzerinden değil sorumlu olduğunu düşündüğü şey üzerinden) sesini dinleyip eyleme geçen kişiyi tanımlar. Bu iki kavramın karşıladığı faillerin eylemi bazen aynı konu üzerinde buluşsa da temelde durumları farklıdır. Biz aslında kafir olduğu için “mücahid” diyemediğimiz, iyilik için eyleme geçen faile “aktivist” demeliyiz. Bir Müslümanın kendine “aktivist” deme terbiyesizliğine düşmesi muhafaza etmeyi beceremediği “mücahid” kavramını kaybedişi yüzünden.
Yazı fazla ciddi olmuş ve ben nasıl cıvıtacağımı bilemedim. Bari şu saniyede arkadaşımdan gelen bir SMS’i yazayım da konuyu tatlıya bağlayalım:
“Ne koca denizlere sığdırabildik umutlarımızı, ne martılar gibi özgür olabildik dostlarımızla. Ne gelenlere hoş geldin diyebildik ne gidenlere içten bir hoşça kal. Ama şimdi ne yapıyoruz? Hepimiz ayrı şehirlerde yalnızlık oyunu oynuyoruz, başımızı dik tutuyoruz. Slm olsun yelkenlilere, slm olsun gönülden çıkmamış bütün dostlara… İbrahim Karaduman”
Anlıyorsunuz değil mi? Bunlar önemli.
Protokol camilerinin özel bir ziyaretçi kitlesi var. Normalde camide ve hatta caminin avlusunda bile göremeyeceğimiz türden, ancak aynı bize benzeyen, mesela pantolonun arkasında cebi olan, ilginç insanlar bunlar. Genellikle cenaze törenleri için geldikleri protokol camiinde, yüzlerinin büyük bir bölümünü kaplayan kocaman siyah gözlükler takarlar. Yakalarına da merhum şahsın fotokopiyle çoğaltılmış fotoğrafını iğnelerler. Renkli fotokopi adet olmadığı için, ölen amca milletin ütülü yakasında, siyah beyaz bir gülümseyişle güler bize.
